KUBİLAY OLAYI...
Cumhuriyet
rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık
olduğu ikinci
önemli irtica olayı...
23
Aralık
1930
"Kubilay
Olayı",
Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biridir.
Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç
silinmedi.
Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.
Adı
Mustafa Fehmi Kubilay. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep.
Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. Kubilay bir
öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir'in
Menemen
İlçesi'nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24
yaşında.
Bu
genç insan, Menemen’de 23 Aralık 1930’da şeriat isteyenler
tarafından öldürüldü. Olaylara müdahele
etmek
isteyen iki bekçi de katledildi. Genç Cumhuriyet
rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu
ikinci
önemli irtica olayı, "Menemen Olayı - Kubilay Olayı" olarak
tarihe
geçti.
Menemen
olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi.
Kubilay "devrim şehidi" olarak simgeleşti.
MENEMEN
OLAYI
Derviş
Mehmet isminde bir yobaz ve altı silahlı arkadaşı 23
Aralık 1930
günü Menemen'e gelmişler ve camiye girerek
üzerinde dini
ibareler yazılı bir bayrakla, camide bulunanları ve
merakla cami
önüne toplananları, kendileriyle birlik olmaya
davet
etmişlerdir. Derviş Mehmet halka hitap ederek; "Ey
Müslümanlar, ne duruyorsunuz; Halife
Abdülmecit hududa
geldi, Sancak-ı Şerif çıktı, gelin altında
toplanalım, şeriat
isteyelim" diye bağırmıştır.
Gösteriler ve tekbirlerle dini
ibareler bulunan
bayrağı Hükümet Konağı önündeki
meydana
dikmişlerdir. Toplanan halkı dağıtıp bu yobazları
yakalamaya, mesleği
öğretmenlik olan Yedek Asteğmen Kubilay Bey'in askeri
müfrezesi görevlendirilmiştir. Kubilay Bey,
şakilere
nasihatta bulunarak; yaptıklarının hatalı, sakıncalı ve
kötü
bir şey olduğunu belirterek vazgeçmelerini ve
dağılmalarını
söylemiştir. Şakiler buna mavzer kurşunu ile cevap
vermişlerdir.
Kubilay Bey kendisini korumak için tabancasını
çekmiş ise
de, bir kurşunla yaralanarak yere düşmüş ve
gözleri
dönmüş canilerden biri, yaralı Kubilay Bey'in
üstüne atılarak boğazından kesip başını
gövdesinden
ayırmıştır. Bu arada iki mahalle bekçisini de şehit
etmişlerdir.
Olay
yerine yetişen askeri birlik ve
jandarmalar şakilerin teslim olmalarını istemiştir. Bu isteği
reddeden
yobazlar ateşle karşılık vermişlerdir. Çatışma sonucu
Derviş
Mehmet ve iki arkadaşı vurularak, ikisi de yaralı ele
geçirilmiştir. Diğer ikisi de iki gün sonra
yakalanmıştır.
Araştırma sonucu; olayın bölgesel bir nitelik taşımadığı,
organize
bir şebekenin düzenlediği, Cumhuriyet'i yıkmak amacını
güden
irticai ve siyasi bir hareket olduğu ortaya çıkmıştır.
Bunun
üzerine Hükümet, Menemen ilçesi ile
Manisa ve
Balıkesir illerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan
etmiştir. Yakalananlar muhakemeleri sonunda ağır cezalara
çarptırılmışlardır.
Atatürk'ün
orduya mesajı...
28 Aralık
1930
23
Aralık
1930 Salı günü meydana gelen olay üzerine
Cumhurbaşkanı
Mustafa Kemal Atatürk, 28 Aralık’ta orduya başsağlığı mesajı
yayınladı.
İçişleri
Bakanı
Şükrü Bey (Kaya) ile Ordu Komutanı Fahrettin Paşa
(Altay), 27 Aralık’ta, İstanbul’a giderek Dolmabahçe
Sarayı’nda
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e olay hakkında bilgi
verdiler.
Mustafa
Kemal Atatürk, 28 Aralık’ta orduya başsağlığı mesajı
yayınladı.
Atatürk mesajında," Büyük ordunun kahraman
genç
zabiti ve Cumhuriyetin mefkûreci muallim heyetinin kıymetli
uzvu
Kublay Bey, temiz kanı ile cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve
kuvvetlendirmiş olacaktır" dedi.
Atatürk,
"Mürtecilerin
(gericilerin) gösterdiği vahşet karşısında
Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının
bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için
utanılacak bir hadise" olduğunu belirtti.
Genelkurmay
Başkanı
Fevzi Paşa da aynı tarihte yayımladığı bir tamim ile
Atatürk'ün mesajını orduya tebliğ etti.
Cumhurbaşkanı
Mustafa
Kemal Atatürk'ün, orduya mesajı şöyle:
28 Aralık
1930
Gazinin
Orduya Taziyetnamesi
Menemen’de
ahiren
vukua gelen irtica teşebbüsü esnasında Zabit
Vekili
Kublay Beyin vazife ifa ederken duçar olduğu
akıbetten
Cumhuriyet ordusunu taziyet ederim. Kublay Beyin şehadetinde
mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında
Menemen’deki
ahaliden bazılarının alkışla tavripkâr bulunmaları,
bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler
için
utanılacak bir hâdisedir. Vatanı müdafaa
için
yetiştirilen; dahilî her politika ve ihtilâfın
haricinde ve
fevkinde muhterem bir vaziyette bulunan Türk zabitinin
mürteciler karşısındaki yüksek vazifesi
vatandaşlar
tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe
yoktur.
Menemen’de
ahaliden bazılarının hataları bütün milleti
müteellim
etmiştir. İstilânın acılığını tatmış bir muhitte
genç ve kahraman Zabit Vekilinin uğradığı
tecavüzü
milletin bizzat cumhuriyete karşı bir suikast
telâkki
ettiği ve mütecasirlerle, müşevvikleri, ona
göre takip
edeceği muhakkaktır. Hepimizin dikkatimiz bu mes’eledeki
vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkile yerine
getirmeğe
matuftur.
Büyük
ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin
mefkûreci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kublay
Bey, temiz
kanı ile cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve
kuvvetlendirmiş
olacaktır.
Reisicumhur
Gazi
Mustafa Kemal
Büyük
Erkânı
Harbiye Reisi Müşir Fevzi Paşa Hazretleri, şu tamimle
mektubu orduya tebliğ etmiştir:
(Ayın
Tarihi,
cilt 20)
"Zabit
Vekili Kublay Beyin feci bir surette vuku bulan şehadeti
münasebetile Reisicumhur Hazretlerinin ordumuza
taziyetnameleri
sureti aynen yukarıya dercedilmiştir. Bütün kıtaat
ve
müessesatta umum zabit ve neferler muvacehesinde merasimi
mahsusa
ile okunmasını tamimen tebliğ ederim.
Yüksek
ordumuz
hakkında her vakit ızhar buyurulan ve bu defa da pek âli
bir surette tecelli eden bu muhabbet ve hlssiyatı
âliyeye karşı
ordumuzun lâyezal rabıta ve şükranları Reisicumhur
Hazretlerine bizzat arzolunmuştur. Bu kahraman arkadaşımızın
şehadetinden dolayı teessürlerimi ifade ederken, bu aziz
şehidin
ruhunu tebcilen zati taziyetlerimin de bütün ordu
arkadaşlarıma iblâğını ayrıca rica ederim."
Başbakan
İsmet
Paşa'nın (İnönü) konuşması...
1 Ocak 1931
Başbakan
İsmet
Paşa soru önergesini cevaplandırırken, "Bu hareketler Devlet
ve Cumhuriyet aleyhine men tecavüz ve kast mahiyetindedir"
dedi.
Önerge
sahibi
Mazhar Müfit Bey de, "Kubilay
gibi
içinde binlerce
kişi bulunan ve daima o kara yılanın gırtlağına sarılacak ve
daima
ezecek ve zehrini saçamıyacak bir hale sokacak bir
gençlik vardır" diye konuştu.
Başbakan,
konuşmasında
şunları kaydetti:
"Siyasette
aranılan
şey bir takım adamların ve bilhassa politikacıların dini ahar
fertlerin hürriyeti aleyhine ve Devletin kanunları aleyhine
bir
vasıtai taarruz olarak kullanmamalarıdır. Memnu olan şey budur.
Hâdisede görüyoruz ki cehaletleri -bir kısmın
cehaleti
- olabilir. Bir kısmının bilerek tasmimlerile ve cümlesi din
elden
gidiyor behanesile bu adamlar müteariz bir istikamete
sevkolunuyorlar. Bu hareketler Devlet ve Cumhuriyet aleyhine men
tecavüz ve kast mahiyetindedir."
"Dinle
dünya işlerinin ayrılması meselesinin ruhu buradadır.
Lâyik
idarede herkes itikat ve vicdaniyetinde her türlü
maniadan ve
memnuiyetten âzadedir."
Başbakan
İsmet
Paşa'nın konuşmasından sonra, önerge sahibi olarak Denizli
Milletvekili Mazhar Müfit Bey söz aldı. Mazhar
Müfit
Bey, şöyle konuştu:
"Muhterem
şehit
Kubilay’ın ruhu müsterih olsun, onun ideali, onun
mefküresı olan Cumhuriyet ve inkılâbını kimse tevakkuf
ettiremez. O daima yürüyecektir ve daima
yürüyecektir. Çünkü efendiler, Kubilay
gibi
içinde binlerce kişi bulunan ve daima o kara yılanın
gırtlağına
sarılacak ve daima ezecek ve zehrini saçamıyacak bir hale
sokacak bir gençlik vardır.
Bütün
vatandaşlar
müsterih olsun ki Cumhuriyet rejimi ve inkılâp,
bu, tevkif edilemez, yürüyecektir, efendiler "
Başbakan
İsmet Paşa'nın (İnönü), Denizli Milletvekili Mazhar
Müfit (Kansu) ve 43 arkadaşının verdiği soru önergesi
dolayısıyla yaptığı konuşma şöyle:
(1
Ocak
1931)
BAŞVEKİL
İSMET
PAŞA (Malatya) - Kânunuevvelin 23 üncü
günü Menemen’de hadise vukua geliyor. Bu hadise
hakkında
aldığımız ilk raporlar; dökülen kanlar için
bize
şiddetli bir teessür ve vak’anın mahiyeti itibarile
üç
dört betbahtın devlet kanunlarına karşı çılgınca
hareketi
ve derhal cezalarını görmeleri fikri uyandırdı.
Müteakip
raporlar Kublay Beyin yaralandıktan ve dermansız
düşdükten
sonra şerirler tarafından tecavüze uğradığını -eleminizi
tahrik
etmiyeyim, tafsilâtını hepimizin bildiği tarzda-
vahşiyane
muamele gördüğünü bildirdi. Ayni zamanda
nazarı
dikkatimizi celbetmiş olan şey, hadisede hazır bulunan halkın
ilk
raporlara göre kayıtsız ve hissiz bir halde seyirci
kalmasıdır. Bu
kadar malûmat bile eşkıyanın dolgunluğunu,
husumetlerindeki
vahşetin havsalanın almıyacağı derecede köklü
olduğunu sonra
etrafta bulunan kalabalığın, seyircilerin anlaşılmaz bir
haleti ruhiye
içinde şaşkın - lehlerine tefsir etmek için -
şaşkın bir
halde bulunduklarını bize telkin ediyordu. Fakat meselenin bu
kadarı da
ehemmiyetle nazarı dikkatimizi celbetmek için
kâfi idi.
Bundan sonra aldığımız rapor, hadise hakkında bildiğimiz
tafsilâttan bir kısmını verir ki seyredenlerden bir
kısmının
tasvipkâr bir haleti ruhiye gösterdiklerini
ilâve
ediyordu. O zaman bir kaç noktai nazardan hadise
bütün
intibahımızı açmış, bütün nazarlarımızı kendi
üzerine celbetmiş bir hale geldi. Kanuna karşı hareket
karşısında
son kuvvet olmak üzere celbolunan bir asker
müfrezesinin
başında bulunan 21 - 22 yaşında bir çocuk, hiç
vazifesi
olmadığı halde, bilâkis kendisini celbeden
ihtiyaç ve
kendisinin esas san’atı derhal silâhını kullanmağı
emrettiği
halde onun asaleti, toplnmış olan vatandaşları kan
dökmeden
nasihatla, ihtarla yola getirmek gayretine sevketmiştir. Bu
asaletin 21
- 22 yaşında bir gence karşı hazırladığı muamele hiç
bir suretle
kabul tefsir ve tevil görünmüyordu.
Hepimiz
ailelerimizde
yetişdirdiğimlz çocuklardan bir kurban vermiş
olduk. Hepimiz bu kurbanda vatan için büyük
ümitlerle yetiştirilen genç ve kahraman
zabitlerden
vatandaş elile feda edilmiş bir şehit (vaziyeti)
gördük. Bir
taraftan teessür ve teellüm, zaptolunmaz bir halde
iken,
diğer taraftarı da Devlet memuru ve Büyük Millet
Meclisi
karşısında mes’ul adamlar sıfatile, hadisenin mahiyet ve
hakikatını
tetkik etmek mecburiyetinde bulunduk.
Bir
muhit
ne kadar zehirlenmiş olmak lâzımdır ki insanlar temiz
tefekkür ve muhakeme kabiliyetinden bu kadar aşağı
dereceye
düşsünler. Hikâyesine tahammül
edemediğimiz
manzaraların filen vukuunu bu kadar soğuk kanlılıkla
seyredebilsinler.
Sonra
Devletin
müsellâh kuvvetleri hadiseye çağırılmışken,
bu kuvvetlerin ellerindeki silâhın hiç şüphe
götürmez kudretlerine, muhakkak işletilmesine karşı
bu kadar
meydan okur bir haleti ruhiye gösterebilsinler!
Müddei
umumî
derhal işe vaziyet etti. İlk temaslardan az zaman zarfında,
hakikaten adliyenin gayret ve dirayetile, bir çok
hakikatlar
meydana çıktı. İlk çıkan hakikatlar hadiseyi ika
eden
çetenin on gündenberi böyle mehdilik fikrini
etrafa
yaydıklarını, husumet saçtıklarını, sonra uğradıkları
bazı
köylerde silâhlandıklarını, müzaheret
gördüklerini ve Menemen Şehrini daha evvel
keşfederek
tertiple girdiklerini gösterdi. Kezalik tahkikat, bu
hadisenin
filen ikama on gün evvel başlanmış olduğunu ve
fevran
üç dört kişi tarafından deruhde edilmiş bir
teşebbüs olmayıp daha evvel Manisa’da iki üç
aydanberi
bir takım içtimalar neticesinde kararlaştırılmış,
büyük şehirler arasında gidişler, gelişlerle tanzim
olunmuş,
sonra bizzat Menemen Şehri içinden bu çetenin
geleceğini
bilen ve onlar gelince kendilerine müzaheret için
bir takım
esbap hazırladıklarını söyliyen adamlarla
çerçevelenmiş bulunduğunu ifade etti. İlk
tahkikat bu
şekli verince o halde mesele şümullü bir tertibin
harekete
geçmesi suretinde telâkki olunmak tabii idi. Yine
görüldü ki adli tahkikatla tesbit olunan bu
tertibin
hareket safhasında öne sürülen müddeası
din davası
idi. Yani yüzlerce senedenberi dini siyasete alet ittihaz
eden
bütün hareketlerin bir tekerrürü
görülüyordu. Elbette bunu tertip edenlerin din
perdesi
arkasında takip ettikleri bir takım maksatları vardı. Bu
maksatlardan
bir kısmını belki bizzat hareket edenler, cinayet yapanlar ve
bu uğurda
canlarını verenler biliyordu, bir kısım maksadı belki onlar da
bilmiyorlardı. Hadise hakkında bu gün bildiklerimiz
sureti
umumiyede bundan ibarettir.
Hal
için ve ati için alınacak tedbirleri tayin etmek
üzere hadiseyi muhtelif cephelerden dikkatli olarak
mütalea
etmek zarureti vardır. Bir defa hale taallûk eden
tedbirler
için karar vermekte, Hükümet kendisini kat’i
vazifeler
karşısında gördü.
Teşkilâtı
esasiye;
vatan ve Cumhuriyet aleyhinde fiili teşebbüs vukuunu
müeyyit kat’i emareler görüldüğü
vakit
Hükümete bir ay müddetle idarei örfiye
ilân
edebilmek salâhiyetini veriyor.
Biz
ayni
cürümlerden dolayı Adliyenin meseleyi takip ve
intaç
etmesinde bir tereddüde düşmedik. Bilakis Adliyenin
ilk
günlerde vaziyet edip te meselenin hakikatını meydana
çıkarmak için gösterdiği kifayet ve dirayet
hakikaten itminan verecek bir surettedir. Yüksek bir
iktidar ile
meseleyi nihayetine kadar Adliyenin takip etmesinde hiç
bir mani
yoktur. Meselenin hususiyeti şu noktadadır ki bir defa
hadisenin
bütün memlekette husule getirdiği elem ve
teessür, sonra
davayı süratle intaç etmek için
görülen
ihtiyaç usulde daha seri bir hattı hareketin ihtiyar
edilmesini
istilzam ediyordu. Ondan sonra askerî ve
mülkî bir
çok muhatapları olan meselenin bir mahkemede rüyet
olunmasındaki hususiyet; davayı sür’atle intaç
etmek
için ayrıca bir âmil olarak nazarı dikkate
alınmak
lâzım idi. Sonra bilhassa, gizli tertipler ve uzun
zamandanberi
yapılan müzakereler neticesinde böyle bir hareket
tezahur
edince evvelemirde bu tertiplerin cereyan etmiş olduğu tahmin
olunabilecek yerlerde gizli hareketleri faaliyetten derhal
ıskat etmek
lâzım geliyordu. Tertip Menemen’de bu suretle tezahur
edip
akamete uğrayınca diğer tarafların ne suretle işlediği,
henüz
tahkikatla meydana çıkmamıştır.
Binaenaleyh
kat’i
ve müstacel tedbir ile muhtemel tertibin heyeti
mecmuasını
derhal atalete irca etmek mecburiyeti vardır. Bu
mülâhaza
teşkilâtı esasiyenin verdiği salâhiyetin tatbiki
ile
üç kazada ldarei örfiye ilânını
zarurî bir
hale soktu. İdarei örfiyeyi Büyük Meclisin
tasdikına
arzettik. Bunun üzerine divanı harbi örfi (sefer)
ahkâmını tatbik edeceği cihetle bittabi usullerde
çok
sür’at temin olunacaktır. Hadisenin müstacel
tedbirlerini
böylece arzettikten sonra şimdi meseleyi muhtelif
cephelerinden
mütalea etmeği vazife addediyorum.
Meselenin
dini
siyasete alet ittihaz eden safhasına nazarı dikkatimizi tevcih
etmeliyiz. Bu safha biraz evvel dediğim gibi yüzlerce
seneden beri
tekerrür eden safhaların aynidir. Cumhuriyetin bidayetten
beri
takip ettiği, Devlet işlerini din işlerinden ayırmak hattı
hareketi,
ihtimal ki bundan beş, sekiz sene evvel, din aleyhine bir
hattı hareket
gibi isnat ve ifsadata mahal verebilirdi.
Çünkü bu
isnadatı asılsız olduğunu gösterecek en mühim ve en
mukni
âmil, yani zaman, henüz geçmemişti.
Evvelâ bu
propagandayı yapıyorlardı. Fakat dünya işlerinden din
işleri
ayrıldıktan sonra seneler geçti ve vatandaşların
itikadat ve
vicdaniyetinde aharın her hangi bir müdahalesi,
memnuiyeti ve
tasarrufu olmadığı sabit oldu.
Siyasette
aranılan
şey bir takım adamların ve bilhassa politikacıların dini ahar
fertlerin hürriyeti aleyhine ve Devletin kanunları
aleyhine bir
vasıtai taarruz olarak kullanmamalarıdır. Memnu olan şey
budur.
Hâdisede görüyoruz ki cehaletleri -bir kısmın
cehaleti
- olabilir. Bir kısmının bilerek tasmimlerile ve cümlesi
din elden
gidiyor behanesile bu adamlar müteariz bir istikamete
sevkolunuyorlar. Bu hareketler Devlet ve Cumhuriyet aleyhine
men
tecavüz ve kast mahiyetindedir.
Dinle
dünya
işlerinin ayrılması meselesinin ruhu buradadır. Lâyik
idarede herkes itikat ve vicdaniyetinde her türlü
maniadan ve
memnuiyetten âzadedir. Ancak vatandaşlar bunu siyaset
vasıtası
ittihaz ederek aharı icbar için veya Devletin
idaresinde
müessir olmak için kullanamazlar. İtikat ve
vicdaniyatta bu
izahatı verirken ilâve etmeliyim ki kanunen memnu olan
hareketlerin ihtiyarı ve memnu teşekküllerin faaliyeti
kanuna
karşı tecavüz ve cürümdür. Meselâ
tekkelerin
seddi kanunen tekarrür etmiş bir vaziyettir.
Bunların
gizli
olarak çalışması ve vatandaşları bir takım
istikametlere
sevketmeleri kendilerinin mesuliyetlerini muciptir.
Senelerdenberi
bu
hakikatler kemalile, fi’lî ve amelî olarak
anlaşıldıktan
sonra, Menemen gibi memleketin gerek umran ve bilhassa irfan
itibarile
ileri olan bir mıntakasında bu teşekküller nasıl
işleyebiliyor?
İnsana hüzün veren şey budur. Sonra teşekküller
mücadeleye sevkettikleri adamları ne derece vahşet ika
edebilecek
düşük ve aşağı bir seviyeye ilka edebiliyorlar,
maksatları
neden bu kadar mel’unanedir! Buraları insana intibah ile
mülâhaza telkin eden noktalardır. Bir çok
defa
Büyük Mecliste ve efkârı umumiye karşısında bu
meseleler münakaşa olunmuştur. Sureti umumiyede bilinen
şey budur
ki bu memlekette cereyan eden hava devlet kuvvetleri
örselenebilir, örselenmiştir gibi bir vaziyet ika
ederse,
müfsitler baş kaldırmak için bu havayı müsait
buluyorlar. Onun için kanunlar devlet otoritesini,
devlet
kanunları ve kuvvetlerini her halü kârda masun ve
muhterem
tutmak için bir çok tedabir derpiş etmişlerdir.
Menemen
hadisesinde mücrim ve mürettiplerin, maksatları
için
bu derece cesurane hareket ikaına kendilerinde kuvvet
hissetmeleri
devlet kuvvetlerinde ve Hükümet işlemesinde bir nevi
zaiflık
görüldüğünün farzolunduğunu reddetmek
müşküldür. Hakikaten böyle bir hava ve
böyle
bir manayi müfsitler ve fesat müstaitleri ahvalden
çıkarmış olabilirler.
Arkadaşlar;
böyle
mevzuları mütalea ve teşrih ederken, lehinde ve
aleyhinde olan amillere temas etmek ne kadar nazik olduğunu
bilirim.
Fakat mevzuun ne kadar nezaketi olsa, yine ona temas
etmeliyiz.
Bilhassa mevkii iktidarda olanların gerek parti ve gerek
Hükümet itibarile, icraatını tenkit etmek yolunda
açılan cereyan, diğer bir takım adamlara artık
Hükümetin yerinden kalkamıyacak kadar zaif olduğu
kanaatini
vermektedir. Fakat mevkii iktidarda olanlar Devlet kuvvetleri
zaifliyor
ve bir takım zararlar ve fesatlar çıkıyor diye tenkit
olunmıyacaklar mı? Ne yaparlarsa, ne söylerlerse
lâyuhtî mi sayılacaklar? Böyle bir zihniyet,
böyle bir hattı hareket, şüphe yoktur ki,
lâakal
fesadın vereceği neticeleri ve zararları verecektir (Bravo
sesleri).
Şu
halde
mesele, memleketin içtimai bünyesinde, iki kutbun
ortasını
bulabilmektir. Öteden beri, hiç olmazsa otuz
seneden beri,
hallolunmıyan sır da budur. Memleketin tahammülü
yoktur şekli
altında her türlü tahdidatı ve setleri koymak
için bir
esbabı mucibe bulabiliriz. Fakat bu esbabı mucibe diğer
taraftan
lâyüsel bir vaziyeti en nihayet ihdas etmeğe
müstaittir. Benim görüşüme göre
mesele bir
içtimaî mesele, bir çok nazariyatı olmakla
beraber,
hakikatı halde amelî bir meseledir.
Amelî
tecrübe
ve idman meselesi ve amelî terbiye meselesidir.
Bizim çektiğimiz sıkıntı nedir? Muhalefet havasında,
tenkidatta,
muhalif neşriyatta memleketin ve Devlet otoritesinin
çektiği
sıkıntı, memleket alınganlığının suiistimal edilmesidir. Nasıl
mevkii
iktidar sahibi memleketin tahammülü yoktur
vesilesini siper
ittihaz ederek kendisini lâyuhtî mevkiinde
göstermeğe
istidatlı ise fırsat ve imkanı bulunca tenkit etmek
vaziyetini
takınmış olan adam da bütün şahsiyetleri, Devletin
bütün kanun ve kuvvetlerini ayak altına almak
için
hiç bir hudut tanımamaktadır (Doğru sesleri, bravo
sesleri).
Nazik olan nokta, şahıslara taallûk eden her hangi bir
terbiye
icabını gözden uzaklaştıran cesaret, basit tabirile namus
ticareti, Devlete taallûk eden nokta ise mevkii
iktidarda
bulunan bir adamı veya adamları çürütmek
için
gösterilen arzunun, Devletin bizzat kudretlerini ve
bütün kanunların ehemmiyetsiz, itibar
hakkından mahrum
bir seviyeye düşürmek için gösterilen
fartı
gayret haline gelmesidir. Bunun ortası nasıl bulunacak? Bunun
ortası,
bir defa, zamanla ve tecrübe ile bulunacak ve bu zaman
ile
tecrübe esnasında kanunları hakkile işletmekte bulunacak;
yani bir
vatandaş her hangi bir meseleyi tenkit ederken ve her hangi
bir
meselede Devleti muhatap tutarak o hususta fikirlerini
söylerken
hangi hududa kadar kendisi memlekete zararı olmıyan bir
çerçeve içinde kalabilir, bunu kendisine
bir
taraftan tecavüz ettiği zaman kanunlar, diğer taraftan da
hâdiseler gösterecektir. Temenni edelim ki bu
dersleri
mümkün olduğu süratle almış olalım ve bu
husustaki
taşkınlıklardan memleket mümkün olduğu kadar az
zarar
görsün, çünkü her hâdiseden
muvafık ve
muhalif bir ders çıkarmazsak ve hâdiselerin
verdiği
derslere karşı gözlerimizi kaparsak, kanunî
maniaları,
içtimai maniaları daima tartmazsak kendimizi
mes’uliyete
ilka edecek ve hesaba çekecek bir çok
hâdiseler
karşısında kalabiliriz. Bu noktai nazardan Hükümet
neşriyat
hususunda derhal alınacak bir tedbir düşünmedi.
Bilakis
hâdisenin verdiği derslerden vatandaşların, hepimizin
esaslı
olarak istifa edeceğimizi ümit ediyoruz. Bilhassa
ümit
ediyoruz ki namus ticareti, şantaj ve Devlet otoritelerini
kasteden
neşriyat ve hava, adlî takibatla vatandaşlara hangi
hudutlar
dahilinde hareket etmek lâzım geldiğini filî ve
amelî
olarak öğretmiş olacaktır.
Adlî
takibat
bu öğretmekte ne kadar muvaffak olursa içtimai
nizamın ahengini o kadar çok muhafaza etmiş olur.
Hâdisede
pek ehemmiyetli olan diğer bir noktayı da nazarı dikkatinize
arzetmek
isterim. O da dahilde olan her hangi bir mesele karşısında
nihayet bir
askeri müfrezeye, orduya müracaat olunduktan sonra
bile
vatandaşların kayıtsız kalmalarıdır.
Bunun
sebebini
size arzedebilirim. Başlıca sebep, dahil meselelerde sık, sık
ordunun müdahalesine ihtiyaç gösterilmesidir.
Yani;
mülki, idari makamlarımız henüz ellerindeki
bütün
kuvvetleri kullanmadan orduya müracaat ediyor.
İkincisi;
Askeri
müfreze, vazifesinden hariç bir takım
müdahalelere sevkolunuyor. Askeri müfreze, bir sivil
veya bir
jandarma müfrezesi değildir. Askeri müfreze bir yere
gelince
onun kumandanı taşkınlık gösteren kalabalık karşısında ne
suretle
hitap edileceğini, onların nasıl ikna edileceğini
düşünmemelidir. Onları ikna etmek imkanları kendi
san’at ve
ihtisası haricindedir.
Dahilî
hadisede
askeri müfreze gelinceye kadar bütün bu
tertibat, vatandaşlar arasında halledilmiş olmak
lâzımdır. Demek
ki mülki idare ikna edecek, ihtar edecek, tenbih edecek,
sivil
kuvvetleri ve jandarma kuvvetleri kullanılacak bunların
hepsine karşı
gelmiş olan mütecaviz nihayet mülki idarenin
silâhile
yola getirilmiyecek te Askerin silâh kuvvetle kanuna
itaata icbar
olunacak. İşte ancak o zaman asker gelirse vazife gayet
basittir,
acıdır, fakat basittir. Binaenaleyh asker dahil hadiselerde
ancak bu
hudut dahilinde kullanılabilir. Bu suretle bir çok
hadiseler
vehamet peyda etmeden hallolunabilir. Vehamet peyda eden
hadiseler
asker geldiği zaman onun müdahalesi ile ihtilâta
meydan
vermeden hallolunur. Bu mevzuun muhtelif kanunlarımızdaki
temaslarını
mezcedip Büyük Meclise ayrıca bir kanun
lâyihası takdim
etmek istiyoruz. Dahil hadiselerde askeri müfrezeler ne
gibi
ahvalde celbolunur? Ve celp olunduğu zaman karşılıklı
vazifeler
nelerden ibarettir. Bunu gerek vatandaşlar ve gerek bizzat
askeri
müfrezeler sarahatle bileceklerdir. Asıl olan şudur.
Dahilî
hadiselere askerin müdahalesini davet etmekten son hadde
kadar
içtinap eylemek lâzımdır. (Bravo sesleri). Bir
diğer
ihtiyaç yine nazarı dikkati celbetmiştir. O da
böyle
fevkalâde hadiseler olunca Adliye bir takım usullerini
intisar
ederek hususi bir hattı hareket takip edebilmelidir. Bunu da
ayrıca
tetkik ettiriyoruz. Tabiî elimizde bulunan hadise
için
değil geniş zamanda sükûnetle mütalea olunarak
atide,
sureti daimede Adliyenin elinde medarı tatbik olacak bir
hüccet
bulunsun diye.
İşte
arkadaşlar;
Menemen
hâdisesi
münasebetile Hükûmetin hal için
ve ati için vaziyeti nasıl mütalea ettiğini
arzetmiş oldum.
Temennimiz;
memlekette
bu tarzda gizli tertipler kuran, facialar ikaına, Cumhuriyet
aleyhine suikast ikaına teşebbüs edenlerin mahkeme
karşısında seri
bir surette adalet icabını nefsinde tecrübe etmelerini
görmektir. Diğer taraftan memleketin heyeti umumiyesinin
bu
hâdise münasebetile intibahı uyanmış ve gerek hattı
hareketimizde gerek kanunlarımızda gerek içtimai
münasebetlerde mevcut eksiklikleri meydana
çıkarmış olsun.
Bunların islahında müsbet neticeler alabilelim. Şehit
Kubilây, ailelerimiz içerisinde, hatıralarımızda,
Cumhuriyet için başlı başına hizmet etmiş bir
fedakâr
olarak yaşıyacaktır. Ordunun verdiği bu aziz kurbanın bize
ilham ettiği
vazifeleri hepimiz dikkatle yerine getirmeliyiz (Alkışlar).
MAZHAR
MÜFİT
B. (Denizli) - Arkadaşlar, Menemen hâdisesi hakkında
vukubulan sualimize Başvekil Paşa Hazretlerinin verdikleri
cevaptan,
beyanat ve izahatından menemen hâdisesinin ne suretle
zuhur ve
nasıl idare edildiğini ve tahkikatın neticesine ıttıla ettik.
Vak’anın
zuhurunda gösterdiği şekle nazaran biz bunun
şümullü ve
mürettep olduğuna kani idik. Başvekil Paşa Hazretlerinin
beyanatları da bu kanaatimizi teyit etti. Şu halde efendiler,
vak’anın
şekil ve ârâzına göre bunun fevkalâde
vakayi
meyanına ithali lâzım gelir.
Fevkalâde
ahvalde
tabii ve normal zamanlar için yapılan kavanin acaba
kâfi midir, değil midir? Eğer arkadaşlarım, tabii
zamanlar
için yapılan kanunlar bütün vakayi ve
hadisatta,
fevkalâde ahvalde de kafi gelseydi, vazu kanun, eksen
devletlerde
kendi esasI kanunlarında ve bizim de teşkilâtı
esasiyemizde
olduğu gibi fevkalâde vekayi için bir idarei
örfiye
ve fevkalâde mahkemeler tesisi lüzumunu hissederek
kaydetmezdi, demek oluyor ki, fevkalâde vekayi
için
behemehal fevkalâde kavanine ihtiyaç vardır.
Neden
efendiler? Bazı böyle fevkalâde vekayi ve ceraim
vardır ki
onların mütecasirleri, onların şefleri, onu idare eden
eller seri
olarak derhal ve fakat adiIâne olmak şartile tahkik
edilip te
cezaya çarptırılması lâzımdır ki ibreti umumiye
temin
olunabilsin.
Efendiler,
görüyorsunuz
ki bu vak’ada yalnız dört beş serseri bir
kaç esrarkeşin ferdi ve şahsi hareketi değildir.
Başvekil
Paşanın beyanatından anladık ki üç aydan beri
Manisada bu
hususta içtimalar oluyor, büyük şehirler
arasında
gelip gitmeler yapılıyor, tertibat alınıyor; mahalli vak’a
olarak
Menemen kasabası tesbit ediliyor, orası ile muhabere ediliyor.
Efendiler;
şu
halde bu üç ay zarfında cereyan eden bu ahval ve
vekayii
anlıyacak olan idarei mülkiyemiz nerede idi? Bunun
valisi, polisi,
zabıtası, jandarma kumandanı yok mu idi? Bu meselede
Hükümeti
merkeziye ne kadar sür’at ve dirayet göstermişse ve
biz
onlara ne kadar şükrana borçlu isek maalesef
mahalli
memurlarından da vazifelerini yapmadığından tekâsül
ve
ihmallerinden dolayı haklarında bittahkik kanunun
hükmünü talep etmek te o kadar hakkı
sarihimizdir.
Efendiler;
idarei
mülkiye ve bilhassa zabıtanın en büyük mahareti
ve liyakati fi’lin vukuundan sonra faili tutmak değil,
maharet, o
fi’lin vukuundan evvel lâzım gelen vazifeyi yaparak o
fl’le
meydan vermemektir. Zabıtai maniayı mükemmel işletmektir
(Bravo
sesleri).
İdarei
mülkiyede
güç ve mühim olan nokta budur (Bravo
sesleri). Diyorum ki fevkalâde vekayi için
fevkalâde
kanun ister ve fevkalâde tabiri için de
hiç bir
zaman ve bilhassa bu vakayı için hiç bir zaman
hatırımdan
terör veyahut istiklâl mahkemeleri
geçmemiştir.
Paşa
Hazretlerinin
beyanatından memnuniyetle anladım ki hal için ve
istikbal için bazı tedbirler ittihazı lâzımdır.
Hal
için ittihaz olunan tedbirler arasında idarei
örfiye
vardır. Bu lâzımdır.
İdarei
örfiye
seferberlik kavaidine nazaran seferberlik usulü
muhakemesi cereyan edecektir ki bu da benim izah ettiğim
sürati
temin edecektir, bu nokta şayanı teşekkürdür. Fakat
istikbal
için düşünmek te lâzımdır. Yani ileride
bu gibi
vekayi zuhur edecek olursa hadisatın derhal izalesi
için
memurini adliyenin ve alâkadar memurların; şu veya bu
tedbiri mi
ittihaz edelim? Şöyle veya böyle mi yapalım? Gibi
mütalealar, müzakerelerle vakit zıyaına iş’ar ve
istiş’ara
mahal kalmamak üzere şimdiden bu husus için de bir
kanunun
mevcudiyeti lâzımdır.
Efendiler;
bu
kanuna, bendenizin kanaatimce en ziyade kurtulacak şeyler
muhakeme
usulüne teallûk eden şeylerdir.
Çünkü bu ve
emsali cürümler hakkında yine kanunu cezadaki
cezalar
kâfi ve vafidir. Binaenaleyh benim ceza kanunu
için
hiç bir itirazım yoktur. Fakat bu gibi fevkalâde
ahval
için muhakeme usullerimizde bazı esasat vardır ki
ahvali adiyede
o merasime riayet olunmak ne kadar lâzım ise ahvali
fevkalâde için de o merasimden sarfınazar edilmek
te o
kadar lâzımdır. Meselâ bizim bir Hiyaneti Vataniye
kanunumuz vardır. Onun ceza kısmı tamamen ceza kanununa
girmiştir.
Fakat onun hususi muhakeme usulleri vardır. Meselâ o
kanunun
dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci maddeleri
çok
mühimdir. Bu maddeler muhakeme usulüne teallûk
ediyordu.
Bu
gün istikbal için o maddelerden istifade
edilmelidir. Onlar
da şu idi:
Meselâ;
mercii
muhakeme neresidir? Burada ekseriya ihtilâf ve
salâhiyet meselesi zuhur edebilir. Salâhiyet
meselesile
uğraşmamak için ya fi’lin vaki olduğu yerdir ve yahut
maznunun
tevkif edildiği yer mercii muhakemedir. Bunu kabul etmiştik,
bu gibi
ceraim esbabı için mehakim tarafından behemehal
muvakkat tevkif
müzekkeresi verilir ve tevkif edilir ve muhakemesi
mevkufen icra
edilir. Bunu kabul etmek lâzımdır ve yine bu kanunun bir
maddesinde diyordu ki celp ve davet gibi merasim yoktur,
mahkeme
doğrudan doğruya maznunu, mücrimi ihzar eder. Bunu da
kabul etmek
lâzımdır ve yine bu kanunun usule teallûk eden bir
maddesinde diyordu ki muhakeme nihayet bir mazerete
müstenit
olmazsa yirmi günde intaç edilir. Bunların
hükümleri B. M. Meclisinin tasdikına iktiran etmek
şartile
derhal icra olunur. Artık hükmü lâhikin
temyizi yoktur,
kat’idir. İstikbal için olacak kanun için, bu
usullerin
kabulu kâfi gelir. Böyle bir kanun tanzim edilirse
muhakeme
usulünde sürat temin edilir.
Adliye
memurlarımızın
eline verecek olursak usul ahvali mümasilede idarei
örfiyeye lûzum bile kalmaz zannındayım. Bu hal ve
istikbalde
bu gibi vakayi hakkında yapılacak tedbirlerdir. Fakat acaba
esaslı bir
tedbir, son bir tedbir daha var mıdır? Evet vardır. Bu
çıbanları
çıkartan bir bünye, bir vücut vardır. Bu
çıbanların çaresini bulduk, fakat esas olan
bünye
marazının tedavisi bu günün, yarının meselesi
değildir.
Tedavisi senelere muhtaçtır. Meselâ bunda talim
ve terbiye
kısmı var, bunda propaganda kısmı var, neşriyat kısmı vardır
ki bunlara
Hükümetimiz zaten ehemmiyet vermiştir ve bir kat
daha sarfi
mesai edeceğinde şüphe yoktur. Binaenaleyh
Hükümetimizin
bu günkü tedbirlerine bendeniz kat’iyen taraftarım
ve tasvip
ederim. Heyeti Celileniz de zannederim buna iştirak ederler.
(Hay hay
sesleri). Bu meselede calibi nazarı dikkat bir nokta var;
bilirsiniz ki
Türkün bir an’anesi, bir şiarı vardır. Sokakta iki
kişi kavga
ederse tavassut eder ve ayırır, bu mutavassıtlann çoğu
kanını
akıtır ve hatta ölenler de vardır. Fakat bu ahvali
mümasilede
hâlâ yine kanını akıtacak adamlar, yani
mutavassıtlar
vardır.
Fakat
maalesef
Menemen vak’asında bu an’ane ve Türkün şiarı nerede
kaldı bilmiyorum. Göz önünde yirmi iki yaşında
bir zabit
vekili, bir genç ordunun bir cüz’ü ifayı
vazifeye
gidiyor, vuruluyor. Bununla da iktifa etmiyorlar. Yirmi dakika
uğraşarak kör bir bıçakla muhterem şehidin başını
göğdesinden ayırıyorlar. Bunun karşısında binlerce halk
lâl
olup kalmışlar. Belki korkmuşlardır diyelim ve bir an
için bunu
kabul etmiş olalım. Fakat efendiler, o avazei takdis ve tahsin
ve o
alkışlar ne demektir? Bunu insanın havsalası almıyor ve bundan
anlıyorum ki Cumhuriyet, inkılâba ne kadar gayızları
varsa bu
feci ve hunrizane hareketlerile muhterem ordumuza karşı kin ve
gayızları o derece hainanedir. Bu kara kuvvet ve mel’un kuvvet
bilmelidir ki bizde yeni bir vatan temin eden bu ordu daima
cumhuriyetin ve inkılâbın nigâhbanıdır ve daima
olacaktır
(Alkışlar).
Efendiler;
tasti
etmeyim. Muhterem şehit Kubilay’ın ruhu müsterih olsun,
onun
ideali, onun mefküresı olan Cumhuriyet ve
inkılâbını kimse
tevakkuf ettiremez. O daima yürüyecektir ve daima
yürüyecektir (Alkışlar). Çünkü
efendiler,
Kubilay gibi içinde binlerce kişi bulunan ve daima o
kara
yılanın gırtlağına sarılacak ve daima ezecek ve zehrini
saçamıyacak bir hale sokacak bir gençlik vardır.
Bütün
vatandaşlar
müsterih olsun ki Cumhuriyet rejimi ve inkılâp,
bu, tevkif edilemez, yürüyecektir, efendiler (Yaşa
sesleri,
bravo sesleri ve alkışlar).
REİS
-
Efendim;
Başvekil Paşa Hazretleri suale cevap verdiler. Sual sahibi de
bunu kâfi görüyor. Bu münasebetle Başvekil
Paşa
Hazretleri idarei örfiye ilânı hakkındaki esbabı da
izah
buyurmuşlardır.
AĞAOĞLU
AHMET B. (Kars) - Paşam bendeniz de söz isterim.
REİS -
Mesele sual ve cevaptan ibarettir.
Bakanlar
Kurulu'nun
sıkıyönetim kararı...
31 Aralık
1930
Bakanlar
Kurulu,
31 Aralık 1930 tarihli toplantısında, Menemen ilçesi ile
Manisa ve Balıkesir Merkez ilçelerinde 1 ay süreyle
sıkıyönetim ilan edilmesini, sanıkların yargılanması
için
de Divanı Harp kurulmasını kararlaştırdı.
Sıkıyönetim
Komutanlığına
2. Ordu Müfettişi Birinci Ferik (Orgeneral)
Fahrettin Paşa (Altay), Sıkıyönetim Harp Divanının
Başkanlığına
Birinci Kolordu Komutanı Vekili Mirliva (Tümgeneral)
Mustafa Paşa
(Muğlalı) getirildi.
Sıkıyönetim
ilanına
ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı, 1 Ocak 1931'de TBMM
görüşüldü ve oybirliğiyle kabul edildi.
TBMM'nin
594 sayılı kararı 3 Ocak 1931 tarihli Resmi Gazete'de (Sayı
1689)
yayımlandı. Bu karar TBMM tarafından 2 Şubat 1931 tarihinde bir
ay daha
uzatıldı. 608 numaralı uzatma kararı 3 Şubat 1931 tarihli (sayı
1716)
Resmi Gazete'de yayımlandı.
Sıkıyönetim,
yargılamanın
sona ermesinden sonra, Manisa ve Balıkesir Merkez
ilçelerinde 28 Şubat 1931'de, Menemen'de ise 8 Mart
1931'de sona
erdi.
Bakanlar
Kurulu'nun
sıkıyönetim ilanına ilişkin kararı şöyle:
(31
Aralık
1930)
Bakanlar
Kurulu
31.12.1930 tarihli toplantısında, Anayasanın 86’ncı maddesine
göre Menemen’de 23.12.1930 tarihinde işlenen
cürümün hazırlık soruşturmasında bu
cürümün Cumhuriyet aleyhinde bir tertip olduğu
hakkında
kesin deliller görülmüş olması nedeniyle Menemen
İlçesi ile Manisa ve Balıkesir Merkez ilçelerinde
1 Ocak
1931 tarihinden itibaren 1 ay süre ile sıkı yönetim
ilânına, Örfî İdari Amirliğine 2 nci Ordu
Müfettişi Birinci Ferik Fahrettin Paşa’nın getirilmesine,
Sıkı
Yönetim Harp Divanının Başkanlığına Birinci Kolordu
Komutanı
Vekili Mirliva Mustafa Paşa 316/1' nın, üyeliklere
Topçu
Alay Komutanı Albay Atabey’in, Birinci Kolordu Şube
Müdürü Albay Demirşah Beyin, Alay (176) Komutan
Yardımcısı E. K. Kaymakamı Yusuf Ziya Beyin ve 2 nci Kolordu
Şube (2)
Müdürü Kaymakam Bahattin Beyin,
Üye
Yardımcılıklarına:
Fırka
(57)
Satınalma Komisyonu Başkanı Binbaşı Hüsnü Beyin,
Topçu
Alay (29) tabur (2) Kumandan Binbaşı Neşet Beyin getirilmesine
Divan
Savcılığını İzmir Savcısı Hidayet’in, Savcı Yardımcılığına İzmir
Savcı
Yardımcılarından Fuat, Necdet ile İzmir Sulh Hakimi Kemal ve
Adapazarı
Sulh Hakimi Necdet ve Eskişehir Mustantiki Hikmet Beylerin
görev
almalarına
Karar
verildi.
Bakanlar
Kurulu'nun,
Sıkıyönetim ilanına ilişkin olarak TBMM'ye sunduğu
tezkere şöyle:
B. M. M.
YÜKSEK REİSLİĞİNE
Teşkilatı
Esasiye Kanununun 86 ncı maddesinde Vatan ve Cumhuriyet
Aleyhinde
kuvvetli ve fi’lî teşebbüsat vukuunu müeyyit
kat’î emarat görüldükte İcra Vekilleri
Heyeti
müddeti bir ayı tecavüz etmemek üzere umumî
veya
mevziî idarei örfiye ilân edebilir, denilmiş
olmasına
ve Menemen’de 23.XII. 1930 tarihinde irtikâp edilen
cürmün hazırlık tahkikatında bu cürmün
Cumhuriyet
aleyhinde şümullü bir tertip olduğu hakkında
kat’î
emareler görülmüş bulunmasına binaen Menemen
kazası ile
Manisa ve Balıkesir merkez kazalarında 1 Kânunusani 1931
tarihinden itibaren bir ay müddetle idarei örfiye
ilân
olunmasına İcra Vekilleri Heyetinin 31.XII.1930 tarihli
içtimaında karar verilmiştir.
Keyfiyeti
Büyük
Meclisin tasdikına arzeylerim efendim.
Başvekil
İsmet
TBMM'nin
594 sayılı kararı şöyle:
Menemen
Kazası ile Manisa ve Balıkesir Merkez Kazalarında
idarei
örfiye
ilânı hakkında
No. :
594
Menemen’de
irtikâp
edilen cürmün Cumhuriyet aleyhine
şümullü bir tertip olduğu hakkında kat’i emareler
görülmüş bulunmasına binaen Menemen Kazası ile
Manisa ve
Balıkesir merkez kazalarında 1 Kânunusani 1931 tarihinden
itibaren bir ay müddetle idarei örfiye ilan olunmasına
dair
İcra Vekilleri Heyetinin kararı, Umumî Heyetin on yedinci
inikadının birinci celsesinde müttefikan tasvip edilmiştir.
1
Kânunusani 1931
TBMM'de
sıkıyönetim ilanı görüşmeleri...
31 Aralık
1930
Bakanlar
Kurulu'nun
sıkıyönetim ilanına ilişkin tezkeresi, 31 Aralık 1930
tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda ele alındı ve oybirliği ile kabul
edildi.
Bu
oturumda yapılan konuşmalar TBMM Tutanaklarına şöyle yansıdı:
(31
Aralık
1930)
REİS
-
Başvekâletten
bir tezkere geldi, okunacaktır.
B.
M.
M.
YÜKSEK REİSLİĞİNE
Teşkilatı
Esasiye
Kanununun 86 ncı maddesinde Vatan ve Cumhuriyet Aleyhinde
kuvvetli ve fi’lî teşebbüsat vukuunu müeyyit
kat’î emarat görüldükte İcra Vekilleri Heyeti
müddeti bir ayı tecavüz etmemek üzere umumî
veya
mevziî idarei örfiye ilân edebilir, denilmiş
olmasına
ve Menemen’de 23.XII. 1930 tarihinde irtikâp edilen
cürmün hazırlık tahkikatında bu cürmün
Cumhuriyet
aleyhinde şümullü bir tertip olduğu hakkında kat’î
emareler görülmüş bulunmasına binaen Menemen kazası
ile
Manisa ve Balıkesir merkez kazalarında 1 Kânunusani 1931
tarihinden itibaren bir ay müddetle idarei örfiye
ilân
olunmasına İcra Vekilleri Heyetinin 31.XII.1930 tarihli
içtimaında karar verilmiştir.
Keyfiyeti
Büyük
Meclisin tasdikına arzeylerim efendim
Başvekil
İsmet
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Sual için değil, Hükümet tarafından
bir teklif vardır. O teklif hakkında arzedeceğim.
REİS
-
Suale
verilen cevabı sahibi sual kâfi görmüştür.
Şimdi idarei örfiye talebi hakkındaki tezkere okundu. O
tezkere
hakkında Başvekil Paşa Hazretlerinin sözüne itirazınız
varsa
buyurunuz söyleyiniz.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Efendim; beyanatın hakkında söyliyeceğim,
mutlaka itiraz olması lâzım değildi.
(Sual
bitmiştir sesleri)
KAMİL
B.
(İzmir)
- Usul hakkında söyliyeceğim, Reis Paşa Hazretlerinin
buyurdukları gibi sual vaki olmuştur ve suale de cevap
verilmiştir.
Sual sahibi de izahatı kâfi görmüştür,
nizamname
sarihtir. Reis Paşa Hazretlerinin ifade buyurdukları
veçhile
mesele tamamdır.
REİS
-
Efendim,
Ahmet B. idarei örfiye talebi hakkında söz
söyliyecektir. Sual ve cevap hakkında değil.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Mesele basittir. Bir talep tezkeresi gelmiştir. Bu
tezkere hakkında meb’uslar kendi fikirlerini beyan etmekte
serbesttirler (Gürültüler). Müsaade buyurunuz
efendim, rica ederim.
Muhterem
arkadaşlar,
asıl mevzua geçmeden evvel İsmet Paşa Hazretlerinin
burada vaki olan izahatından mütevellit hissiyatımın beyanına
müsaade buyurunuz. Ben bu beyanatı büyük bir
meftuniyetle ve derin bir hürmetle dinledim, önünde
derin bir meftuniyetle eğilir ve hürmetimi beyan ederim.
Paşa
Hazretlerinin buyurduklarını bendeniz iki kelime ile telhis ettim.
Paşa
Hazretlerinin dedikleri şudur: Vatandaşların hürriyetleri
temin
edilecek, azgınlar, bunu bilmiyenler ezilecektir. İşte hür,
serbest, müstakil bir devletin kurulması ve inkişafı
için
hakikaten gayet metin, gayet velût bir düsturdur. Ve bu
düsturdan; memlekette cereyan eden gayri müsait ve gayri
muvafık havalar içinde millete hitaben bahsetmek; hakikaten
büyük bir devlet adamının şiarıdır.
Bunu;
derin ve büyük bir hürmet ve meftuniyetle kaydeder
ve
önünde hürmetle eğilirim. Bu gün efkârı
umumiyenin, herkesin az çok ifrata doğru
yürüdüğü bir zamanda vatandaşların
hürriyetlerine riayet olunacak, vatandaşların hürriyeti
muhafaza edilecek, yalnız azgınların başı ezilecek, yolundaki
söz
memleket mes’uliyetini ve cumhuriyetin müdafaasını eline alıp
müdafaa eden bir recülü devlete lâyik bir
sözdür. Ayni zamanda matbuata karşı, itiraf ederim,
matbuatın
bütün taşkınlıklarına rağmen fazla bir tedbir, fevkalade
bir
tedbir alınamıyacağını beyan buyurmaları...
(Gürültüler). Müsaade buyurunuz, bendeniz
anladığımı söylüyorum. Siz de anladığınızı gelip burada
söylersiniz, bendeniz öyle anladım ve ona göre
beyanı
fikir ediyorum. Başka türlü anlamışsanız gelir beni
tenvir
edersiniz.
YAHYA
GALİP
B. - Rica ederim, aslı üzere kalsın, tefsir etmeyiniz.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Devamla) - Matbuata karşı dahi alınmış olan bu vaziyet
Hükümet başında bulunanların cumhuriyet esaslarına her
hangi
bir vaziyette riayet edeceklerine derin bir zâmin ve
kefildir.
(Ona şüphe mi var sesleri). Şüphem yoktu. Fakat
beyefendiler,
ben dinliyordum, zatı âliniz ve diğerlerinden burada matbuat
hakkında çok şedit tedbirler tavsiye edenler vardı. Buna
rağmen
Başvekilin gelip mes’uliyeti üzerine alması ve matbuat
hürriyetini tahdit etmiyeceğini söylemesi
büyük bir
fazilettir ve bizim için büyük bir teminattır
(Gürültüler). Ben bunu buradan söylemeği bir
vazife
biliyorum.
Bunları
kaydettikten sonra efendiler, Menemen’de vaki olan hadise yalnız
Türkiye’yi değil insan namını taşıyan her hangi bir varlığı,
tabiatile kalbinin ta âmâkından müteessir
etmiştir ve
bu faciaya karşı maşerî vicdan isyan etmiştir, isyan etmiş
olan
maşerî vicdan teminat İstiyor, isyan etmiş olan maşerî
vicdan bu facianın mukabilini istiyor, âmillerinin tecziye
edilmesini istiyor. Hükümet te bu münasebetle
tedbirler
ittihaz etmiştir. Hiç şüphe etmiyorum ki bu hususta
aramızda fark, ihtilâf olabilsin, hepimiz müttehiden
teklif
olunan kanunu vicdanen tasvip edeceğiz
(Gürültüler).
YAHYA
GALİP
B. (Kırşehir) - Biz zaten müttehidiz.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Korkma azizim. Sözden korkma. Bırakın
söyliyeyim. Başvekil Paşa Hazretleri kadar mütehammil
olunuz.
YAHYA
GALİP
B. (Kırşehir) - Haddimiz mi efendim, herkes noksanını haddini
bilmeli Ahmet Bey!
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Devamla) - Evet Hükümet lâzım gelen
tedbirleri ittihaz etmiştir. Fakat idari ve mihanikî
tedbirler bu
gibi meselelerde kâfi midir? Bendeniz Hükümetin
haricinde bu işle alâkadar olan ve bu işin ve bu facianın
bertaraf edilmesi yolunda çalışmak vazifesile mükellef
olan
diğer bir amilin mevcut olduğunu biliyorum. O amil de, o unsur da
nihayet vazifesinin başına koşmalıdır. Efendiler Malûmu
Âlinizdir ki Başvekil Paşa Hazretlerinin buyurdukları gibi;
yüz elli senedenberi bu Türk milleti medeniyete kavuşmak
için kendisini izmihlâlden kurtarmak ve medeniyetin
feyizleri sayesinde inkişaf edebilmek için medeniyet
şehrabına
kendisini atmıştır. Fakat seciyesi ayni mahiyette, ayni hamurdan
yapılmış bir takım heyûlalar onun karşısına
çıkmaktadır.
Selimi Salisten beri, Mahmudu Sanineden beri gelip giden
bütün derviş Vahdetileri, Kabakçı Mustafalar, bu
günkü Şeyh Memetler hep ayni mahiyette, ayni hamurdan
yapılmış insanlardır.
YAHYA
GALİP
B. (Kırşehir) - Hiç birisi Türk değildir.
Türkleri tenzih ederim.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Türk mü, gayri Türk mü nedir,
bilmem; fakat memlekette bu gibi adamlar vardır. O kadar var ki
bir
Türk zabitini öldürmek faciası, bir Türk
şehrinde
yapılmıştır. Bunu kimse inkar edemez.
YAHYA
GALİP
(Kırşehir) - Allah bin kere lanet etsin.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Bunu kim yapmıştır? Tabiatile Türk değilse de
Türk tabiiyetinde bulunan ve Türk Hükümetine
iştirak etmiş olan insanlardır. Bunlar mütemadiyen böyle
Türkün önüne çıkmışlar ve
mütemadiyen
bu hususta Türkün inkişafına mani olmak istemişlerdir ve
mütemadî hareketleri neticesinde Türkü bir
kat
daha zaafa uğratmışlardır. Fakat bu günkü hadisenin
diğer bir
alâmeti daha vardır ki o alet üzerinde bütün
arkadaşlarım ve Başvekil Paşa Hazretleri de tevakkuf ettiler.
Bunun
üzerinde bir daha durulması, tevakkuf edilmesi lazımdır. O da
bu
faciayı görüp te lakayt ve seyirci kalan halkın haleti
ruhiyesidir. Hakikaten bu, o kadar feci bir haleti ruhiyedir ki ve
o
kadar adi bir şeydir ki insan bunu duyduğu zaman şahsen mahcup bir
vaziyette kalıyor, yerin dibine girmek istiyor.
Çünkü
biz
hepimiz bu memleketin adamıyız, bu memleketin içinde, bir
şehrinde adam boğazlanıyor. O da kim? Zabit, muallim, yani
memleketin
maddi ve manevi inkişafı vazifesini üzerine alan bir
genç,
o kadar izdihamın ortasında boğazlanıyor. Yirmi dakika boğazı
kesiliyor
da müdahale edilmiyor. Hatta tasvipkâr olanlar bile
çıkıyor. Efendiler; sormak lâzım gelen asil bu
hadisedir.
Halkta, kütlei nasta mevcudiyeti bu gün keşfedilen bu
haleti
ruhiyenin karşısında, ben kendi nefsime, kendimi çok
küçülmüş bir vaziyette gördüm ve
bu
kütle mes’uliyetinin manevi mes’uliyetin bir kısmının da bana
geldiğini hissettim.
ALİ
B.
(Rize)
- Elbette, elbette.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Sen de varsın burada, sen de varsın. Ben kendimi
misal gösterdim, sen de bundan istifade mi edeceksin? Ben
burada
senden çok vazifemi ifa etmişim, bunu bilmelisin,
binaenaleyh
ben kendimi misal olarak gösteriyorum ve diyorum ki bu
memleketin
münevver zümresi mütefekkiri, muharriri, muallimi,
âlimi, gazetecisi, hulâsa bir memleketin münevver
denilen kısmı vazifesini ifa etmemiştir ve etmemektedir. Bu noktai
nazardan diyorum ki ben mes’ulüm, yoksa bu işte ben senden
çok temizim, müberrayım. Efendiler, Cumhuriyet,
inkılâp baştan başa bir dindir, bir imandır (Ona şüphe
yok
sesleri). Bu dinin, bu imanın bir kitabı olacaktı, bir ibadeti
olacaktı, dahileri olacaktı, müminleri olacaktı, Cumhuriyetin
faziletlerini, fikirlerini cemaat arasında geceli
gündüzlü çalışarak neşrü tamim edecek,
bu
cahil cemaati yürütecek adamlar olacaktı. İşte bu
sahadaki
vazifelerimizi görmedik. Bu sahada mes’uliyetimiz vardır.
Evet,
mes’uliyetimiz bu sahadadır. Bunu eğer biz burada ve o
mübarek
şehidin ruhu önünde itiraf eder ve günahımızı
itiraf
ettikten sonra da teyakkuza, intibaha gelirsek ve Cumhuriyet ve
lâyıklık imanına karşı her münevver kendi üzerine
terettüp eden vazifeyi ifa ederse Mazhar Müfit Beye
derim ki
o gencin o yüksek adamın kanı hedere gitmemiştir. Binaenaleyh
Devletin, Hükümetin aldığı kararlarla beraber
Hükümetin yanı başında bu memleketin münevver
aksamına
büyük ve hatta Hükümet vazifesinden daha
büyük bir vazife terettüp ediyor. O vazife de
durmadan
çalışmaktır ve eğer biz hakiki Cumhuriyetçiler isek
ve
eğer biz Cumhuriyetin memlekette yaşamasını arzu ediyorsak, eğer
biz
mütemadiyen karşımıza çıkan o menhus ruhun yok
olmasını
istiyorsak biz o inkılâbı yapan insanlar, geceyi
gündüze katarak ve kendi vezaifi hususiyemizi unutarak
bilâ âram ve hasbetenlillâh çalışacağız,
eğer
biz bunu yaparsak ve bu suretle Hükümetin yardımına
koşarsak,
Hükümetin tedbirleri müsmir olur. Yoksa bu
tedbirler
mihanikidir, idaridir. Öteki devin kırk başı var, kırk bin
başı
var. Bu başların birini kesersek öteki çıkar, asıl
mesele
devi, o menhus ruhu öldürmektir. Bunu
öldürecek
Hükümet değildir, muallimdir, muharrirdir, şairdir,
mütefekkirdir, ediptir.
REFİK
B.
(Konya)
- Bravo, bravo.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Bendeniz bunu söylüyorum.
YAHYA
GALİP
B. (Kırşehir) - Muhalifleri de unutmayınız.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Muhalifler bu ruhu öldürmek için
çalışıyorlar (Gürültüler).
ALİ
SAİP
B.
(Urfa) - Muhterem arkadaşlar, Ahmet Beyefendi vazifemizi yapmadık,
yapmıyoruz, hepimiz mes’ulüz dediği için söz
almak
mecburiyetinde kaldık.
Efendiler,
hadise
çıkan Menemen’de Ahmet Bey, bundan üç ay
evvel seyahat etmişti. Hadise çıkan yerlerde o şehidin
kafasına
takılan bayrak onları istikbal etmişti. Ben istedim ki Ahmet Bey
kürsüye çıktığı zaman; efendiler, bu
teşkilât
yapılırken etrafımıza toplananlar, bizi bayrakla karşılayanlar
mürteciler imiş, bize çok eyi yaptınız. Çok eyi
bir
teşkilât yaptık. Cumhuriyeti muhafaza edeceğiz diyen
adamlar,
meğerse kana susamış vatandaşların kanını içmek
istiyormuş.
Binaenaleyh
bu
kürsüye geliyorum, sizden af diliyorum, beni affedin
deselerdi kendisinin elini öpecektim.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Senden mi af dileyeceğim?
ALİ
SAİP
B.(Urfa)
- Hayır benden değil, milletten af dileyeceksin!
Efendiler;
Ahmet
Bey, yalnız matbuat hürriyetine dokunulmıyacağı için
Baş Vekil Paşaya teşekkür etti. Efendiler; matbuat
hürriyeti
diyoruz, rica ederim, müsaade ederseniz size ufak bir
hikâye
arzedeyim, ondan sonra maruzatıma devam edeyim: Çoğunuz
bilirsiniz, ata sözlerdir:
Bir
muhtarla bir bekçi kavga etmişler, muhtar bekçiyi
dövmüş, muhtarın düşmanları bekçiyi teşvik
etmişler, git Hükümete müracaat et, hakkını iste
demişler. Bekçi arzuhalciye gelmiş, bana bir arzuhal yaz
demiş,
arzuhalci ne o demiş? Muhtar beni dövdü, tokat attı,
arzuhalı
kaça yazarsın demiş, arzuhalci beş kuruştan yüz kuruşa
kadar arzuhal yazarım demiş, öyle ise bana yüz kuruşluk
bir
arzuhal yaz demiş.
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Arap hikayesi mi?
ALİ
SAİP
B.
(Urfa) - Hayır bu sizin hikayenizdir (Handeler). Arzuhalci
arzuhali
okuyunca bekçi ağlamaya başlıyarak; vah, vah demek bana
zulüm etmişlerde haberim yokmuş, demiş.
Efendiler
bu
günkü gazetelerin vaziyeti budur. Beş kuruşa Milliyet
satılır, beş kuruşa Vakit, Akşam, Cumhuriyet satılır. Rejimi
kuvvetlendiren bu gazeteler beş kuruşa satılır, Hakimiyet okunmaz,
fakat işitiriz ki filan yerde Yarin gazetesini kapışmışlar,
yüz
kuruşa satılmış. Bunun akibeti budur. 31 Martı bunlar
çıkardılar, mütarekede İstiklâl harbinde
aleyhimize
kuvvet sevkedenler bunlardır.
Şeyh
Sait
isyanı çıkaranlar bunlardır. Bu günkü Derviş
Memed’i
de bunlar çıkardılar. Binaenaleyh Efendiler asıl bunlara
çare bulmak lâzımdır, yoksa Ahmet Beyin dediği gibi
bunlara dokunulmadığı için teşekkür ederim demek doğru
bir
şey değildir.
Muhterem
arkadaşlar;
ben hürriyeti matbuatın düşmanı değilim,
gazetecilerin düşmanı değilim. Gazeteciler, rejimi
müdafaa
eden insanlar, bizim dilimizdir, kafamızdır, dimağımızdır, rejimi
müdafaa ediyorlar. Asil benim düşmanlığın, rejimi yıkmak
istiyen hain gazetecileredir (Bravo sesleri) (Alkışlar).
AĞAOĞLU
AHMET
B. (Kars) - Aferin...
REİS
-
Efendim,
başka söz istiyen yoktur. Hükümetin Menemen,
Manisa ve Balıkesir merkez kazalarında idarei örfiye
ilânı
hakkındaki tezkeresini reyinize arzediyorum. Kabul edenler...
Etmiyenler... Müttefikan kabul edilmiştir.
Divanı
Harp Kararnamesi
25 Ocak
1931
Yargılama
25
Ocak 1931'de Divanı Harp Kararnamesi'nin açıklanmasıyla
sona
erdi.
105
sanıktan 37’si için ölüm cezası verildi. 6’sının
ölüm cezası yaş haddi nedeniyle 24 yıl “idama bedel
hapis
cezası”na çevrildi. Diğer sanıklardan 20’sine bir yıl,
14’üne üç yıl, 6’sına 15 yıl, birine 12,5 yıl
hapis
cezası verildi, 27 sanık beraat etti.
Kararda
sanıkların, "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye
Kanununu
tagyire cebren teşebbüs ettikleri ve bunlara müzaherette
bulundukları ve Mehdi Mehmedin Mehdiliği için harekete
geçtiğini bildikleri halde zamanında Hükümete
haber
vermedikleri ve tekkelerin seddinden sonra ayini tarikat icra
ettikleri" belirtildi.
Kararların
TBMM'ye sevki...
31 Ocak
1931
Yargılama
sonunda
verilen kararlar, Başbakanlık tarafından 31 Ocak 1931 tarihinde
TBMM'ye sunuldu.
Kubilay
Olayı'nın
kararlarına ilişkin Başbakanlık yazısı ile diğer belgeler
şöyle:
(31
Ocak
1931)
T.C.
Başvekâlet
Muamelât
Müdürlüğü
31.1.931
Sayı:
6/341
T. B.
M.
M. Yüksek Reisliğine
Menemen
hadisesini
ika ve teşkilâtı esasiye kanununu cebren tağyire
teşebbüs edenler hakkında Menemen Divanı Harbi
Örfisince verilen karara dair M. M.
Vekâletinden
yazılan 31.1.931 tarih ve 2061 numaralı tezkerenin sureti
merbutatı ile
birlikte leffen takdim kılınmıştır. İdam mahkûmları
hakkında
teşkilâtı esasiye kanununa tevfikan Meclisi Alice ittihaz
buyrulacak kararın iş’arına müsaade buyrulmasını rica
ederim
efendim.
Başvekil
İsmet
Yüksek
Başvekâlete
1.
Menemen
hadisei isyaniyesini tertip ve ihzar ve teşvik ederek ve bu
suçu
işlemeğe azmettirerek Türkiye Cumhuriyeti teşkilâtı
esasiye
kanununu tağyire cebren teşebbüs etmekten maznun olan
eşhastan
isimleri merbut listede yazılı (37) şahsın aledderecat
müsellehan
harekete geçerek ve mehdilik ilân ederek Menemen
hadisesini doğrudan doğruya beraber işlemek ve azmettirmek
suretlerile
teşkilâtı esasiye kanununu tağyire cebren teşebbüs
eyledikleri sabit olduğundan hareketlerine tevafuk eden
Türk ceza
kanununun 64 üncü maddesinin birinci ve ikinci
fikraları
delâletile 146 ıncı maddesine tevfikan idamlarına ve ancak
içlerinden altısının yaşları dolayısile mezkûr
kanunun 55
ve 56 ncı maddeleri mucibince haklarındaki idam cezalarının 15
ve 24
sene ağır hapis cezasına tahviline.
2. Ve
41
şahsın muttali oldukları isyan hareketini suiniyetle
Hükümete
ihbar etmemek ve dini alet ittihaz ile halkı devletin emniyetini
ihlâl edebilecek harekete teşvik eylemek ve tekkelerin
seddine
dair olan kanunun mer’iyetinden sonra ayini tarikat icra ve
nakşi
tarikatine ait hizmetleri ifa etmek suçlarını işlemiş
olmalarından dolayı Türk ceza kanununun 151 inci maddesinin
birinci fıkrası ve 163 üncü maddesinin birinci fıkrası
ve 677
numaralı kanun hükümlerine tevfikan derecatı
muhtelifede
hapis ve ağır hapis cezalarile mücazatlarına.
3. Ve
27
şahsın beraetlerine dair Menemen Divanı Harbi Örfisinden
sadır
olan hükümleri havi 25.1.931 tarih ve 4 numaralı karar
ve
teferruatı leffen arz ve takdim kılınmıştır.
İdam
hükümlerinden maadasının tasdiki idarei örfiye
âmirinin dairei salâhiyetine dahil olup idam
hükümlerinin dahi teşkilâtı esasiye kanununun 26
ncı
maddesi mucibince Meclisi Alice tasdiki esbabının istikmal
buyurulması
maruzdur efendim.
M. M.
Vekili
Zekâi
M.M.:
Milli Müdafaa Vekaleti
İdamlarına
ve
Yaşları Dolayısile Haklarındaki İdam Cezasının Ağır Hapse
Tahviline
Karar Verilenler
Manisadan
Kahveci
çırağı Mustafa (İdam)
Manlsadan
Terzi
Talât (İdam)
Manisadan
Topçu
Hüseyin (İdam)
Manisadan
Tatlıcı
Mustafa Hüseyin (İdam)
Manisadan
Eskici
Hüseyin Ali (İdam)
Manisadan
Keçeli
Köyünden Himmetoğlu Süleyman (İdam)
Manisadan
Paşa
Köyünden Kâhya Ahmetoğlu İsmail (İdam)
Manisadan
Mutaf
Süleyman (İdam)
Manisadan
Manifaturacı
Osman (İdam)
Manisadan
Hafız
Cemal (İdam)
Manisadan
Tabur
imamı İlyas Hoca (İdam)
Manlsadan
Ali
Paşa zade Ragıp Bey (İdam)
Manisadan
Şeyh
Hafız Ahmet (İdam)
Manisadan
Giritli
İbrahimoğlu İsmail (İdam)
Menemenden
Bozalandan
Koca Mustafa (İdam)
Menemenden
Bozalandan
Hacı İsmail (İdam)
Menemenden
Bozalandan
Hacı İsmailoğlu Hüseyin (İdam)
Menemenden
Bozalandan
Göriceli Abdülkerim (İdam)
Menemenden
Cum’ai
Balâlı Ramiz (İdam)
Menemenden
Çıtaklı
Molla Süleyman (İdam)
Menemenden
Hayimoğlu
Jozef (İdam)
Menemenden
Şımbıllı
Ali Osmanoğlu Memet (İdam)
Menemenden
Arnavut
Yusufoğlu Kâmil (İdam)
Menemenden
Kerimoğlu
İbrahim (İdam)
Menemenden
Selimoğlu
Boşnak Abbas (İdam)
Ala
Şehirden Şeyh Ahmet Muhtar (İdam)
Esat’ın
oğlu Memet Ali (İdam)
Manisa
Hastanesi imamlığından mütekait Laz İbrahim Hoca (İdam)
Manisadan
Emrullahoğlu
Memet (İdam)
Manisadan
Nalıncı
Hasan idama bedel (24) sene hapis (20) yaşında
Manisadan
Çoban
Ramazan idama bedel (24) sene hapis (20) yaşında
Manisadan
Giritli
Küçük Hasan idama bedel (24) sene hapis (17)
yaşında
Menemenden
Harputlu
Ömeroğlu Memet idama bedel (24) sene hapis (65) i
mütecaviz
İzmirden
Laz
Memet Ali Hoca idama bedel (24) sene hapis (65) i mütecaviz
Erbilli
Şeyh Es’at idama bedel (24) sene hapis (65)i mütecaviz
Derecatı
Muhtelifede
Hapis ve Ağır Hapis Cezalarına Mahkûm Edilenler
Horus
köyünden Selâhattin oğlu Naşit
Horus
köyünden Yakupoğlu Ali
Horus
köyünden Muhittinoğlu Ali Koç
Horus
köyünden Hasanoğlu Ahmet
Horus
köyünden Neciboğlu Mevlût
Horus
köyünden Ragıboğlu Osman (Onbeşer sene ağır hapis)
Horus
köyünden Mümtazoğlu Haşim 65 yaşını mütecaviz
olduğundan cezası 12,5 sene ağır hapis
Süleymanoğlu
Murat
Mustafa
Kara
Ahmedoğlu Ali
Hasanoğlu
Ayan
Memet
Paşaköyünden
Memetoğlu
Abdurrahman
Hoca
Hasanoğlu Hüseyin
Ramazanoğlu
Bekir
Şerif
Ahmedoğlu Eyyip
Bozalandan
Hacı
İsmailoğlu Hasan
Muhtar
Ahmedoğlu Mustafa
Âza
Memetoğlu
İsmail
Âza
Memetoğlu
İbrahim
Âza
Haliloğlu
Hasan
Bekçi
Ahmet
Hüseyin
Rahmanlı
Köyünden
Hacı Hafız Ali (Üçer sene hapis).
Manisadan
Şeyh
Hacı Hilmi
Horus
köyünden Ömeroğlu Ahmet
Ahmedoğlu
Ibrahim
Mustafaoğlu
Sadi
Zenooğlu
Hasan
Arslanoğlu
Şaban
Muslihoğlu
Halit
İbrahimoğlu
Mustafa
Abidinoğlu
Tahsin
Yasimoğlu
Osman
Paşaköyünden
Memetoğlu
Ahmet
Simalı
Salihoğlu Osman
Bozalandan
Ahmedoğlu
Memet
Osmanoğlu
Hasan
Hüseyinoğlu
İbrahim
Ak
Memetoğlu Memet
Simsar
Kâtibi Mustafa
Lüle
Memetoğlu
Ali
Darakçi
Hüseyinoğlu
İbrahim Etem,
Kurabiyeci
Hacı
Hüseyin (Birer sene hapis).
Beraet
Edenler
Menemende
mukim
Yanyalı Hoca Saffet
Menemenli
Rasim
Bozalandan
Mustafa
oğlu Mustafa
Bozalandan
Hacı
Ali oğlu Mustafa
Menemenden
Tütüncü
Haydar
Menemende
Gözlüklü
Mehmet Ali
Menemende
Naşit
oğlu İbrahim
Menemende
Mazlumaki
oğlu Ali
Menemende
İbrahim
oğlu İsmail
Menemende
Berber
Hafız Ahmet
Manisalı
Hüseyin
oğlu Süleyman
Furuncu
Mustafa oğlu Ahmet
Lütfullah
oğlu
Halil
Ahmet
oğlu
Hüseyin Mazlum
Hasan
oğlu
Katmerci Mehmet
Tütüncü
Hasan
oğlu Hüseyin
Ahmet
oğlu
Halil
Mustafa
oğlu Mehmet
Pıçakcı
İdris
oğlu Mustafa
Çulha
Ahmet
oğlu Mehmet Çavuş
Horus
köylü Nurettin
Hacı
Ömer oğlu Hoca Hakkı
Mehmet
Emlnin anası Hasibe
Kız
kardeşi Halide Fatma
Kız
kardeşi Rukie
Karısı
Emine
Bozalandan
Fatma
T.C.
Menemen
Divanı
Harbi Örfi
Riyaseti
Menemen
26.1.930
Umumî
4
Amiri
Örfi
ve 2. O. Müfettişliğine
Menemen
vakai feciasını faillerile bunlara yardım eden ve kısmen
alâkadar
olan Manisa, Paşa köy, Bozalan Horoz köy, Eren köy
ve
Menemen ahalisinden 105 kişinin ilk safha olarak Müddei
Umumilik
tarafından mahkememize mevdu iddianame ve evrak üzerine icra
kılınan aleni muhakeme neticesinde işbu eşhasın tebeyyün eden
cürümlerine göre Müddei Umumiliğin son
iddianamesile maznunların son müdafaaları dinlenerek ve
kısmen
tahriri müdafaaları okunarak heyetimizce icabı
ledelmüzakere
ittifakla verilen kararı mübeyyin kararnamemiz ve müddei
umumiliğin son iddianamesi ve safahatı muhakemeyi gösterir
zabıtnameler leffen ayrı ayrı arz ve takdim edilmiştir. Olbaptaki
teşkilâtı esasiye kanununun maddei mahsusası ahkâmına
binaen idam cezalarının Meclisi Millice tasdikine delâlet ve
muktezasının ifası hususunda müsaadei Devletlerini arz ve
istirham
eylerim.
Örfi
Divanıharp
Reisi
Mirliva
Mustafa
TBMM
Adalet Komisyonu Raporu ve TBMM kararı...
31
Ocak
-
2 Şubat 1931
Ölüm
cezalarına
ilişkin kararlar, 31 Ocak 1931 günü TBMM Adalet
Komisyonunda görüşüldü ve kabul edildi. Adalet
Komisyonu Raporu, 2 Şubat 1931 tarihinde Genel Kurul'da ele alındı
ve
Komisyondan geldiği biçimde kesinleşti.
TBMM'nin
611
sayılı kararı, 3 Şubat 1931 tarih ve 1716 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlandı. Ölüm cezaları, aynı gün Menemen'de,
Kubilay'ın katledildiği yerde infaz edildi.
Anadolu
Ajansı'nın haberi şöyle:
(3
Şubat
1931)
İDAM
HÜKÜMLERİ BU SABAH İNFAZ EDİLDİ
Mehmet
Emin, Şehit Kubilây’ın Başının Kesildiği Yerde Kurulan
Sehpada
İdam Edildi
Menemen
3
(AA.) (Sabaha karşı) - İdama mahkûm olanların
haklarındaki
hüküm bugün sabaha karşı saat iki
buçukta
merasimi kanuniye badelifa infaz edilmiştir. Bu 28
mahkûmdan
Mehdi’nin arkadaşı Mehmet Emin, Menemen’li Jozef, Manisa’lı
Hacıpaşa
zade Ragıp, Manisa’lı Şeyh Hafız Ahmet, Alâşehir’li Şeyh
Ahmet
Muhtar, Manisa’lı tatlıcı Hüseyin, Şeyh Esad’ın oğlu
Mehmet Ali
hükûmet meydanında, Menemen’li Ramiz, Menemen’li
Yahya oğlu
Hüseyin, Menemen’li manifaturacı Osman, Manisa’lı İbrahim
oğlu
İsmail, Lâz İbrahim hoca da istasyonda, Bozalan’lı
İbrahim oğlu
Koca Mustafa, Bozalan’lı Hacı İsmail oğlu Hüseyin,
ŞimbiIli
Mehmet, Menemen’li Kerim oğlu İbrahim, Tabur İmamı Hoca İlyas.
Manisa’lı topçu Hüseyin, Manisa’lı Süleyman
çavuş, Bozalan’dan Hasan oğlu Hacı İsmail, Menemen’li
Çıtaklı Molla Süleyman, Menemen’den Boşnak Abbas,
Manisa’dan Süleyman, Manisa’dan Hafız Cemal, Manisa’dan
kahveci
Mustafa, Manisa’dan eskici Hüseyin, oğlu Hüseyin
Ali’den
ibaret yedişer kişilik iki grup ta Tuz pazarında ve bedesten
ve sinema
önünde asılmışlardır. Bu 4 gruptan
üçünün saat 9.5 ta, İstasyon grubunun da
saat 12
de cesetleri kaldırılacaktır.
Mehmet
Emin’in sehpası şehit Kubilây’ın başının kesildiği yerde
konulmuştur.
Kubilay
anılıyor / 23.12.2005
Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer, ”Menemen Olayı”nı “Cumhuriyete
başkaldırı” olarak
nitelendirerek, ”Kubilay'ı acımasızca katledenlerin temsil
ettikleri
zihniyetin ve günümüzdeki uzantılarının
çok iyi
değerlendirilmesi gerekmektedir” dedi.
Sezer,
Kubilay'ın şehit edilişinin 75. yılı dolayısıyla bir mesaj
yayımladı.
Cumhurbaşkanlığı
Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre,
Sezer,
Yüce Atatürk'ün önderliğinde kurulan
cumhuriyetin,
karanlıktan aydınlığa, dogmalardan bilimselliği ve
akılcılığa,
bağnazlıktan çağdaşlığa, imparatorluktan ulus devlete
ve
kulluktan yurttaşlığa geçişin simgesi olduğunu
kaydetti.
Türk
ulusunun, cumhuriyetin ilanı ile dünyadaki saygın
yerini aldığını,
din, inanç, etnik köken ayrımı olmaksızın
tüm
yurttaşlarıyla, birlik içinde aydınlık yarınlara
yöneldiğini ifade eden Sezer, din ve devlet işlerinin
ayrılarak,
kutsal din duygularının siyasal amaçlarla
kötüye
kullanılmasının önlenmesinin, cumhuriyet
yönetiminin temel
yaklaşımlarından biri olduğunu ifade etti.
Sezer,
Türkiye Cumhuriyeti'nin, bir yandan uygar dünyayla
bütünleşme yolunda ilerlerken, öte yandan
cumhuriyetin
dayandığı değerler sistemine yönelen tehditlere,
Atatürk
devrimlerini içine sindiremeyen çevrelere
karşı da
kararlı bir savaşım vermek durumunda kaldığını kaydetti.
Sezer,
şöyle devam etti: “23 Aralık 1930 günü
Menemen'de
bir grup gericinin gerçekleştirdiği eylem, cumhuriyet
karşıtlarının çirkin yüzlerini göstermesi
yönünden ibretle anımsanması gereken bir olaydır.
Cumhuriyete
başkaldırı niteliğindeki Menemen olayı, tarihimizdeki en acı
olaylardan
biridir. Menemen'de asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ı
acımasızca
katledenlerin temsil ettikleri zihniyetin ve
günümüzdeki
uzantılarının çok iyi değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Menemen'de şehit olan Mustafa Fehmi Kubilay, Türkiye
Cumhuriyeti'nin bağnazlığa ve karanlık düşüncelere
karşı
başlattığı savaşımın simgesi olmuş, cumhuriyete sahip
çıkılması
uğrunda canını ortaya koyarak yurttaşlarımızın
gönlünde
ölümsüzleşmiştir. Kubilay, onurlu girişimiyle
cumhuriyetin tüm kazanımlarıyla korunacağının en somut
örneği
olarak tarihimizdeki saygın yerini almıştır.”
Kubilay'ın
şehit edilmesinin, ülkenin her köşesinde
kınandığını,
yurttaşların cumhuriyete bağlılıklarını ve
inançlarını
güçlendirdiğini ifade eden Sezer, şunları
kaydetti: “Bağnaz
düşüncelerin birey, toplum ve devlet yaşamını
etkilememesi
için duyarlı olmalı, Türkiye Cumhuriyeti'nin
hedeflerini
gerçekleştirmesi yolunda ilerici atılımları ilk
günkü
bilinçle sürdürmeliyiz. Cumhuriyetin
felsefesi,
Atatürk ilke ve devrimleri için tehdit oluşturan
düşünce ve girişimler, Türk ulusunun
duyarlılığı ve
sağduyusu ile kurumlarımızın kararlılığı sayesinde
hiçbir zaman
amaçlarına ulaşamayacaklardır.Türk ulusunun
Yüce
Atatürk'ün aydınlattığı yolda ilerleyeceğinden,
cumhuriyetimize, ulusal değerlerimize bağlılığını her
koşulda
göstereceğinden kuşku duyulmamalıdır.”
Sezer,
Mustafa Fehmi Kubilay'ı şehit edilişinin 75.
yıldönümünde saygıyla andığını belirtti.
BAŞBAKAN'IN
MESAJI
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Türk milletinin Cumhuriyet
değerlerini,
milli birlik ve beraberliğini her şart altında korumaya
kararlı
olduğunu belirterek, 75 yıl önce şehit edilen
Kubilay'ın bu
kararlılığın sembolü olarak Cumhuriyet tarihinde
müstesna bir
yere sahip bulunduğunu kaydetti.
Başbakan
Erdoğan'ın,
Kubilay'ın şehit edilişinin 75. yıldönümü
dolayısıyla
yayınladığı mesaj şöyle:“Türk milleti, Cumhuriyet
değerlerini, milli birlik ve beraberliğini her şart altında
korumaya
kararlıdır. Kubilay'ın, bu kararlılığın bir sembolü
olarak
Cumhuriyet tarihimizde müstesna bir yeri
vardır.Türkiye
Cumhuriyeti, aziz milletimizin bu kararlılığının
güvencesi altında
önüne çıkan her engeli aşarak muasır
medeniyet
hedefine doğru ilerlemeye devam edecektir. Cumhuriyetimizin
kuruluş
idealleri uğrunda şehit düşen Asteğmen Kubilay'ı,
şehadetinin 75.
yıldönümünde bütün şehitlerimizle
birlikte
saygı ve rahmetle anıyoruz.”
