Zeynel LÜLE

  Kasım 2005



Türbanda son nokta...


    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, türban konusuna “hukuki” açıdan son noktayı koydu.
“Türbanla eğitimi yasaklamak, yasaldır” sonucuna vardı.
     Mahkemenin aldığı karara itiraz edilebilecek başka bir hukuki mercii yok. Yani, bu konu uluslararası alanda “adli” olarak sonuçlandı.
      Mahkemenin gerekçesi ise, özetle üç noktaya dayanıyor.
1)Öğrenimlerini üniversitede yapmayı seçen öğrenci, üniversitenin kurallarını kabul etmiş sayılır. Bu düzenlemeler farklı inanışlardaki öğrencilerin birlikte öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla öğrencilerin dinsel inançlarını açığa vurma özgürlüklerine sınırlamalar getirebilir.
2) Dinsel simgelerin herhangi bir yer ve biçim sınırlaması olmaksızın sergilenmesi, sözü geçen dini uygulamayan ya da başka bir dine mensup öğrenciler üzerinde baskı oluşturabilir.
3) Laik üniversiteler öğrencilerin kılık kıyafetlerine ilişkin sınırlamalar koyarken kökten dinci akımların yüksek öğretimde kamu düzenini bozmamalarına dikkat gösterebilirler.

                                                           x    x   x

     Peki bu karar, Türkiye’deki “türban sorununu” çözecek mi?
     Hukuken evet...
     Ama vicdanlarda bu sorun sürecek.
     Ne yapmalı?
     AKP mensupları, her fırsatta bu konuyu gündeme getirip, sorunu daha fazla germemeli... Meclis içindeki çoğunluğu ve de “tek başına iktidar” olmayı, “sorunu çözücü unsur” olarak görmemeli...
     “Toplumsal mutabakat” olmadıkça, bu sorun çözülemez.
     Ve de görülüyor ki, Türkiye’de “çoğunluk”, bu yasaktan yana ve de artık, yargının en üst organından da bu görüşe “hukuki destek” var.
     AKP mecliste “mutlak çoğunluğa” sahip ve de tek başına iktidar ama, bu durum Türkiye’deki “çarpık” seçim sisteminden kaynaklanıyor.
     AB raporlarında da bu sistemin yanlışlığı gözler önüne seriliyor.
     Bir kere, dünyanın hiçbir ülkesinde, yüzde 35 oyla, TBMM’nin yüzde 65’ine sahip olamazsınız. Türkiye’deki seçim sistemi, AKP’yi TBMM’ye bu oranla gönderdi.
AKP hükümetinin anayasayı değiştirme olanağı vardır. Bu hak, hukuken ve hatta salt çoğunluk olarak bulunmaktadır. Ama devletin temel prensipleri üzerinde bu hak “meşruiyet” (legitimite) gerektirir.
     3 Kasım seçimlerinde 41 milyon seçmen kayıtlıydı. Bunun yaklaşık 9 milyona yakını sandık başına gitmedi. 14 milyon kişinin de verdiği oylar, yüzde 10 barajına takılıp, meclise yansımadı.
     Etti 23 milyon...
     Halkın yaklaşık 7 milyonu ise CHP’ye oy verdi ve bu partiyi muhalefet partisi olarak meclise gönderdi. AKP ise 11 milyon oy aldı.
     Yani, 30 milyon oy AKP’ye verilmedi.
     41 milyon seçmenin, 30 milyonu AKP’ye oy vermedi.
     Şimdi nerede bu meşruiyet...?

                                                         X     X    X

     Sonuçta, tek başına iktidar olmak, temel prensipler üzerinde halk uzlaşmazlığının olmadığı konularda “karar alınmasına engel” teşkil eder.
     Tabii ki karar alınır... Tek başına iktidara gelebilen bir partinin hukuken buna hakkı da vardır ama, bu aynı zamanda “mutabakat” sorunu, “meşruiyet” sorunu doğurur.
     İşte bunun içine cumhuriyetin laiklik kavramlarından uzaklaşması girer. Türban konusu girer. Bu konularda uzlaşma aramak durumunda olunmalıdır.
     Aksisi, AKP’ye oy vermeyen 30 milyonu rencide eder.
     AKP, Türkiye’de kayıtlı her dört seçmenden sadece birinin oyunu almıştır.
     Bu gibi temel konularda, AKP’ye oy vermeyen dört kişiden üçünün görüşlerini de dikkate almak gerekir.
     İşte bu nedenle; hele ki en yüksek uluslarararası hukuk organının kararı da ortadayken hala türban konusuyla meşgul olmak, toplum barışını zedeler.