Sıtkı Uluç

03 Mart 2006

Diğer yazıları

Devlet Bakanı
Emir Kır...


Belçika terörizme şaşı bakıyor

Türkiye-AB ilişkilerinde "Hayır"lısı oldu...

Evren'in düşündürdükleri...


Son gülen, iyi güler...

      Belçika’da yaşanan “Fehriye Erdal Olayı” gerçek bir “komedi” ama bu, baştan beri komediydi, Belçika basını ve kamuoyu yeni keşfediyor.

     Belçika İstihbarat Servisi ve Federal Polis ile “dalga geçiyor” herkes... İstihbarat Servisi, ABD’nin uyarısına rağmen İran’a nükleer malzeme satılmasını engellemek görevini yerine getirmediği için sorun yaşıyordu. Erdal dosyası “tuz, biber” oldu... Ama suçun tamamen bu kuruma yıkılması kabul edilemez. 

     “La Libre Belgique” çok doğru yazmış: hata “Demokrasi” ve “Hukuk Devleti” olmak adına ortaya koyulan “sistem”dedir. Bu sistem, AB’nin terör örgütleri listesinde yer alanlara özgürlük verirken, eli kanlı teröristleri “ilticacı adayı” diye korurken, gerçek ilticacı adaylarını, bebekleriyle birlikte, aylarca, yıllarca, “kapalı merkez”lerde tutuklu bulundurabiliyor. Bunun adı “insanlık”, “demokrasi” ve “hukuk devleti” oluyor.

     “Fikir özgürlüğü”nden bahseden bu “sistem”, “Ermeni soykırımı iddiaları araştırılsın, doğru mu, yanlış mı kanıtlansın” dediğimiz zaman, bizi hapise atmakla tehdit edebiliyor, “demokrasi” ve “hukuk devleti” olmak adına...

     Belçika adaleti, nihayet, Erdal’a “terörist”, DHKP-C’ye “terör örgütü” dedi.

     Lütufta bulundu.

     Belçika AB üyesi, AB uzun süredir bu örgütü teröristler listesine almış ama olsun...

     Aynı Belçika adaleti, Türkiye’nin terör örgütü DHKP-C’den zarar görmediğini iddia ederek 1 euroluk sembolik manevi tazminat talebini reddetti.

     Oysa mahkeme, DHKP-C’yi, özellikle Türkiye’deki terör eylemleri nedeniyle “terörist örgüt” ilan etti.

     Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

     Erdal’ı Türkiye’deki ithamlar nedeniyle yargılamayı neden reddediyor Belçika adaleti? Çünkü Sabancı cinayetinde kullanılan silah “tam otomatik” değil, “yarım otomatik”... “Tam otomatik" olsaydı, “terör eylemi” olacaktı, “yarım otomatik” olunca, “adi suç” sayılıyor...

     Dramatik bir komedi... Belçika fıkrası...

     Veya, Sabancı Ailesi'nin avukatı Fernand Schmitz'in dediği gibi, "Muz Cumhuriyeti"...

     Ama en inanılmazı, Adalet ve İçişleri bakanlarının basın toplantısında görüldü:

     “Güleryüzlü”, “çok sevimli” ama galiba gerçekten bazı konularda biraz “yeteneksiz” olan Adalet Bakanı Onkelinx’e ben bizzat sordum:

     "Sayın Bakan, dediniz ki, “Fehriye Erdal 28 Şubat kararına kadar masum sayılıyordu. Bir şey yapamazdık. Özgürdü. Bu karardan sonra o bir terörist. Bir şey yapabiliriz. DHKP-C de terör örgütü...” Madem öyle, demek ki, AB’nin de uzun süredir terör örgütü dediği DHKP-C’nin Brüksel’deki İrtibat Bürosu’nu kapatacaksınız, değil mi?’’

     Yanıt çok net oldu:

     “Hayır, kapatmayacağız. Çünkü temyiz hakları var. Adli sürecin son bulmasını bekleyeceğiz...”

     Buyrun cenaze namazına!

     Bu adli süreç daha yıllar alır... Belçika adaletinin ve Adalet Bakanı’nın “terörist” dediği örgüt, daha yıllarca Belçika’da “özgürlük” yaşar.

     Bakanlar çok açık ve güzel ifade ettiler: “Biz Erdal’a ve DHKP-C’ye güvenmiştik” dediler. Sözlerinde duracaklarını sanıyorlarmış, durmamışlar!..

     Gerçekten, komedi senaryosu gibi...

     Siz, Belçika’da yaşayan ve sizi sürekli  uyaran onbinlerce Türk’e ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne güvenmediniz de bunlara güvendiniz, öyle mi?

     Ve şimdi şaşkınlık gösteriyorsunuz.

     Ve şimdi güveniniz devam ediyor ki, “bizi sokmayan yılan bin yaşasın” zihniyetiyle yola devam ediyorsunuz.

     Bakanlar dediler ki, “Fehriye Erdal iltica talebi bulunduğu gerekçesiyle Belçika’da ikamet ettirildi ve özgür oldu”...

     Sormazlar mı adama?

     “Belçika’ya iltica talebiyle gelen binlerce insanı, çocukları, bebekleriyle beraber, aylarca, yıllarca kapalı merkezlerde tutan veya askeri uçaklarla toplu olarak sınırdışı eden siz değil misiniz? Fehriye Erdal neden özgürdü? Elinizde özgürlük kısıtlaması için adli karar olmadığını söylüyorsunuz. Diğer mültecilerinin özgürlüklerini kısıtlamak için böyle bir karar var mı? Varsa, o karar Erdal için neden geçerli değil?..”

     Kamuoyuna yıllardır Erdal’ın “adresi gizli bir evde gözaltında olduğu” hikayesini anlatan ve güvence veren bakanlar, şimdi, “O özgürdü, mahkeme kararına kadar da masum sayılıyordu. Kaldığı evden istediği zaman çıkabiliyor, istediği yere gidebiliyordu. İsteseydi Belçika’yı da terk ederdi, engelleyemezdik” diyorlar.

     Türkiye’den gelen dosyalar ise hiç ciddiye alınmıyor, talepler geri çevriliyor.

     Belçika gazeteleri yazıyor : “Fehriye Erdal istediği zaman demokrasiyi kullandı, istediği zaman demokrasiyi alaya aldı.”

     Günaydın !
 
     Fehriye Erdal’ın masum olmadığı ortaya çıkarken, Belçika hükümetinin de masum olmadığı gözler önüne seriliyor galiba... Ve galiba Fehriye Erdal daha akıllıca, daha ciddi savunuyordu kendisini...

     Gazetelerin yazdığı gibi, şimdi bu komediye en çok gülen de Erdal olsa gerek...

    Ama derler ya, “Son gülen, iyi güler...”