Kedi Osman

  Aralık 2005

Diğer yazıları



                                                   Havlayan Köpek...                                                                                                                                                                                                                                                                                 
     Biz kediler, köpeklerden hiç hoşlanmayız. Milyonlarca yıldır bizi hiç rahat bırakmadılar çünkü, hep saldırırlar, ısırırlar... Peşimizden koşup dururlar. Sıkışıp da biz üzerlerine gidince, tırmalayınca, kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırıp kaçarlar hep...

      “Havlayan köpek ısırmaz” derlerse de, deneyimlerimle sabittir ki, havlayan köpek de ısırabilir. Havlama şekline bağlı... Havlama şeklinden, bir köpeğin ne derece salak olduğu, neler yapabileceği, neler yapamayacağı, tatminsizlik ve yeteneksizlik boyutları gibi pek çok şey belli olur.

     Bazıları sadece bir “kemik” arayışındadır. Ağzına o kemiği verirseniz susar. Bazıları da, birileri kemik sözü verdi diye havlar.

     “Pavlov’un köpekleri” de ilginçtir ama şimdi kedi-köpek edebiyatını bırakalım. Yazacaklarımla zavallı köpeklerin hiçbir alakası yok aslında...

    Valon liberaller, MR, geçen yaz yedikleri siyasi dayağı hazmedemediler. Hani, sözde Ermeni soykırımı iddialarını reddedenleri hapislere attırmak, para cezalarına çarptırtmak istiyorlardı da, Flaman liberaller dahil hemen hemen tüm siyaset dünyası tarafından dışlandılar ya...

     Şimdi aynı tantanayı tekrar başlattılar.

    Bu partinin Türk ve Türkiye düşmanlığı artık o kadar bariz ki, “Isırmaz” deyip gülüp geçmek mümkün... Utanması gerekenler, sadece, o parti çatısı altında kalmayı sürdüren birkaç Türk asıllı politikacıdır ki onlar da herhalde kendilerini sorgulayıp, anavatanlarına  ve içinden geldikleri topluma ihanet eder durumdan kurtulmanın bir yolunu bulurlar. Herhalde, onlar, Türklerin “cellatların çocukları” olduğunu düşünmüyorlar, di mi?

     Sorun MR’in tavrı değil yani...

    Sorun, MR’in Türk toplumuna yönelik iğrenç kışkırtmaları...

    Aha, MR Senato Grubu Başkanı hatunun söyledikleri...

    Türkler, “cellatların çocukları” oluyor...

    Yahu teyze, ağzından çıkanı kulağın duysun!

     Belçika’da Türklerle Ermenileri karşı karşıya getiren bir “sosyal çalkantı” falan yok, yalan söylüyorsun. Bu çalkantıları, çatışmaları istediğiniz çok belli de yemezler be bacım!.. Türk toplumu bu kadar küçük siyasi oyunlara gelmez. Sizin ağzınızın payını da, aynen geçen yaz olduğu gibi, hem Belçikalılar, hem Türkler, hem siyasetçiler, hem sokaktaki adamlar-kadınlar bir güzel verirler, en demokratik yöntemlerle...

    Bak, ULB profesörleri neler diyorlar hakkınızda... Bu tür yaklaşımlarla sadece kendinize ve partinize değil, tüm siyaset dünyasına itibar kaybettiriyorsunuz.

     Aman kimse size Kongo’dan söz etmesin... Verecek yanıtınız yok...

     Aman size kimse Türk toplumunun Belçika’da ne kadar uyumlu, dost, dürüst yaşadığını anlatmasın; bu gerçeği görecek, anlayacak istek ve yeteneğiniz yok.

    Benim Ermeni arkadaşlarım bile halinize (Fransızca’da böyle bir deyim yok ama) popolarıyla gülüyorlar, farkında değilsiniz...

    Türklere, “cellatların çocukları” deseniz de, onlar, “Havlayan köpeklere” ilişkin atasözleri ve deneyimleriyle size şöyle bir bakar, kafalarını çevirirler. En fazla, “Seçimlerde görüşelim, demokratik ve bilimsel tartışma ortamlarında buluşalım” derler...

     Tarihten, bilimden anlamadığınızı anladık da, bari politikadan anlamadığınızı bu kadar belli etmeyin...

     Sözde soykırım hikayelerini bahane ederek toplumsal çalkantı yaratmak pek demode bir siyasi yaklaşım oldu bacım...  Bu oyuna ne Türkler, ne Ermeniler gelmez... Bunlar asırlardır birlikte, kardeşçe yaşamış insanlar, iki-üç cahilin ardından gitmez...

    Şimdi bu yazdıklarımı boşuna tercüme edip uyduruk insanlara bizi fitnelemekle uğraşan olmasın. Bu görüşleri Fransızca, Flamanca yazıyor, “Anadolu Hareketi”... Ve iletilmesi gereken herkese, hemen iletecek...

     Bak güzel bacım, ‘’Kedi Osman söylemişti’’ dersin:

     Türk toplumunu kışkırtamazsınız ama bu toplum artık tepkisiz de değil...

    Uyarıyorum, sabır taşırmayın!

    Sabır taşarsa hiç olay çıkmaz, hiç kavga olmaz, hedefinize ulaşamazsınız...

     Türk toplumunun sabrı taşarsa, geçen yaz yediğiniz siyasi dayağın fazlasını bir de bu kış yiyeceksiniz...

     İşin komiği de şu olacak ki, o siyasi demokrasi dayağını size Türkler, Ermenilerle birlikte atacaklar...

    Türkleri, Ermenileri bulaştırarak yaratmak istediğiniz “toplumsal çalkantı” gerçekleşmeyecek de, hak ettiğiniz “siyasal çalkantı” içinde sizler boğulup gideceksiniz.

     Benim gördüğüm tablo şu bacım:

   Türk toplumu, Flaman liberaller dahil, Belçika’daki tüm siyasi çevrelere güveniyor. Bu toplumun karşısında, bugün, bir aşırı sağcı, nazi soykırımını destekleyen partiler var; bir de sizin MR...
.
     Bir hukuk devletinde insanların fikir özgürlüğünü engellemeye çalışarak bir yere gidemeyeceksiniz.

    Kışkırtmalarınızla hiçbir siyasi hedefinize ulaşamayacaksınız.

     Türkleri ve hatta Ermenileri bu çirkin oyunun içine sürükleyemeyeceksiniz.

     Kazdığınız tuzak çukuruna kendiniz düşmektesiniz...

     İşte böyle, güzel bacım, “Kedi Osman uyarmıştı” dersin...