K
aleiçi : Sakin Kent’in güzel mekânı…




      Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in öncelikli, iddialı ve kapsamlı “Kaleiçi Projesi”, harekete geçirildiği 2010 başından bu yana sürekli gelişip hedefine ulaşıyor.

 

    "Seferihisar'ın Renkli Pazarı" sloganıyla hayata geçirilen Kaleiçi Pazarı, öngörüldüğü gibi, yerli ve yabancı turistlerin keyifle gezip alışveriş yaptıkları, fotoğraflar çektikleri ve yerli halkla diyalog kurdukları  bir mekân oldu.

 

    İlçe ve çevre köylerdeki vatandaşların ürettiği organik ürünlerle el işlerinin sunulduğu pazarda sanat eserleri de sergileniyor.

 

    Yerel değerlerin ve tarihi dokunun korunmasına yönelik birçok projeyi adım adım  gerçekleştiren Seferihisar Belediyesi,  Kaleiçi projesiyle yerel ekonomiye de yeni bir rüzgar sağladı.

 

    Sığacık'ın renkli pazarının en önemli özelliklerinden biri de, yapılan alışverişlerde naylon torba yerine, file ve kese kağıdı kullanılması.

 

    Tunç Soyer, Kaleiçi Pazarı’nı hizmete açarken, "Bu tip organizasyonlarda önemli olan, vatandaşın sahiplenmesi ve bu işi yürütmedeki kararlığıdır. Seferihisarlılar da bu projeye sahip çıktı. Bu beni çok mutlu ediyor. Kış aylarını sabırla geçirdikten sonra, burada baharla birlikte çok ciddi bir canlılık yaşanacak ve yerel üreticimiz kazanacak" diyordu. Öyle oluyor.

 

    Soyer’in Kaleiçi ile ilgili gelişen projesini de kendi ağzından hatırlatalım:

 

    -Beni en çok heyecanlandıran yeni projelerden biri, Sığacık Kaleiçi’ndeki 284 ev ile ilgili çalışmamız… İki sene önce İl Özel İdaresi’ne başvurduk. Kaleiçi’ndeki evleri ve sur duvarlarını onarmak istediğimizi bildirdik. Vali Bey proje finansman desteği verdi, projelerimizi tamamladık. Kaleiçi’ndeki evlerin renovasyon projeleri bitti, Anıtlar Kurulu’ndan geçirdik. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden onay alındı. Şimdi uygulamaya evlerin cephelerinin renovasyonu ile başlayacağız. Bundan sonra benim niyetim, bu 284 evi, 284 odalı bir pansiyon olarak pazarlamak… Bu, dünyada örneği olmayan bir şey… Kalenin kemerinin altından giren, bir tatil köyüne girmiş olacak. Yaşayan bir tatil köyü… Her evin bir odası turizme açılacak, pansiyon hizmeti verecek. Bu, tek merkezden pazarlanan bir hizmet olacak. O evde kahvaltısını edecek, sokakta yürüyecek, kahvesinde oturacak, meyhanesine gidecek, bir tatil köyünde yaşayacak, zaten fiilen var olan bir köy…

 

    Ve Sığacık’ın son dönemde düşündürdüklerini, “Fotogezgin” ekibinden (www.fotogezgin.com) Timur Özkan’ın kaleminden okuyalım:

 


BİR SIĞINAKTIR, SIĞACIK:


    Tarih: en eskisi, doğa: en güzeli, balık: en tazesi, konukseverlik: en içteni, sükunet: en sakini. Hepsi burada, Ege’in bu son sığınağında. 

    İzmir’in Seferihisar ilçesine bağlı Sığacık, Konak Meydanı’na sadece yarım saat uzaklıkta, kendisi küçük şöhreti büyük, şirin bir balıkçı kasabası. 

       Sıcakkanlı ahalisi ve pansiyonları, yakındaki koylara yapılan motor turları ve daha da fazlası var ama bar-disko gürültüsü yok, gelene-gidene yapışan satıcılar yok, böylesi bulunmaz bir yer, bir sığınak, Sığacık.

SONBAHARDA ÖLEN, İLKBAHARDA DOĞAN TANRILAR:

    Sığacık yakınlarındaki Antik Teos kentinde bir tapınak bulunur. Dünyanın en büyük Dionysos Tapınağı kabul edilen bu tapınaktan başka Agora, Tiyatro, Odeon ve Liman kalıntıları da gezilebilir. Teos Yunanca Tanrı demektir. Bu tapınağın tanrılarından Bakhus (Grekcesii Dionysos) sarhoşluk boyutunda neşe, cinsel güç ve çılgınlık anlamına geliyor. Yaşamak ve iyi ürün almak için bu tanrıların memnun edilmesi gerekiyor. Sonbaharda ölen bu tanrıların, ilkbahardaki doğumu çılgın partilerle kutlanır. 

    Bu günlerde erkekler eve kapanır, Rahibeler kendilerini kaybedene kadar şarap içerler. Ormanda çılgınca eğlenirler, hayvanları öldürürler. İstediği kadına veya erkeğe aşk teklif ederler, ertesi gün her şey unutulacaktır, kimse onlara itiraz edemez. Çünkü artık ilkbahar gelmiştir, Geçen sonbaharda ölen tanrılar yeniden doğmuştur, artık asmalar üzüm verecektir. Üzümler şarap olacaktır, yaşamak budur. 

    Milattan önceki 3 yy da Teos’da geçen bu “şen” hayat, bugünkü Sığacık’a hiç benzemez.


DEVŞİRME TAŞLARLA OSMANLI KALESİ:

    Bugünkü Sığacık, Antik İonia Uygarlığının on iki kentinden birisi olan Teos’un aksine, her şeyden önce sakin köy havası ile dikkat çeker. 

    Bazı kaynaklara göre 1420 lerde Sultan Murat, bazılarına göre ise 1520 lerde Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Parlak Mustafa Paşa (Kaptan Piri Reis önerisiyle) tarafından iki katlı olarak yaptırılan ve köy merkezini çepeçevre saran kale duvarlarının bir katı yıkılmış, ama içindeki geleneksel köy mimarisini korumaya devam ediyor.

    Ne yazık ki köy mimarisinin; kendisini koruyan kaleye aynı saygıyı gösterdiğini söyleyemiyoruz. Zira duvarları üzerine inşa edilen bazı evler, Sığacık’ın sembolü Kale’ye hiç yakışmıyor.

    Hadi köylü, yaptı diyelim. Üstündeki fazlalıklara, beş yüz yıllık duvarların sesi neden çıkmaz? Çıkamaz, çünkü kendisi de iki bin beş yüz yıllık Teos kalıntılarından getirilen taşlarla inşa edilmiştir…

“SATSUMA” KOKAN KÖY:

    Geçimini balıkçılık ve mandalina yetiştirerek sağlayan Sığacık’ın, kokulu mandalinaları genellikle ihraç edildiğinden başka yerde bulmak zordur. Mevsimine denk gelirse muhakkak “satsuma” mandalinanın tadına bakın, farkı göreceksiniz. 

    Sığacık ve çevresinde mandalina’dan başka iyi üzüm ve zeytin de yetişir. Bölgenin zeytinyağı Ayvalık ile bir-ayar kabul edilir.

    Ancak bahçeler giderek azalıyor, zahmetli bahçe işi yerine kente göç edenler nedeniyle köy de boşalıyor, çoğunluğu bitişik nizamda, beyaz badanalı, küçük pencereli, iki katlı ve kerpiç olan evlerin bir çoğu boş ve hatta yarı yıkık vaziyette. 

    Rahmi Tarım, Sığacık’ın yerlilerinden, küçük avlusunda yaptığımız sohbetlerde, gençlerin zahmetli bir iş olan bahçecilik yapmak yerine kentlere göç etmesinden şikayet ediyor, ama onlara da hak veriyor, çünkü maliyetler artmış ve artık bahçecilik eskisi kadar kazandırmıyor.

    Buna karşılık bazı evler temiz ve şirin pansiyonlara dönüşmüş, buralarda oldukça hesaplı bir tatil yapmak mümkün. İzmir ve çevresinden gelenler için bir hafta sonu, daha uzaktan gelenler için daha uzun süreli tatile olanak veren bu pansiyonların yanı sıra; Sığacık’ta birkaç otel ve tatil köyü de bulunuyor.


RÜZGAR VAR, DALGA YOK…

    Sığacık’ın plajları Küçük ve Büyük Akkum. Bu plajlarda rüzgar var ama dalga yok, yani sörf için ideal, yılın yedi ayı sörf yapılabiliyor, diğer su sporlarının yanı sıra dalgıçların tercihi de Sığacık. Su altı fotoğrafları çekmekle kalmayıp, buradaki otellerde katılacağınız bir haftalık kurslarla sertifika bile alabilirsiniz. Ekmeksiz Koyu, Sığacık’ın diğer bir plajı, sadece denize girmek ve güneşlenmek isteyenler için ideal. 

    Sığacık’ın meşhur balıkçı lokantaları ise limanda bulunuyor. Limanda kıpırdayan teknelerin arasında, mevsimine göre değişen ama her zaman taze balık yemek için de geliniyor, Sığacık’a, Mercan, çipura, karagöz ve diğerleri…

    Üstelik limandaki tekneler arasında “Kısmet” adı ile karşılaşmak ve denize yakın masaların birinde oturan efsane denizci Sadun Boro ile aynı mekanı paylaşmak şansı bile var. Yemekten önce veya sonra biraz serinlemek isterseniz, limanda, ayaklarınız denizin içinde yürüyebilirsiniz.

    Buradaki teknelerin bir kısmı balıktan dönerken, diğerleri Eşek, Kanlı ve Küçük Adalara, ayrıca Papaz Boğazı, Taşada, Azmak ve Çamcağız’a motor seferleri yapmaktadır.

Şairlerin Anavatanı

Homer’in Iyrin’i ver bana dostum
Değiştir Akordu hem de
Kan ve Ateş istemiyorum,
Şarap ta değil;
Aşkın kadehini sun bugün
Ritme karıştır
Ne gönül kır ne bulandır
Sarhoş olmak istiyorum
Döne döne, ebede dek
Eğlenmek, gülmek istiyorum.
Değiştir Akordu dostum
Homer’in Iyrini ver bana
Paydos de gayrı
Kan ve Ateşten yana.

    MÖ 1000 yıllarına tarihlenen İonia Uygarlığı spor, şiir, müzik ve tiyatro’da çok ileridir. Dünyanın ilk “Aktörler Birliği”nin Teos’da kurulduğu bilinir. Burada bulunan yazıtlarda sanatçılara bağışlanan arazi ve başka ödüllerden söz edilir. Yukarıdaki satırlar, işte bu sanatçılardan birine; Teos’da yaşamış şair Anekreon’a aittir.

    Sığacık’ın bağlı olduğu ilçe olan Seferihisar da adını bir başka ünlü şaire vermiştir. 1963 Yılında Nobel alan çağdaş Yunan şairlerinden Yorgo Seferis (Urlalı kabul ediliyor) halk diliyle yazdığı şiirleriyle ünlüdür.

    Seferis’in anılarında Seferihisar’ın da adı geçer:

    … Sivrisaryon’dan (tabelada Seferihisar yazıyordu) geçerken arkadaşım beni uyandırıp, adımın bölgeyle ilişkisi olup olmadığını sordu. Scala’ya kadar olan kırk kilometrelik yolu takriben bir saatte aldık.


    … Asıl hayrete düşürecek şey her zaman olduğu gibi birden cereyan etti: cip, eski çeşmenin biraz aşağısında, Urla’ya giden yolun sağında durdu, Scala’ya indik. Böylece kendimizi birden bizim evlerin arka tarafı ile büyükannemin bahçesini ayıran iskeleye paralel yolun üzerinde buluverdik” …

    Diyelim ki Seferis adını Seferihisar’dan aldı. Peki, Seferihisar adı nereden geliyor, Seferihisar, Seferis’in dediği gibi Sivrihisar olmasın?


HİSAR OLMAYAN YER: SEFERİHİSAR:

    Bölgenin bilinen tarihi; Karyalılar ve İonyalılar ile başlar, MÖ 30 da Romalıların Anadolu’yu işgali sırasında komutan Tysafer buraya yerleşir. 11 yy da Selçuklular egemen olduğunda bölgenin adı “Tysaferin Hisarı” Osmanlı Döneminde “Sivrihisar” ve Cumhuriyetten sonra ise “Seferihisar” olur.

    Seyahatname’sinde, Evliya Çelebi’nin de dikkat çektiği gibi; Seferihisar adına inat, hisarı olmayan bir yerdir. Hisarın bulunduğu Sığacık’ın adında ise, alışılanın aksine hisar yoktur.

    Sığacık adını nereden almış derseniz, her ikisi de Osmanlı döneminden gelen iki farklı rivayet anlatılır. Bir rivayete göre Ege’de büyük bir fırtına çıkar, gece karanlığında azgın dalgalara kapılan denizciler, tam da yaşamaktan ümitlerini kestikleri sırada top şeklinde bir ışık ortaya çıkar. Bu ışık onlara Sığacık limanına kadar yol gösterir ve kurtulurlar. Limanın adı denizcilere sığınak olmasından dolayı “Sığacık” olur. Sığacık Limanın hemen yakınında türbesi bulunan Mustafa Efendi, işte bu geminin kaptanıdır ve vasiyeti üzerine ışığın geldiği yere defnedilmiştir.

    Diğer bir rivayet ise; kale yapılırken büyüklüğünün tartışma konusu olduğu ve adının ”Sığacak mı Sığmayacak mı” tartışmasından geldiği şeklindedir.

    Belki de bu iki rivayetten farklı olarak, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriyesi’nde yazdığı “Sivrihisar Limanının içinde küçük bir sığlık” tanımından adını almıştır, kim bilir?

    Adı nereden gelirse gelsin kesin olan bir şey var ki, yüzyıllar önce denizcilerin sığınağı olan Sığacık, gürültüden uzak tatil arayan günümüz insanının da sığınağı olmuştur. 

    Bugün etrafındaki tepeleri ikinci konut kooperatifleri istila etmiş olsa da, kale duvarlarının dışına apartmanlardan meydana gelen bambaşka bir Sığacık daha inşa edilmiş olsa da; Kale içi Sığacık’ın adına yakışan son bir sığınak olmaya devam etmektedir..