SEFERİHİSAR'I HOŞ BULDUK


       
            
Batı Avrupa’ya 1974 yılında gittim, yüksek tahsil için… Ve tam otuz beş yıl sonra döndük Türkiye’ye… Bunun otuz yılı, bir muhabir olarak Türk basınına hizmet vermekle geçti ki bu sürecin büyük bir bölümünde basın, “basın”dı, “Dördüncü Kuvvet”ti, bugünkü içler acısı durumunda değildi…

 

            Güzel, heyecanlı, hızlı bir yaşamdı. Gerçi başlangıçta açlıktan düşüp bayıldığım oldu… Sonralarda kayınvalidem Nilgün Hanım’ı trafik terörüne, kayınpederim Prof. Ahmet Taner Kışlalı’yı İran beslemeli yobaz teröre kurban verdik. Ateş düştüğü yeri yaktı, “acıları değil mutlulukları paylaşarak” yola devam ettik.

 

            Ve Türkiye’ye dönüş… İstanbul Tuzla’daki baba mekânına yerleşme süreci… Benim için “tekaüt” olma dönemi; eşim için Sabiha Gökçen Havaalanı macerasının başlangıcı…

 

            Özlemişiz ya Türkiye’yi, geziyoruz Karadeniz, Akdeniz, Ege kıyılarını, Doğu’yu…

 

            Brüksel’de de, İstanbul’da da duymuştuk, “Türkiye’deki Sakin Kentlerin Başkenti” Seferihisar’ın adını ve tesadüfler yolumuzu buraya getirdi. Önce, şöyle bir gelip geçtik ama kafamıza takılan, dikkatimizi çeken o kadar çok şey oldu ki, tekrar dönmek, belki de “gazeteci gözüyle” bu yöreyi bir kere daha keşfetmek ihtiyacı hissettik.

 

            “Sakin Kent” (Cittaslow) Seferihisar… Elli kilometreye yakın sahil sahibi bir kent, kıyı zenginliğindeTürkiye birincisi… Mustafa Kemal’in sevgisini ve miras bıraktığı ilkeleri “geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğü” olarak algılamış bir halk… İnsanlar gelişimin ve değişimin heyecanını yaşıyor ve bunu, bilinçli, düzenli, programlı bir şekilde sürdürüyor. “Sakin Kent” sakin ama “yavaş” değil, hızla gelişiyor.

 

            Bu ilk tespitlerin ardından uyduruk bir tekne, uyduruk bir de Jeep alıp bölgeyi karadan ve denizden keşiflere başladık.

 

            Belediye Başkanı Tunç Soyer’i de rahat bırakmadık, anlattırdık hedefleri, projeleri… Paylaşılacak çok heyecan, yapılacak çok iş var. Çalışkan, iddialı ve hem kentini, hem ülkesini seven bir Başkan’ı ve ekibini, vatandaşlık hak ve görevlerinin bilincinde olan insanlarla birlikte izlemek ve desteklemek de keyifli olacak gibi gözüküyor.

 

            İnsanlığıyla, doğasıyla, bitkisiyle, sanatıyla, sakinliğiyle Türkiye’nin en cennet köşelerinden birinin  söz konusu olduğunu anlayınca, yakın geleceği çok parlak olan Seferihisar’a yerleştik işte…

 

            Bizde boş durmak yok, hiç olmadı… “Seferihisarlı” olmanın mücadelesi verilecek şimdi… Internet siteleri, dergiler, turizm ve çevreye katkı, medyaya yönelik çalışmalar, insanlarla dostluk, hayvanlarla sevgi paylaşımı, doğayla bütünleşme…

 

            Seferihisar’ı hoş bulduk…

 

            Hoşbulduk Seferihisar…


                                                                                                Sıtkı ULUÇ