Seferihisarlı bir “hayvansever” misiniz? “Sakin Kent”te hayvanların yaşam kalitesini yükseltmek için neler yapıldığını veya yapılabileceğini merak eder misiniz? Belediye’nin bir “hayvan bakımevi” sahibi olduğunu biliyor muydunuz? Bunu öğrendiyseniz ve “Acaba nasıl bir yer, acaba nasıl katkıda bulunabilirim?” dediğiniz anda bir kâbus başlayacaktır sizin için, eğer gerçekten “hayvansever” iseniz !

     Ne yapacaksınız? Belediye’nin internet sitesinden bulduğunuz telefon numarasını arayıp bilgi, adres istersiniz. “Gidip görelim, tanışalım; neler yapılıyor, ne katkımız olur, anlayalım” dersiniz.

     Söz konusu telefon numarasını çevirdiğinizde, şansınıza (ve büyük ihtimalle) orada görevli iki memurdan birine rast gelirseniz, baştan fiyasko ! Karşınızda sorumsuz, bilgisiz ve soğuk bir ses… Bir uzman, bir hayvansever veya hayvanseverleri sever bir ses yok karşınızda… “Rahatsız ettiğim için özür dilerim” diyerek telefonu kapatmaktan başka bir seçeneğiniz de yok, öylesine soğuk bir karşılama…

     Ama biraz inatçı, ısrarcı ve meraklıysanız, zor değil, sağa sola sorarak bulursunuz bu “bakımevi”nin adresini, gidersiniz, gözlerinizle görmek için…

     Kâbus esas orada başlar !

     Tek başına, belki yüzlerce köpekle uğraşan bir memurun halini görünce, size telefondaki soğuk tavrını anlar, hoşgörürsünüz.

     Hoş göremeyeceğiniz, oradaki manzaradır.



     Elindeki hortum parçasıyla etrafı temizlemeye çalışan memur, hele ki “gazeteci” olduğunuzu söylerseniz, sizi bir sorumluya yönlendirmekte fena halde tereddüt edecektir.

     “Sorumlu” var mı ki burada ?.. Böyle bir manzaranın sorumluluğunu kim üstlenmek ister ki ?
  

     100 köpek mi, 200 mü, daha mı fazla ?.. Yarısından fazlası uyuz !.. Büyük bölümü cins köpekler; şirin, güzel şeyler… Toplu halde, çaresizlik ve umutsuzlukla gözlerinizin içine bakıyorlar. Burası bir çeşit “toplama kampı”… Pislik, hastalık, açlık, bakımsızlık, hepsi bir arada… Rüyalarınıza girecek, uykularınızı kaçıracak manzarayı yakaladınız işte…

     Bu habere, “Seferihisar Belediyesi’nin Yüzkarası” başlığını atmak, Belediye’ye ve çalışanlarına büyük haksızlık olurdu. “Seferihisar’ın Yüzkarası” dedik. Yani, Belediye, hayvansever, hayvansevmez, hepimizin, tüm Seferihisarlıların yüzkarası…

     Özetlersek, Belediye, kendi ifadesine göre, “5199 sayılı kanun hükümleri gereği olarak”, “geçici hayvan bakımevi” açmış. “Başıboş hayvanlar burada kısırlaştırılıp, aşılanıp, işaretlenip bulundukları yere bırakılıyor…” Ve “Eğer talep olursa, isteyene, barınaktaki hayvanlardan veriliyor.”

     Bunlar işin “teorik” tarafı…

     Pratikte durum dramatik…

     Belediye, yasalar gereği yaptığı bu işte, hayvanseverler ile hayvan sevmeyenler veya hayvanlardan korkanlar, rahatsız olanlar arasında sıkışıp kalmış, öyle görünüyor. Yüzlerce, belki binlerce “başıboş” hayvan için bir “sığınak” söz konusu… Bunları hayvansevmezlerin elinden kurtarmak, aşılamak, beslemek, kısırlaştırmak, işaretlemek, tedavi etmek ve yaşatmak söz konusu… Bu amaçla ayrılan yerin görüntüsünü fotoğraflarla sunuyoruz, yoruma gerek yok. Ve bu amaçla görevlendirilen personelin sayısı sadece üç ! Bir veteriner, iki memur (veya işçi, her neyse…) ! Üç kişi !... Bu kişiler “başıboş” hayvanları sokaklardan toplayacaklar, kent sakinlerinin çağrılarına, şikayetlerine, korkularına veya sevgilerine uygun bir şeyler yapacaklar !

     Mümkün mü?

    Neyse ki, öğreneceksiniz ki, işin içinde sivil toplum örgütleri var. Fevziye Kanat Özkan ve Nazan Ardanuş isimli iki “gönüllü” bayanla tanışacaksınız. Onlar, bu barınak ve hayvanlar için büyük şans ! Beş yıldır çırpınıyorlar, Belediye’den son dönemde gelen bazı olumlu tavır ve işaretlerden de, bazı hayvanseverlerin küçük katkı ve desteklerinden de mutluluklar duyarak…

     Ama onları tanımak, sizin yüreğinize su serpmeyecektir.

     Manzara içler acısıdır, onlar çaresiz…Güleryüzlü, çalışkan, hayvan ve insan sevgisi dolu ama çaresiz...

     İş güç sahibi iki bayan, haftada birkaç defa geliyorlar barınağa… Bir (kaliteli ve çalışkan) veteriner (bayan) ve iki (haklı olarak) bezgin memur ile bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

     Onlarla konuştuğunuz zaman anlıyorsunuz ki sorun Türkiye genelindedir.

     Bu insanların hiçbirine, “Nedir bu bakımevinin sefil hali? Nedir bu hayvanların sefaleti?” diye sormaya hakkınız olmadığını çabuk fark edeceksiniz.

     Önce, “Nereden çıktı bu hayvanlar?” sorusuna yanıt gerekiyor.

     Sokaktan mı toplandı?

     Evet.


     Kimler üretti, kimler sattı, kimler sokaklara terk etti bu hayvanları? Belediye Başkanı mı? Memurlar mı? Yoksa hayvansever gönüllüler mi?

     Fevziye Hanım isyanlarda: “Pet Shop’lar denetimsiz. Ülkeye hayvan girişi kontrol dışında… Merdiven altı üretim bol… Köle ticareti gibi bir şey… Üretip satıyorlar. Satamadıklarını atıyorlar. Sattıkları ölüyor. Bilinçsiz alıcılar daha sonra hayvanları terk ediyor. Kısırlaştırma yok. Barınağın kapısına bir çuval içinde 11 yavruyu bırakıp kaçanlar oluyor… Kaçmasalar da bu yavruların annelerini getirseler, kısırlaştırsak…


     Gerçekten, bakıyorsunuz, barınaktaki yüzlerce köpeğin hemen hepsi cins köpek… Özel üretim…

     Fevziye Hanım, “hayvana zulüm”ün yasalarda bir “kabahat” olarak değil, Türk Ceza Kanunu’na girmiş bir “suç” olarak kabul edilmesi, bunu yapan insanların gerçek anlamda cezalandırılması, sabıka kayıtlarının bulunması gerektiğini anlatıyor. “Caydırıcılık için bu gerekli” diyor. “Bir de Pet Shop’ları kontrol altına alıp denetlesinler, gerisini bize bıraksınlar. Sivil toplum örgütleri bu sorunları birkaç yılda çözer o zaman” diyor.


     Belediyeler, sokak hayvanlarına bakmakla mükellefler. Onları toplayacak, aşılayacak, kısırlaştıracak, gerekiyorsa tedavi edecek, kulaklarına bir küpe takıp sokağa salacak…

     Ama barınaktaki köpeklerin hepsi bu işlemlerden geçmiş, neden hâlâ oradalar?

     Yanıt yok ! Sıkıntı var… Herkes sokağında bu köpekleri istemiyor… istediğiniz kadar, “Aşılanmıştır. Isırmaz, korkmayın, sevin onları” deyin…

     İşin başka boyutları da var ki tabu konular…

     Bu hayvanlar sokaklardan hangi yöntemlerle toplanıyor? Örneğin, uyuşturularak ele geçiriliyorlar ise, bu işin nasıl yapılması gerekiyor, gerçekte nasıl yapılıyor? Bunu yapan görevliler ne derece uzman, ne derece bilinçli, ne derece hayvansever? “Hayvana zulüm” feryatları sokaklardan da geliyor yer yer…

     Belediyenin bakmakla ve “yaşatmakla” mükellef olduğu bu hayvanlara otellerden, okullardan, hastanelerden, sosyal tesislerden yemek artıkları temin ediliyor. Askeriye’nin yemek artıkları ihaleyle satılıyormuş, o taraftan bir şey yapılamıyor.

     Tek ihtiyaç gıda değil elbette… İlaç, aşı gerekiyor; su kabı, süt, soğuktan koruyacak malzeme gerekiyor; temizlik malzemesi gerekiyor…

     Ve tabii, hayvanların en büyük ihtiyacı, “şefkat” gerekiyor…


     Gönüllü Fevziye ve Nazan Hanımların çağrısı:

     “Bakamayacağınız hayvanları almayın, sonra onları terk etmeyin. Çocuklarınıza oyuncak alın, hayvan oyuncak değildir. Sevgililer Günü’nde sevdiğinize hayvan hediye etmeye kalkışmayın. Sokağınızda, mahallenizde küpesiz başıboş hayvan görürseniz bize getirin, bildirin. ‘Ben sokağımda hayvan istemem’ demek çözüm değildir. İstemeseniz bile katkıda bulunun, çözüm ancak öyle gelir. Hayvana zulüm, hayvan zehirlemek çözüm getirmez. Hayvanseverler, satın almasınlar; gelsinler, barınaktan yavruları, cins ve değerli hayvanları ücretsiz sahiplensinler…

 

     Seferihisar Doğa ve Hayvan Dostları Derneği (SEHAYDER) ve Hayvan Hakları Federasyonu gibi sivil toplum örgütlerinin çok değerli katkıları, iyi niyetinden şüphe olmayan Seferihisar Belediyesi için büyük şans… Bu örgütlerin uzmanlaşmış, bilinçli ve iradeli gönüllülerinin yaptıkları işi yapmaya kalkışmak genelde hayal kırıklığı getiriyor, çünkü çok zor…

 

     Kim ne yapabilir? Belediye neler yapmalı, hayvanseverler neler yapmalı ve özellikle hayvansevmezler neler yapmalı? Konuya ilginiz devam ediyorsa, Dolunay Uluç’un gözlem ve yorumlarına kulak verin. Seferihisar’ı bu utançtan ancak el ve işbirliği ile kurtarabiliriz.




Bu utançtan kurtuluruz...

(Dolunay Uluç-Kışlalı)