|
Türkiye’ye genelde “tersane kazaları” haberleriyle
tanıtılan Tuzla’da, özellikle son 10 yılda,
değişik siyasi partilerden seçilmiş başkanların
birbirlerini izleyen ve geliştiren çalışmaları
sayesinde giderek mükemmelleşen bir yerel
yönetim gözlemleniyor.
Türkiye’de kaç belediyede “Tuzla manzarası”
vardır, bilemiyoruz. Belediye binasının kapısından
girerken güler yüzle karşılanmak, doğru
kapılara ve süratle yönlendirilmek, temiz ve
düzeni bir ortamda, vakit kaybetmeden muhataplar
bulmak… Yumuşak, güler yüzlü ve en
önemlisi, “çözüm
üretici” bir personel ile, olabilecek en
olumlu sonuca ulaşıp yine güler yüzle
uğurlanmak…
Temizlik görevlilerinden, zabıtadan tutun da,
hayvan toplama ekiplerine, yeşil alan
çalışanlarına kadar herkesin şaşırtıcı kalitede
hizmet verdiği bir belediye…
Eğer bir nedenle bu belediyeye işiniz düşerse
veya “gazeteci
merakıyla” Tuzla Belediyesi’nin şu veya bu
bölümüne girerek söz konusu
manzarayı görürseniz, bu başarının ve
sağlıklı ortamın sadece bir Belediye Başkanı’ndan
kaynaklanmadığını, yılların, çeşitli
başkanların ortak emeklerinin meyvelerinin ortaya
çıktığını gözlemlersiniz.
Belediye çalışanları çok sabırlı ve
diyaloğa açık oldukları için, “gazeteci merakıyla”
onları sorgulayabilirsiniz: “Nasıl oluyor, nasıl yapıyorsunuz da
Tuzlalıların (büyük çoğunluğuna) bu
keyfi yaşatıyorsunuz?”
Anlatıyor, 20 yıldır bu belediyede çalışan bir
görevli:
“Özellikle son 10 yılda eğitim ve deneyime
çok önem verildi. Personele liderlik,
organizasyon, para ve zaman yönetimi,
çevre sağlığı gibi konular yanı sıra mesleki
eğitim olanakları tanındı. Üniversitelerden
gelen hocalardan dersler alındı, seminerler
düzenlendi. Personel, (biraz Amerikan
usulü) performans değerlendirmesine tabii
tutuldu. Çözüm odaklı, vatandaş
odaklı hizmet, hedef belirlendi. İdeolojik
yaklaşımdan uzak durmanın önemi anlatıldı,
anlaşıldı. Bütün işlerin nasıl yapılacağı
tariflendi, yeni gelen personel de bu yönde
eğitilmeden işbaşı yapmadı. Kendimizi sürekli
yeniliyoruz. Personelin zinde, moralli tutulmasına
özen gösteriliyor. Belediye personeli
arasında, görev ve yetki alanı ne olursa olsun,
ayırımcılık yapılmıyor. Bu bir ekip
çalışması, bu bir ekip hizmeti…”
Biz Tuzla’da ikamet ediyor, Seferihisar’da da
yaşıyoruz. Bu ilçelerin belediyelerini yeni
keşfediyor değiliz ve her ikisinin de başkanlarının,
personelinin kalitelerini gözlemliyor, imkanları
çerçevesinde vatandaşa hizmet taşıma
mücadelelerini izliyoruz.
Son zamanlarda, Seferihisar’daki hayvan barınağının
içler acısı durumuna eğilerek katkı arayışına
girişmişken, Tuzla’daki evin bahçesinde bulunan
iki köpeğimiz kaçıp kayboldu ! Aşırı
yağışlar ve gök gürültüsü
paniği yaşayarak herhalde… Ve tabii her zaman kapalı
olan bahçe kapısının kilidindeki arıza
yüzünden…
İşte bu çerçevede Tuzla Belediyesi’ne
işimiz düştü. Araştırdık ve öğrendik ki
Tuzla Belediyesi’nin bir “Doğal Yaşam Parkı” var ve sokak
köpekleri, bulunmuş hayvanlar burada toplanıyor.
İlk aşamada, belediye binasında, yukarıda
sözünü ettiğimiz düzenle
karşılandık. Sanki kaybolan köpekler bizimkiler
değil, o görevlilerin de köpeği… Hiç
de yapay gözükmeyen bir
üzüntü ve endişe paylaşımı, ilgi,
çözüm arayışı… Köpeklerin
resimleri hemen ilgili personele dağıtıldı, bir
çeşit “alarm”
verildi… (Bu arada, Tuzla polisi de aynı yaklaşımla
alarmda, iki köpek aranıyor! Sokaklarda afişler,
resimler dağıtılıyor; bekçiler, temizlik
görevlileri, bazı hayvansever ilçe
sakinleri arama ekibine katılıyor…) Bu hareketli ortamda, belediye sorumlularına, “Biz Doğal Yaşam Parkı'nı ziyaret ederek röportaj yapmak istiyoruz” dedik. Ve hemen kabul etmeleri üzerine, bir saat sonra söz konusu parka girdik. Hazırlıksız yakaladığımızı da düşünerek…
Türkiye’deki en güzel, kaliteli ve hızla
geliştirilen hayvan barınaklarından biriyle
karşılaştık.
20 dönümden fazla, işgalden kurtarılmış
ormanlık bir arazide kurulmuş Doğal Yaşam Parkı’nda,
orada sürekli görev yapan iki uzman
veteriner, Kamuran Uslu ve Bekir Bayram ile Sağlık
İşleri Müdürü Ali Kemal Durgun,
bizleri, beklenmeyen ziyaretçileri
karşıladılar. Sağlık İşleri
Müdürlüğü’nün veterinerlik
bölümünden Mehmet Akbulut da orada ki
o, bizim kayıp köpeklerin aranmasına yönelik
“operasyonları”
da yönetiyor, aynı saatlerde…
Parkta, maskelerle, eldivenlerle, düzgün
kıyafetlerle çalışan çok sayıda
işçi ve tam 500 köpek var…
Yavru köpekler bir bölümde, hastalar
bir başka bölümde… Hayvanlar doğal bir
ortamda korunuyor ama bazıları, “komando gibi”,
metrelerce zıplayıp şefkat arıyor.
Belediye, bu parkı, “yasal
yükümlülüklerini
gereği gibi yerine getirmek amacıyla” yeni
oluşturmuş, süratle geliştiriyor.
Muhataplarımız bizi tanımıyor ve herhalde biraz da
şüpheyle bakıyorlar. Sorular soruyor, resimler
çekiyoruz. Hiçbir engelleme yok ama bu “emekçiler”
haksız, ölçüsüz eleştirilerden
bezmiş olabilirler, başka diyarlarda da
görüldüğü gibi…
Ali Kemal Durgun, biraz da isyanlarda… Fazla iyi iş
yapmanın sıkıntısını yaşadıkları mesajı veriyor: "Komşu belediyelerin
(Pendik, Kartal, Sultanbeyli, Maltepe…) hayvan
barınakları yok! Yükümüz giderek
artıyor…”
Anlatıyor muhataplarımız:
“Hayvanlar kategorize ediliyor. Sokaklardan
toplanıyor, aşılanıyor, kısırlaştırılıyor,
kimliklendiriliyor. Kısırlaştırma veya acil yardım
gerektiğinde sahipli hayvanları da geri
çevirmiyoruz, elimizden geleni yapıyoruz.
Şikayete konu hayvanlar oluyor, sokaklarda
istenmeyenler oluyor. En basit bir deri
enfeksiyonunda hayvanını terk eden insanlar var.
Tıbbi gerekçeler dışında ötanazi yok.
Kontrolsüz hayvan ithali, ticari amaçlı
üretim, hayvan nakilleri… Bunlara bir de
toplumun duyarsızlığını ekleyin. Zaten en
önemlisi insan faktörü… Yasa var ama
yetersiz…”
O anda, o yerde 500 köpeği barındırmanın,
yaşatmanın mücadelesini veren belediye ekibi,
görüyoruz ki, işini biliyor ve seviyor.
Ameliyat odası tertemiz, röntgen merkezi kurulmak
üzere… Çevre çalışmaları çok
yoğun…
“Galiba”
dedik, muhataplarımıza, “Türkiye’deki en iyisiniz…”
“Hayır”
dediler. Bursa – Osmangazi örneğini verdiler, “Gidip gördük.
Bizim daha yapacak çok işimiz var, en iyi
olmak için, çalışıyoruz…”
Tuzla Belediyesi tarafından Akfırat’ta kurulan
‘Hayvan Doğal Yaşam Parkı’nın tanıtımını yapan
Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı’nın şu sözleri
güzel değil mi:
“İnsanlara ve çevreye olduğu gibi hayvanlara
karşı da sorumluluk duygusuyla hareket ediyoruz.
Tüm canlılar Allah’ın bizlere emanetidir.
Onlara karşı önemli sorumluluklarımız vardır.
Bu sorumluluk duygusuyla hareket ediyor ve hizmeti
sadece insana mahsus görmüyoruz.
Çevremize ve çevremizdeki tüm
canlılara karşı aynı sorumluluk duygusuyla hizmet
verme gayretindeyiz. Özellikle sahipsiz
hayvanlar konusunda vatandaşlardan ve hayvan
dostlarından gelen talepleri de dikkate alarak,
hayvanlarımız için en güzel doğal ortamı
hazırlamaya çalıştık. Biz bu güzel
tesisi hizmete açarak ve lojistik destek
sunarak üzerimize düşeni yapıyoruz. Siz
hayvan dostlarından da bundan sonrası için
destek bekliyorum. Hayvan dostlarının bu hizmete
katılımı ve katkısı çok önemli…”
Doğal Yaşam Parkı’ndan ayrılırken, Seferihisar’daki
mücadelemizi düşünüp biraz “kıskançlık”
hissettik galiba… Ve galiba, arkamızdan bakan, bizi
kibar gülümsemelerle uğurlayan
muhataplarımız biraz da endişelilerdi: “Ne yazar, ne ister şimdi
bu gazeteciler?..”
Sizler gibi kaliteli bir ekip için ne
yazabiliriz ki!
Tebrik ve teşekkür ediyor, Allah kolaylık versin
diyoruz.
(Ve
bir not: Ziyaretten bir gün sonra, biz bu
röportajı kaleme alırken, Belediye’den güzel
bir haber geldi. Bizim kayıp köpeklerden birini
bulmuşlar! Darısı öbürünün
başına…)
|