Krematoryum istiyoruz...





Türkiye'de yaşayan onbinlerce yabancı yanısıra
çeşitli din ve inançlardan pek çok insanın beklentisi...


VEYA İÇ KARARTMAYAN FARKLI BİR UĞURLAMA...


AB’ye uyum “mezara kadar”…


Türkiye’de, Bodrum’da yaşayan bir Alman dostumuz vefat edince, vasiyeti üzerine ülkemizde defnedilmiş ama mezarlıkta sorun çıkmış. Hoşgörü, dostluk, insanlık yaklaşımıyla gerçekleşen bir defin işlemi, kâbusa dönüşmüş. Ayıplanacak olan, “Müslüman mezarlığında başka dinden komşu istemem” zihniyeti midir? Bu zihniyet, AB’nin hemen tüm ülkelerinde var. Toprakları üzerinde yaşayan insanlara “din, dil, ırk ayırımı yapmayacağı” güvencesini veren bazı devletler, ölen insanlara bu ayırımı yapıyor. Almanlar, “Türk Mezarlığı”, hatta “Türk Şehitliği” oluşturmuş, biz bir Almanı mezarında süründürüyoruz.

AB’DEN KREMATORYUM...

AB’ye uyum sağlamak uğruna neler yapıldı neler... İdam cezası bile nihayet kaldırıldı ama krematoryum işi bir türlü olmadı... Olsa, sadece AB’ye değil, dünyaya uyum olacak.

Dinleri, inançları ne olursa olsun, aralarında müslümanların da bulunduğu bazı insanlar öldükleri zaman cesetlerinin yakılmasını istiyorlar. Bunun daha temiz, kolay, sağlıklı bir yöntem olduğunu düşünüyorlar.

Dinsel açıdan tartışılır... Tartışılıyor zaten... Ancak böyle bir talebin dinsel değerlendirmesine, en azından özgür ve laik ülkelerde, ne gerek var ki? Bir insan vasiyet ediyorsa, “Öldüğümde cesedimi yakın, külleri de serpin gitsin” diyorsa, şu veya bu dinin adamlarına ne? Onlar ancak, “Biz böyle bir cenazede dini tören yapmayız” diyebilirler ki vasiyeti bırakan kişi de bunu önceden biliyor olur, tercihini yapar.

Belçika’ya geldiğim 70’li yıllarda ölenlerin yüzde 3’ünün cesedi yakılıyordu. Şimdi bu oran yüzde 50.

Belçika’da 2001 yılında çıkan mükemmel bir yasa, ceset yaktırma tercihini teşvik etti. Bu yasaya göre yakılan cesetlerin külleri mezarlıklarda saklanabildiği gibi ailelere de teslim edilebiliyor. Bazı aileler külleri doğa içinde saçmayı; bazıları evlerde veya bahçelerde saklamayı tercih ediyor.

Vatikan, 1965 yılından bu yana katoliklerin ceset yaktırmalarına karşı çıkmıyor.

Bu tercihte bulunanlar maddi unsurları ön plana çıkarıyorlar. Söz konusu işlem maliyetinin 375 ila 410 avro arasında değiştiği belirtiyor. Tabii “sürümden kazanç” söz konusu... Talep arttıkça maliyet düşüyor.

Ceset yaktıranların oranı Japonya’da yüzde 98, İsviçre’de yüzde 76, İngiltere, Danimarka ve İsveç’te yüzde 72, Hollanda’da yüzde 50, Almanya ve Lüksemburg’da yüzde 40, ABD’de yüzde 25...

Türkiye’de bu oran ilk aşamada yüzde kaç olur bilinmez ama bu işin bazı dini çekince ve endişelerle engellenmesi fazla uzamaz, uzamamalı... Avrupa’da krematoryum bulunmayan bir Türkiye vardı, bir de Yunanistan... Yunanistan da, 2009’da bu işi halletti. İçişleri Bakanı Prokopis Pavlopulos, krematoryumların yapımı ve işletilmesine ilişkin yasal düzenlemeyi sonuçlandırdı.

Türkiye’de, her şeyden önce, milyonlarca turistimiz yanında, ülkede artık yerleşik düzen kurmuş onbinlerce yabancı var. Krematoryum, bunların çoğunun tercihi... Görülüyor ki bazılarının cesetleri ülkelerine gönderiliyor, yakılıyor, sonra küller Türkiye’ye geri getirilip serpiliyor. Anlamsız durumlar...

Bu işler düzene sokulmadıkça, “ceset külü kaçakçılığı” sürecek.

Osmanlı'nın son demlerinde, Anadolu Kavağı sınırları içinde bir adet krematoryum denebilecek bir yer varmış. Cumhuriyet döneminde bu alanın askeri bölge ilan edilmesiyle unutulmuş ve harabeye dönmüş.

1930'larda, Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun ardından Zincirlikuyu Mezarlığı girişine bir krematoryum yapıldı, ancak hiç kullanılmadığı için birkaç yıl sonra yıkıldı.

Eski Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay zamanında, 1975-1976 yıllarında bir krematoryum yapılması girişiminde bulunuldu, ancak yaşama geçirilemedi.

Türkiye’de bu işin önünde fazla ciddi bir engel yok gibi gözüküyor. “Cenazeye kötü muamele yapılamaz” mevzuatıyla karşı çıkanlar oluyor.

Türkiye’de Hıfzıssıhha Kanunu’nun 224. maddesi, bu yükümlülüğü belediyelere havale ettiği halde Büyükşehir Belediye Kanunu ve Mezarlıklar Müdürlüğü Yönetmeliği’nde krematoryuma ilişkin bir ibare bulunmadığı için krematoryum yapma girişimleri yıllardır boşa çıkıyor.

1930’da çıkan Umum Hıfzıssıhha Kanunu’nun 224. maddesine göre, ölü yakma işlemi, isteyen ve gerekli işlemleri tamamlayan belediyelerce yapılabiliyor. 225. maddeye göre ise cesedin yakılabilmesi için; ölünün olağandışı sebepten ölmediğine ilişkin bir rapor, ölünün hayatta iken cesedinin yakılmasını istediğine ilişkin bir vasiyet ya da üç tanık, ölümün bir cinayet sonucu gerçekleşmediğini kanıtlayan, Emniyet’ten alınmış bir belge gerek. 226. maddede ise yakım işleminden sonra kalan küllerin mezarlık idaresince korunması gerektiği belirtiliyor.

Krematoryum yapmak için Antalya ve İstanbul büyükşehir belediyelerine başvurular yapıldığı, ancak Mezarlıklar Müdürlüğü’nün görevleri arasında "ölü yakma" bulunmadığı gerekçesiyle olumsuz yanıtlar alındığı biliniyor.

Belediyeler, Hıfzıssıhha Kanunu’ndan yola çıkarak krematoryum yapabilirler ama muhtemelen tepki endişesi ön plana çıkıyor. Oysa, Birleşik Arap Emirlikleri’nde bile Hollandalı bir firmanın yaptığı krematoryum açıldı.

Opera sanatçısı Leyla Gencer’in vasiyeti üzerine naaşının (bir şekilde, yurtdışında) krematoryumda yakılarak küllerinin Boğaz sularına bırakılması, İslam dininde caiz olmayan kremasyona Türkiye’de izin verilip verilmediği sorusunu bir kez daha gündeme getirdi.

İşin içinden çıkılamayınca gözler AB’ye dönüyor.

Avrupa Cenaze Hizmetleri Federasyonu (EFFS) Başkanı Fransız Jean Neveu, Türkiye’den krematoryum yapmasını isteyebileceklerini söylüyor. Neveu, binlerce Avrupalı turisti misafir eden Türkiye’nin, cenazelerin insan onuruna uygun bir şekilde taşınması konusundaki standartlara uyması gerektiğini vurguluyor. Bu standartlar, EFFS tarafından belirleniyor, Brüksel’de AB Konseyi’ne sunuluyor, bütün AB ülkelerinde sirküler, direktif olarak uygulanıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bazıları, cesedin yakılması talebinin İslam dini sınırları içinde yer almadığını ancak cesedin yakılmasının kişinin dininden çıkması anlamına gelmediğini belirterek, Müslümanlığın doğum ile ölüm arasındaki sürece bağlı olduğunu, öldükten sonra cesedin yakılmasının bunu etkileyemeyeceğini belirtiyor.

(S.Uluç – Elveda Batı(k) Avrupa)


Yakılmak isteyen çok krematoryum yok

Leyla Gencer’in yakılarak küllerinin İstanbul Boğazı’na serpilmesini vasiyet etmesi, Türkiye’de çok sayıda kişinin cesedinin yakılmasını talep ettiğini ortaya çıkardı

14 Mayıs 2008 (Milliyet) SERHAT OĞUZ İstanbul

Opera sanatçısı Leyla Gencer’in yakılarak küllerinin İstanbul Boğazı’na serpilmesini vasiyet etmesi, Türkiye’de çok sayıda kişinin cesedinin yakılmasını talep ettiğini ancak krematoryum bulunmaması nedeniyle bunun gerçekleşemediğini ortaya çıkardı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü ise yoğun talep gelmesi halinde konuyu değerlendireceklerini, Hıfzıssıhha Kanunu’na göre “ihrak (yakma) fırını” yapılabileceğini açıkladı.

Avrupa Cenaze Hizmetleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi olan ve Antalya’da ailesiyle kurduğu Fempa adlı şirketle, cenaze ve nakil hizmeti veren Murat Arslanoğlu, yıllardır krematoryum mücadelesi veriyor.

Türklere ve turistlere cenaze ve nakil hizmeti veren şirketlerine çok sayıda cenaze yakma talebi geldiğini, ancak yasal engel bulunmamasına rağmen bunun gerçekleştirilemediğini anlatan Arslanoğlu, yetkileri olmasına rağmen belediyelerin buna yanaşmadığını öne sürdü.

Arslanoğlu, “Krematoryum kurmanın maliyeti yaklaşık 1 milyon doları buluyor. Bunu ancak belediyeler yapabilir. Her yıl yaklaşık 700 kişi için cenaze hizmeti veriyoruz ve bunun yüzde 3-4’ü yakılmak istiyor. Antalya’da yaşayan turistler de bu hizmetin olmamasından şikâyetçi” dedi.

Cenazede pırlanta dönemi

Arslanoğlu’na göre ceset yakmada son moda, küllerden pırlanta yüzük yapılması. Yakım işleminden sonra ortaya çıkan küllerin 40 gramı, laboratuvar ortamında üç ay içinde elmas ve pırlanta haline getirilip takı olarak kullanılabiliyor. Son yıllarda eski tip fırınlar yerine elektrikli fırınlar çoğalıyor. 850 derecede yakılan küllerden yaklaşık 400 gram kül çıkıyor. Krematoryumun yüksek maliyeti ise, filtrasyon sisteminin pahalılığından kaynaklanıyor.

Büyükşehir: Talebe bağlı

İstanbul Mezarlıklar Müdürlüğü konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na göre; belediyeler, Sağlık Bakanlığı’nın izni ile ihrak fırınları yaptırabilirler. Bir cesedin ihrak fırınında yakılabilmesi için; ölünün olağandışı bir sebepten ölmediğine ilişkin doktor raporu, cesedinin yakılması için şahsın hayatta iken bıraktığı vasiyet veya en az üç şahsın bu durumu şifahen tasdiki, ölümün adli vaka olmadığını belirten polis raporunun tanzim edilmesi gerekir. Küller özel bir kaba konularak mezarlık dahilinde muhafaza edilir. Bugüne kadar müracaat eden olmamıştır. Ancak yoğun bir talep gelirse değerlendirilecektir.”

‘Yakılan kişi dinden çıkmaz’

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem ise, cesedin yakılması talebinin İslam dini sınırları içinde yer almadığını, bu nedenle Müslümanların yakılamayacağını söyledi. Yeprem cesedin yakılmasının ise kişinin dininden çıkması anlamına gelmediğini belirterek, Müslümanlığın doğum ile ölüm arasındaki sürece bağlı olduğunu, öldükten sonra cesedin yakılmasının bunu etkileyemeyeceğini sözlerine ekledi.


Mezar Yerine Krematoryum Önerdi


Antalya'nın CHP'li belediye başkanı Mustafa Akaydın, 3 aylık mezar yeri kaldığını çözümün krematoryum (ölüleri yakma) olduğunu söyledi.

15 Kasım 2010 (Hürriyet)

Sadece üç aylık mezar yeri kalan Antalya'nın CHP'li belediye başkanı Mustafa Akaydın hükümet tarafından engellendiğini, çözümün ise ölülerin yakıldığı krematoryum olduğunu söyledi.

Hürriyet'te konuşan Mustafa Akaydın, mezar yerine krematoryum önerdi...

MEZARLIK SORUNUNA KREMATORYUM ÖNERDİ

"Mezar yeri krizini çözemedik. İktidardan engelleme görüyorum. Mevcut mezarlıklar üç ay sonra bitiyor. İnsanlara, “Ölünüzü Karadeniz'deki gibi evinizin bahçesine gömün” diyemeyiz. Bir buçuk yıldır valilikle, Orman Genel Müdürlüğü ile yazışmalar yaptık. Sonunda Aksu'da bir yer için “Olur” dediler ama şimdi, “Hayır, bu yer de olmaz” deniyor. Krematoryum da aklımdan geçti ama onu söyleyince başıma gelecekleri biliyorum. Aslında doğru çözüm o ama Müslüman bir ülkedeyiz."

Krematoryum Mimarisi

6 Ağustos 2010 Derleyen: Dilek Öztürk

Öldükten sonra, insan bedeni fiziksel bir kütle olarak hala var olmaya devam ediyor. Beden bu noktadan sonra farklı işlemlere tabi kalabiliyor. Toprağın altına gömülüyor, yakılıp külleri bir kavanoz içine giriyor ya da külleri yine yeryüzüne serpiliyor. Beden, bu süreçte yerini, kent içindeki büyük mezarlıklar ve krematoryumlarda alıyor. Gittikçe artan dünya nüfusuna karşılık, bazen metropollerin merkezlerindeki mezarlıklar bile yetersiz kalıyor. Ölülerin şehre sığmaması durumu ne kadar ironik değil mi? Krematoryumların bulunduğu ülkelerde ise, sadece küllerin saklandığı daha az yer kaplayan mezarlıklar bulunuyor.
Krematoryum, ölen kişinin yüksek sıcaklıklardaki yakıldığı yer. Kremasyon (ölü yakma işlemi) en azndan 20.000 yıl önceye dayanıyor. Neolitik dönemde hem Avrupa hem de Orta Doğu da ölülerin yakıldığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Bronz çağından sonra, insanlar yakılarak, Tanrı'lara ve daha yüce güçlere kurban edildi.İnanç ve kültürlerin paralelinde gelişen beden yakma törenleri, toplum yaşantısına da pek çok şey kattı şüphesiz...



























Tayland'da bir cenaze töreni





















Nepal'de toplu yakım işlemi


Orta Çağ'da rasyonalist ve klasisistler, ölümden sonra yakılma işleminin, ölümden sonraki hayata karşı bir duruş olduğunu savundular. Uzak Doğu'da ise beden, aynı zamanda ruh anlamına da geldiği için, ölü yakma törenleri açık havada yapılıyor ve büyük bir ayin düzenleniyor. Cenaze yeri sanki bir panayır alanına dönüşüyor. İslam kültüründe ve bazı doğu Ortodoks toplulmarında ise ölülerin yakılması yasaklanmış durumda. Bütün toplumlar tarafından önce yadırganmış ve sonra kabul edilmeye başlanmış bu işlem, beraberinde kente, hayata da yeni bir düzen getiriyor. İnançlar ve hür irade dahilinde kişinin kendi bedeni için aldığı karar, öldükten sonra yakılma ve kül olma kararı, bir çok prosedür, ünite, izin ve mekan gerektiriyor.

Ölü bedenin yakılması, sadece inançlar ve öldükten sonra kül olma isteğine dayanmıyor. Dünya, bunun dışındaki durumlarda da bedenlerin yakıldığını gördü. Ölü yakma kültürü dışında toplum açısından yüksek risk taşıyan ölüler de bu tip yerlerde yakılarak çevreye zarar vermeleri önleniyor. Bunun dışında Polonya'daki Majdanek İmha Kampı'nda Nazilerin gerçekleştirdiği "kitle ölüm" vakaları da var. Naziler daha randımanlı kitle cinayetleri için ölüm merkezleri kurdu. Temel olarak tutuklama ve çalışma merkezleri vazifesi gören toplama kamplarından farklı olarak, ölüm merkezleri adeta yalnızca "ölüm fabrikaları"ydı. Kamplara getirilen sürgünlerin hemen hepsi doğruca gaz odalarında (Sonderkommandos olarak bilinen özel çalışma timleri için seçilen çok az kişi hariç) ölüme gönderildiler. En büyük ölüm merkezi 1943 ilkbaharına kadar faal dört gaz odası (Zyklon B zehirli gazı kullanılan) bulunan Auschwitz-Birkenau'ydu. Sürgünlerin en yoğun olduğu zamanlarda, Polonya'da Auschwitz-Birkenau'da her gün 6.000'e kadar Yahudi gaza maruz bırakıldı.



















Auschwitz-Birkenau

Şu anda "laik" Türkiye Cumhuriyeti'nde "İslam"a aykırı olduğu için herhangi bir krematoryum binası bulunmuyor. Osmanlı'nın son zamanlarında İstanbul'da Anadolu Kavağı sınırları içinde "Tahaffuzhane" olarak adlandırılan ölülerin yakıldığı bir bina vardı. Cumhuriyet döneminde bu alan askeri bölge ilan edildi ve daha sonra harabe oldu. Bunun dışında , Atatürk'ün Zincirlikuyu Mezarlığı'nda yaptırdığı krematoryum, daha sonra geleneklerimize aykırı olduğu görüşüyle yıkıldı ve yerine, her boş alanı doldurmak için yaptığımız gibi, otopark yapıldı.

Peki bir krematoryumu tasarlamak için nelere dikkat etmek lazım? Yani bu mimari yapı, diğer yerleşim birimleri ve konut alanlarından farklı olarak, içinde insanların yakıldığı ve daha sonra küllerinin toplandığı bir yer. Ölümün, ölünün yakılmasının bir ritüel olduğu bir mekan.

10 Adımda En İyi Krematoryum Tasarımı

1- Öncelikle krematoryum binasının bulunacağı bölgenin seçimi çok önemli. Toplu taşıma araçlarının ulaşabileceği, her türlü servis ve altyapının olduğu bir yerde konuşlanmalı.
2- Krematoryum faaliyette iken, çevresine herhangi bir zarar vermeyecek şekilde düşünülerek araziye yerleşmeli.

3-Bina, etrafında rahat hareket edilebilecek boşluklar sağlamalı. Araçların giriş alanları, park yerleri, kompleks içinde yol alabilecekleri parkur Ayrıca, yakım işleminden sonra birikecek küller için de gerekecek alan düşünülerek, iç mekan kurgusu geniş tutulmalı. Bina ve çevresi toplamda 5-10 hektar arasında olabilir.

4- Özen, krematoryumun planlama ve tasarım aşamasında çok önemli. Burası ölü yakınlarının geleceği bir alan olduğundan, manzara, bahçe, park ve yürüyüş alanları profesyonel bir peyzaj mimarı ile tasarlanmalı. Ayrıca bina ve ana bahçenin dışında, küçük bir de bahçe yapılması, insanların burada yalnız kalıp teselli olmasını sağlayabilir.

5- Krematoryuma giriş ve çıkışlar iyi ayarlanmalı. Giriş ve çıkış mümkünse farklı otoban ya da ana caddelere çıkmalı. Bunun için de yerel yönetim ve karayolları müdürlükleriyle birlikte çalışılabilir. Eğer giriş-çıkışlar aynı yönden ise, arada en azından 5 metreilik bir alan bırakılmalı.

6- Çabuk büyüyen ve uzun süre ayakta kalan ağaçlar dikmek önemli. Bu ağaçlar, dış çevre için de öenmli bir kamuflaj görevi görüyor.

7-Krematoryum binası çevresindeki en yakın yerleşim bölgesine en az 182 metre uzaklıkta olmalı.

8-Krematoryum kompleksi içinde küllerin aileye taslim edileceği ve aynı zamanda bir cenaze töreninin yapılabileceği küçük bir şapel, kilise ya da ev yapılmalı.

9-Her zaman en az iki acil çıkış kapısı bulundurun.

10-Krematoryumda çalışanlar için bir oda, labarotuar, püskürtme odası, küllerin toplandığı oda, temizlik odası, kontrol odası ve ziyaretçi kabul odası olmalı.

Dünya'da Krematoryum Binaları

Bazı kültürer tarafından tamamen dışlanan kremasyon, birçok toplumda da kabul görüyor ve krematoryumlar inşa ediliyor. Çok eski zamanladan kalan krematoryum binalarının yanında son zamanlarda modern mimari, bu binalarda da etkisini arttırmaya başladı. Ölümden sonraki süreçte, bedenin gittiği yer, krematoryum binası, çok baskın kimliklere sokulmadan, yalın ve sade çizgilerle şehirlerde kendini gösteriyor.


Golders Green Krematoryumu


Golders Green Krematoryumu Londra'da açılan ilk krematoryum. Ayrıca Britanya'daki en eski krematoryumlardan. Kremasyon Britanya'da 1885 yılına kadar yasal değildi. Daha sonra deneysel bir merkez inşa edildi ve sonuçlarından gayet memnun kalındı.






Golders Green Krematoryumunun mimarı Sir Ernest George ve ortağı Alfred Yeates. Bahçe tasarımı da Wiliiam Robinson'a ait. Kremasyon binası 1939'da tamamlandı. Bu zamandan beri de bazı binalar eklendi. Bu binada toplam 300.000 yakma işlemi gerçekleşti. Bu rakam neredeyse tüm İngiliz krematoryumlarından çok daha fazla.























Bu krematoryum "laik" olarak adlandırılıyor. Yani, her türlü dinden, ırktan, inançlı, inançsız herkese açık bir mekan. İçeride herkese hitap edecek mekanlar bulunuyor. Hatta yılbaşında bahçesinde bir yılbaşı ağacı bile süsleniyor.

Binanın stili İtalyan. İçinde bir kule bulunuyor. 5 hektarlık bir alana yayılıyor ve bahçe düzenlemesi ziyaretçilerin beklemesi ve huzurlu vakit geçirmesine uygun olarak yapılmış durumda.

Kompleksin içinde mezarlık, iki gölet ve köprü bulunuyor. Ayrıca çocuklara ayrılmış özel bir bölüm de var. Britanya Komunist Partisi için ve hatırı sayılır askerlerin de anılarına köşeler de var.

Baumschulenweg Krematoryumu




















Axel Scultes tarafından Berlin'deki Baumschulenweg Mezarlığı için gerçekleştirilen Baumschulenweg Krematoryumu 1998 yılında tamamlandı.

Yeni krematoryum binası yaşam ve hayata dair otantik, büyülü bir deneyim sağlıyor ve bunu yaparken de antik dönem mimarlığıyla modern mimarlığın kesişim noktalarında dolanıyor. Hem sade bir geometri kullanımı hem de geçmişe dair geleneksel izler bunu oluştururken katkıda bulunuyor.

Mezarlıkta bir yıl içinde 12.000 adet ölü yakma töreni gerçekleşince bu işleve dair ve cenazeye katılanlar için çeşitli düzenlemeler yapma ihtiyacı doğdu. Bunun üzerine açılan yarışmayı kazanan Axel Schultes ve Charlotte Frank yarışmayı kazandıklarında aslında oldukça ürktüklerini söylüyor. Çünkü bu tür bir tasarım aşırıya kaçmadan gösterilmesi gereken incelikli bir hassaslık, şatafata kaçmadan yakalanması gereken bir şıklık, panik yaratmayan bir korku gerektiriyor. İşte bu yüzden belli bir düzen içerisinde yerleştirilmemiş, gökyüzüne yükselerek cennetin ışığını alıp mağara benzeri bir mekana indiren ağaçlardan oluşan bir koru tasarlamaya karar verdiler.

Bu mekanda gerçekleşen iki önemli fonksiyon olan ölü yakma ve cenaze törenleri bu monolitik betonarme strüktürün farklı katlarında yer alıyor. Binaya erişim ön avluya yerleştirilmiş yollarla sağlanıyor. Bu avlular ana giriş holüne açılıyor. Binaya giren 3 giriş ise bir başsağlığı mekanı gibi düşünülen mekanla birleşiyor. 1.000 kişilik giriş holü ışık sütunu adı verilen 29 dairesel kolonla çevreleniyor. Sadece tepelerinden desteklerle tuturulan ve yarı saydam bir örtüyle örtülen kolonlar sayesinde sert betonarme çatı adeta uzaya doğrı yükseliyormuş gibi görünüyor. Duvarlardaki yükselen kalıplar strüktürün düzenli bir hal almasını sağlıyor.

Fareham ve Portsmouth arasında Portsdown yamacının aşağısındaki Portchester Krematoryumu 1958 yılında açıldı. Krematoryum, Portsmouth, Fareham Bölgeleri, Havant ve Gosport'dan gelen üyelerle oluşan Meclis Üyeleri Ortak Kurulu tarafından idare ediliyor. Her yıl 400'den 4000'e kadar ölü yakılıyor ve burası, İngiltere'nin en meşgul resmi kiliselerinden biri. İkinci kilise ise 1969 Eylül ayında açıldı.

Ortak Kurul'da İngiliz Ölü Yakma Yetkilileri Federasyonu üyeleri bulunuyor ve kendi uygulama kuralları devam ediyor.

Son yıllarda manastır ve bekleme salonları bulunduran yerel inşaat işlerinden biri binayı yüksek standartlara ulaştırmayı garantiliyor.


Heimolen Krematoryumu




















Sint-Niklaas'ta Claus en Kaan Mimarlık tarafından inşa edilen krematoryum Belçika'da bulunuyor.
Heimolen mezarlığı Antwerp ve Gent'i birbirine bağlayan otoyol yanında, yerleşim etrafında bulunuyor. Yerleşim uzun ağaçlık bölgeyle ve eğimli boş arazilerle çevrili. Ekolojik nedenler sebebiyle cenazeyle ilgili ve cremation görevleri farklı yapılarda ve mekanlarda gerçekleşiyor.

Karşılama binası mezarlığın güney batısında, küçük crematoriumun kuzey doğusunda bulunuyor. Küçük bir göl onları birbirinden ayırıyor. Karşılama binası 100m x 40m ebatlarında bir düz çatı ile kaplanarak ölü yakınlarını ve cenaze kortejlerini karşılamak için bir gölgelik oluşturuyor.

Rennes Metropol Krematoryumu






















Fransa'da bulunan krematoryum, araziye bir çember şeklinde oturuyor. Çember şekli hem azarideki peyzaj çalışmaları için önemli hem de bu krematoryum için bir sembol. Bu durum, tabii ki farklı inanışlar için de bir şeyleri çağrıştırabilir. Bu strüktür, ayrıca, anıtsal mimariye de bir atıfta bulunuyor. Bir krematoryumdan beklenenin aksine, bina ve çevresi o kadar aktif ki, gelenleri rahatlatıcı, huzur verici bir ilk izlenimi yok.


Stokholm Woodland Krematoryumu

Krematoryumları aslında mimarinin ve peyzajın başlangıç ve bitiş noktası gibi... Stokholm'de bulunan krematoryum, taşıdığı fiziksel özellikler nedeniyle, insanları duygusal açıdan etkiliyor.









Krematoryumu, İsveçli mimarlar Erik Gunnar Asplund ve Sigurd Lewerentz tasarladı. Mimarların sanata ve sosyal demokratlığa olan merakları da tasarımlarına yansıdı. Bina ve çevresinde, ayrıca İsveç'e özgü şeyler de görmek mümkün. Bitki örtüsü, gölgeler oluşturan küçük ormanı, binada kullanılan ahşap malzeme... Modern krematoryum tasarımı açısından, Woodland, önemli bir ilham kaynağı.



















Antalya’da Mezarlık yeri tahsisi tartışmaları sürerken, “krematoryum”(cenaze yakma yeri) gündeme getirildi. Sağlık Bakanlığı, Türklerin cenazelerini Avrupa’da yakarak küllerini getirmelerinin önünü açtı.

Antalya’da yıllardır “Krematoryum (Cenaze yakma yeri)” yapılması için mücadele veren Avrupa Cenaze Hizmetleri Federasyonu Yönetim kurulu üyesi ve Türkiye Cenaze Hizmetleri Derneği Kurucu Üyesi Murat Arslanoğlu, Sağlık Bakanlığı’nın Ocak ayında çıkarttığı “Mezarlık Yerlerinin İnşası ile Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmeliği” ne göre Türk vatandaşlarının cenazelerini yurt dışında yaktırarak küllerini Türkiye’ye getirmelerine izin verildiğini söyledi.

Türklere de izin

Arslanoğlu, Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye’de yaşayan Avrupalıların yakılarak küllerinin Türkiye’de kalmasına yönelik taleplerini görmezlikten geldiğini ifade ederek, “Ancak bizim vatandaşlarımızın cenazelerinin Avrupa’da yakılmasına izin çıktı. Yönetmeliğe göre, bir Türk cenazesini Avrupa’da her hangi bir krematoryum’da yaktırabilecek. İstek halinde küllerinin nükleer, biyolojik veya bunlar gibi bir tehlike arz etmeyip sadece ölü külü olduğunun laboratuar tespiti yapıldıktan sonra Türkiye’ye girişine izin verildi. Ancak küllerin tüm şartlar yerine getirildikten sonra bir mezarlıkta muhafaza edilmesi şartı da konuldu” dedi.

Ciddi bir kayıp

Sağlık Bakanlığı’nın Türklere Avrupa’da yakılma izni vermesine karşılık özellikle Antalya’da yaşayan Avrupalıları göz ardı ettiğine dikkat çeken Arslanoğlu, “Antalya turizm faaliyetlerinin yanı sıra şehire yerleşen yabancılar oranı açısından da dünyanın gözdesi durumunda. Ancak şehirde azınlıklık sayısı artmasına rağmen, azınlıklara yönelik hizmetlerin artmaması bir başka eksiklik konusu. Antalya’da yaşayan ve dini inançları gereği ölülerini yaktırmak isteyen Almanlar, İngilizler ve diğer yabancı uyruklara mensup durumdaki yabancılar böyle bir durumda cenazelerini yurt dışına göndermek zorunda kalıyor. Bu durum sonucunda Antalya ekonomisinin ciddi bir kayıp yaşıyor. Antalya’da krematoryum (Cenaze yakma yeri)’un olmayışı ‘büyük bir eksiklik” diye konuştu.
Antalya’ya mutlak bir krematoryum gerektiğinin altını çizen Avrupa Cenaze Hizmetleri Federasyonu Yönetim kurulu üyesi ve Türkiye Cenaze Hizmetleri Derneği Kurucu Üyesi Murat Arslanoğlu, krematoryumların kuruldukları yerlerin ekonomilerine büyük katkı sağladığını da vurgulayarak şunları söyledi:

“Avrupa ve Amerika’da bu merkezler çok büyük bir ekonomik alan. İngiltere’de 2008’de 450 bin civarında cenaze yakıldı ve bu yakma işlemlerinin tanesi en az 450 Paund ( bin 62 TL) gibi bir ücretten yapıldı. Almanya’da 2009’da 378 bin cenaze yakıldı. Antalya’da yaşayan yabancılar listesinin başında Almanlar ve İngilizler geliyor. Krematoryum merkezinin olmayışı hem bu insanları zor durumda bırakıyor hem şehir ekonomisine zarar veriyor.”