| Krematoryum istiyoruz... |
AB’ye uyum
“mezara kadar”…
Türkiye’de, Bodrum’da yaşayan bir
Alman dostumuz vefat edince, vasiyeti
üzerine ülkemizde
defnedilmiş ama mezarlıkta sorun
çıkmış. Hoşgörü,
dostluk, insanlık yaklaşımıyla
gerçekleşen bir defin işlemi,
kâbusa dönüşmüş.
Ayıplanacak olan, “Müslüman
mezarlığında başka dinden komşu
istemem” zihniyeti midir? Bu zihniyet,
AB’nin hemen tüm ülkelerinde
var. Toprakları üzerinde yaşayan
insanlara “din, dil, ırk ayırımı
yapmayacağı” güvencesini veren
bazı devletler, ölen insanlara bu
ayırımı yapıyor. Almanlar, “Türk
Mezarlığı”, hatta “Türk
Şehitliği” oluşturmuş, biz bir Almanı
mezarında
süründürüyoruz.
AB’DEN
KREMATORYUM...
AB’ye uyum
sağlamak uğruna neler yapıldı neler...
İdam cezası bile nihayet kaldırıldı
ama krematoryum işi bir
türlü olmadı... Olsa, sadece
AB’ye değil, dünyaya uyum olacak.
Dinleri,
inançları ne olursa olsun,
aralarında müslümanların da
bulunduğu bazı insanlar
öldükleri zaman cesetlerinin
yakılmasını istiyorlar. Bunun daha
temiz, kolay, sağlıklı bir yöntem
olduğunu düşünüyorlar.
Dinsel
açıdan tartışılır...
Tartışılıyor zaten... Ancak böyle
bir talebin dinsel değerlendirmesine,
en azından özgür ve laik
ülkelerde, ne gerek var ki? Bir
insan vasiyet ediyorsa,
“Öldüğümde cesedimi
yakın, külleri de serpin gitsin”
diyorsa, şu veya bu dinin adamlarına
ne? Onlar ancak, “Biz böyle bir
cenazede dini tören yapmayız”
diyebilirler ki vasiyeti bırakan kişi
de bunu önceden biliyor olur,
tercihini yapar.
Belçika’ya
geldiğim 70’li yıllarda ölenlerin
yüzde 3’ünün cesedi
yakılıyordu. Şimdi bu oran yüzde
50.
Belçika’da
2001 yılında çıkan
mükemmel bir yasa, ceset yaktırma
tercihini teşvik etti. Bu yasaya
göre yakılan cesetlerin
külleri mezarlıklarda
saklanabildiği gibi ailelere de teslim
edilebiliyor. Bazı aileler
külleri doğa içinde
saçmayı; bazıları evlerde veya
bahçelerde saklamayı tercih
ediyor.
Vatikan,
1965 yılından bu yana katoliklerin
ceset yaktırmalarına karşı
çıkmıyor.
Bu tercihte
bulunanlar maddi unsurları ön
plana çıkarıyorlar. Söz
konusu işlem maliyetinin 375 ila 410
avro arasında değiştiği belirtiyor.
Tabii “sürümden
kazanç” söz konusu...
Talep arttıkça maliyet
düşüyor.
Ceset
yaktıranların oranı Japonya’da
yüzde 98, İsviçre’de
yüzde 76, İngiltere, Danimarka ve
İsveç’te yüzde 72,
Hollanda’da yüzde 50, Almanya ve
Lüksemburg’da yüzde 40,
ABD’de yüzde 25...
Türkiye’de
bu oran ilk aşamada yüzde
kaç olur bilinmez ama bu işin
bazı dini çekince ve
endişelerle engellenmesi fazla uzamaz,
uzamamalı... Avrupa’da krematoryum
bulunmayan bir Türkiye vardı, bir
de Yunanistan... Yunanistan da,
2009’da bu işi halletti.
İçişleri Bakanı Prokopis
Pavlopulos, krematoryumların yapımı ve
işletilmesine ilişkin yasal
düzenlemeyi sonuçlandırdı.
Türkiye’de,
her şeyden önce, milyonlarca
turistimiz yanında, ülkede artık
yerleşik düzen kurmuş onbinlerce
yabancı var. Krematoryum, bunların
çoğunun tercihi...
Görülüyor ki
bazılarının cesetleri ülkelerine
gönderiliyor, yakılıyor, sonra
küller Türkiye’ye geri
getirilip serpiliyor. Anlamsız
durumlar...
Bu işler
düzene sokulmadıkça,
“ceset külü
kaçakçılığı”
sürecek.
Osmanlı'nın
son demlerinde, Anadolu Kavağı
sınırları içinde bir adet
krematoryum denebilecek bir yer
varmış. Cumhuriyet döneminde bu
alanın askeri bölge ilan
edilmesiyle unutulmuş ve harabeye
dönmüş.
1930'larda,
Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun ardından
Zincirlikuyu Mezarlığı girişine bir
krematoryum yapıldı, ancak hiç
kullanılmadığı için
birkaç yıl sonra yıkıldı.
Eski Ankara
Belediye Başkanı Vedat Dalokay
zamanında, 1975-1976 yıllarında bir
krematoryum yapılması girişiminde
bulunuldu, ancak yaşama
geçirilemedi.
Türkiye’de
bu işin önünde fazla ciddi
bir engel yok gibi
gözüküyor. “Cenazeye
kötü muamele yapılamaz”
mevzuatıyla karşı çıkanlar
oluyor.
Türkiye’de
Hıfzıssıhha Kanunu’nun 224. maddesi,
bu
yükümlülüğü
belediyelere havale ettiği halde
Büyükşehir Belediye Kanunu
ve Mezarlıklar
Müdürlüğü
Yönetmeliği’nde krematoryuma
ilişkin bir ibare bulunmadığı
için krematoryum yapma
girişimleri yıllardır boşa
çıkıyor.
1930’da
çıkan Umum Hıfzıssıhha
Kanunu’nun 224. maddesine göre,
ölü yakma işlemi, isteyen ve
gerekli işlemleri tamamlayan
belediyelerce yapılabiliyor. 225.
maddeye göre ise cesedin
yakılabilmesi için;
ölünün olağandışı
sebepten ölmediğine ilişkin bir
rapor, ölünün hayatta
iken cesedinin yakılmasını istediğine
ilişkin bir vasiyet ya da
üç tanık,
ölümün bir cinayet
sonucu gerçekleşmediğini
kanıtlayan, Emniyet’ten alınmış bir
belge gerek. 226. maddede ise yakım
işleminden sonra kalan küllerin
mezarlık idaresince korunması
gerektiği belirtiliyor.
Krematoryum
yapmak için Antalya ve İstanbul
büyükşehir belediyelerine
başvurular yapıldığı, ancak
Mezarlıklar
Müdürlüğü’nün
görevleri arasında "ölü
yakma" bulunmadığı gerekçesiyle
olumsuz yanıtlar alındığı biliniyor.
Belediyeler,
Hıfzıssıhha Kanunu’ndan yola
çıkarak krematoryum
yapabilirler ama muhtemelen tepki
endişesi ön plana çıkıyor.
Oysa, Birleşik Arap Emirlikleri’nde
bile Hollandalı bir firmanın yaptığı
krematoryum açıldı.
Opera
sanatçısı Leyla Gencer’in
vasiyeti üzerine naaşının (bir
şekilde, yurtdışında) krematoryumda
yakılarak küllerinin Boğaz
sularına bırakılması, İslam dininde
caiz olmayan kremasyona
Türkiye’de izin verilip
verilmediği sorusunu bir kez daha
gündeme getirdi.
İşin
içinden çıkılamayınca
gözler AB’ye dönüyor.
Avrupa
Cenaze Hizmetleri Federasyonu (EFFS)
Başkanı Fransız Jean Neveu,
Türkiye’den krematoryum yapmasını
isteyebileceklerini
söylüyor. Neveu, binlerce
Avrupalı turisti misafir eden
Türkiye’nin, cenazelerin insan
onuruna uygun bir şekilde taşınması
konusundaki standartlara uyması
gerektiğini vurguluyor. Bu
standartlar, EFFS tarafından
belirleniyor, Brüksel’de AB
Konseyi’ne sunuluyor, bütün
AB ülkelerinde sirküler,
direktif olarak uygulanıyor.
Diyanet
İşleri Başkanlığı’ndan bazıları,
cesedin yakılması talebinin İslam dini
sınırları içinde yer almadığını
ancak cesedin yakılmasının kişinin
dininden çıkması anlamına
gelmediğini belirterek,
Müslümanlığın doğum ile
ölüm arasındaki sürece
bağlı olduğunu, öldükten
sonra cesedin yakılmasının bunu
etkileyemeyeceğini belirtiyor.
(S.Uluç
– Elveda Batı(k) Avrupa)
Yakılmak
isteyen çok
krematoryum yok
Leyla
Gencer’in yakılarak
küllerinin İstanbul
Boğazı’na serpilmesini vasiyet
etmesi, Türkiye’de
çok sayıda kişinin
cesedinin yakılmasını talep
ettiğini ortaya çıkardı
14
Mayıs 2008 (Milliyet) SERHAT
OĞUZ İstanbul
Opera
sanatçısı Leyla Gencer’in
yakılarak küllerinin İstanbul
Boğazı’na serpilmesini vasiyet
etmesi, Türkiye’de çok
sayıda kişinin cesedinin
yakılmasını talep ettiğini ancak
krematoryum bulunmaması nedeniyle
bunun gerçekleşemediğini
ortaya çıkardı. İstanbul
Büyükşehir Belediyesi
Mezarlıklar
Müdürlüğü ise
yoğun talep gelmesi halinde konuyu
değerlendireceklerini, Hıfzıssıhha
Kanunu’na göre “ihrak (yakma)
fırını” yapılabileceğini
açıkladı.
Avrupa Cenaze Hizmetleri
Federasyonu Yönetim Kurulu
Üyesi olan ve Antalya’da
ailesiyle kurduğu Fempa adlı
şirketle, cenaze ve nakil
hizmeti veren Murat Arslanoğlu,
yıllardır krematoryum
mücadelesi veriyor.
Türklere ve turistlere
cenaze ve nakil hizmeti veren
şirketlerine çok sayıda
cenaze yakma talebi geldiğini,
ancak yasal engel bulunmamasına
rağmen bunun
gerçekleştirilemediğini
anlatan Arslanoğlu, yetkileri
olmasına rağmen belediyelerin
buna yanaşmadığını öne
sürdü.
Arslanoğlu, “Krematoryum
kurmanın maliyeti yaklaşık 1
milyon doları buluyor. Bunu
ancak belediyeler yapabilir. Her
yıl yaklaşık 700 kişi
için cenaze hizmeti
veriyoruz ve bunun yüzde
3-4’ü yakılmak istiyor.
Antalya’da yaşayan turistler de
bu hizmetin olmamasından
şikâyetçi” dedi.
Cenazede pırlanta dönemi
Arslanoğlu’na göre ceset
yakmada son moda, küllerden
pırlanta yüzük
yapılması. Yakım işleminden
sonra ortaya çıkan
küllerin 40 gramı,
laboratuvar ortamında
üç ay içinde
elmas ve pırlanta haline
getirilip takı olarak
kullanılabiliyor. Son yıllarda
eski tip fırınlar yerine
elektrikli fırınlar
çoğalıyor. 850 derecede
yakılan küllerden yaklaşık
400 gram kül
çıkıyor. Krematoryumun
yüksek maliyeti ise,
filtrasyon sisteminin
pahalılığından kaynaklanıyor.
Büyükşehir: Talebe
bağlı
İstanbul
Mezarlıklar
Müdürlüğü
konuyla ilgili olarak şu
açıklamayı yaptı: “Umumi
Hıfzıssıhha Kanunu’na göre;
belediyeler, Sağlık
Bakanlığı’nın izni ile ihrak
fırınları yaptırabilirler. Bir
cesedin ihrak fırınında
yakılabilmesi için;
ölünün olağandışı
bir sebepten ölmediğine
ilişkin doktor raporu, cesedinin
yakılması için şahsın
hayatta iken bıraktığı vasiyet
veya en az üç şahsın
bu durumu şifahen tasdiki,
ölümün adli vaka
olmadığını belirten polis
raporunun tanzim edilmesi
gerekir. Küller özel
bir kaba konularak mezarlık
dahilinde muhafaza edilir.
Bugüne kadar müracaat
eden olmamıştır. Ancak yoğun bir
talep gelirse
değerlendirilecektir.”
‘Yakılan
kişi dinden çıkmaz’
Diyanet İşleri Başkanlığı Din
İşleri Yüksek Kurulu
Üyesi Prof. Dr. Saim
Yeprem ise, cesedin yakılması
talebinin İslam dini sınırları
içinde yer almadığını,
bu nedenle
Müslümanların
yakılamayacağını söyledi.
Yeprem cesedin yakılmasının
ise kişinin dininden
çıkması anlamına
gelmediğini belirterek,
Müslümanlığın doğum
ile ölüm arasındaki
sürece bağlı olduğunu,
öldükten sonra
cesedin yakılmasının bunu
etkileyemeyeceğini
sözlerine ekledi.
Mezar
Yerine Krematoryum
Önerdi
Antalya'nın
CHP'li belediye
başkanı Mustafa
Akaydın, 3 aylık mezar
yeri kaldığını
çözümün
krematoryum
(ölüleri
yakma) olduğunu
söyledi.
15
Kasım 2010
(Hürriyet)
Sadece
üç aylık
mezar yeri kalan
Antalya'nın CHP'li
belediye başkanı
Mustafa Akaydın
hükümet
tarafından
engellendiğini,
çözümün
ise
ölülerin
yakıldığı
krematoryum olduğunu
söyledi.
Hürriyet'te
konuşan Mustafa
Akaydın, mezar
yerine krematoryum
önerdi...
MEZARLIK SORUNUNA
KREMATORYUM
ÖNERDİ
"Mezar yeri krizini
çözemedik.
İktidardan engelleme
görüyorum.
Mevcut mezarlıklar
üç ay
sonra bitiyor.
İnsanlara,
“Ölünüzü
Karadeniz'deki gibi
evinizin
bahçesine
gömün”
diyemeyiz. Bir
buçuk yıldır
valilikle, Orman Genel
Müdürlüğü
ile yazışmalar yaptık.
Sonunda Aksu'da bir
yer için “Olur”
dediler ama şimdi,
“Hayır, bu yer de
olmaz” deniyor.
Krematoryum da
aklımdan geçti
ama onu
söyleyince başıma
gelecekleri biliyorum.
Aslında doğru
çözüm
o ama
Müslüman bir
ülkedeyiz."
Krematoryum
Mimarisi
6 Ağustos 2010
Derleyen: Dilek
Öztürk
Öldükten
sonra, insan
bedeni fiziksel
bir kütle
olarak hala var
olmaya devam
ediyor. Beden bu
noktadan sonra
farklı işlemlere
tabi kalabiliyor.
Toprağın altına
gömülüyor,
yakılıp
külleri bir
kavanoz
içine
giriyor ya da
külleri yine
yeryüzüne
serpiliyor. Beden,
bu
süreçte
yerini, kent
içindeki
büyük
mezarlıklar ve
krematoryumlarda
alıyor.
Gittikçe
artan dünya
nüfusuna
karşılık, bazen
metropollerin
merkezlerindeki
mezarlıklar bile
yetersiz kalıyor.
Ölülerin
şehre sığmaması
durumu ne kadar
ironik değil mi?
Krematoryumların
bulunduğu
ülkelerde
ise, sadece
küllerin
saklandığı daha az
yer kaplayan
mezarlıklar
bulunuyor.
Krematoryum,
ölen
kişinin
yüksek
sıcaklıklardaki
yakıldığı yer.
Kremasyon
(ölü
yakma işlemi) en
azndan 20.000
yıl önceye
dayanıyor.
Neolitik
dönemde hem
Avrupa hem de
Orta Doğu da
ölülerin
yakıldığına dair
güçlü
kanıtlar
bulunuyor. Bronz
çağından
sonra, insanlar
yakılarak,
Tanrı'lara ve
daha yüce
güçlere
kurban
edildi.İnanç
ve
kültürlerin
paralelinde
gelişen beden
yakma
törenleri,
toplum
yaşantısına da
pek çok
şey kattı
şüphesiz...
Tayland'da bir
cenaze
töreni
Nepal'de toplu
yakım işlemi
Orta
Çağ'da
rasyonalist ve
klasisistler,
ölümden
sonra yakılma
işleminin,
ölümden
sonraki hayata
karşı bir
duruş olduğunu
savundular.
Uzak Doğu'da
ise beden,
aynı zamanda
ruh anlamına
da geldiği
için,
ölü
yakma
törenleri
açık
havada
yapılıyor ve
büyük
bir ayin
düzenleniyor.
Cenaze yeri
sanki bir
panayır
alanına
dönüşüyor.
İslam
kültüründe
ve bazı doğu
Ortodoks
toplulmarında
ise
ölülerin
yakılması
yasaklanmış
durumda.
Bütün
toplumlar
tarafından
önce
yadırganmış ve
sonra kabul
edilmeye
başlanmış bu
işlem,
beraberinde
kente, hayata
da yeni bir
düzen
getiriyor.
İnançlar
ve hür
irade
dahilinde
kişinin kendi
bedeni
için
aldığı karar,
öldükten
sonra yakılma
ve kül
olma kararı,
bir çok
prosedür,
ünite,
izin ve mekan
gerektiriyor.
Ölü
bedenin
yakılması,
sadece
inançlar
ve
öldükten
sonra kül
olma isteğine
dayanmıyor.
Dünya,
bunun
dışındaki
durumlarda da
bedenlerin
yakıldığını
gördü.
Ölü
yakma
kültürü
dışında toplum
açısından
yüksek
risk taşıyan
ölüler
de bu tip
yerlerde
yakılarak
çevreye
zarar
vermeleri
önleniyor.
Bunun dışında
Polonya'daki
Majdanek İmha
Kampı'nda
Nazilerin
gerçekleştirdiği
"kitle
ölüm"
vakaları da
var. Naziler
daha
randımanlı
kitle
cinayetleri
için
ölüm
merkezleri
kurdu. Temel
olarak
tutuklama ve
çalışma
merkezleri
vazifesi
gören
toplama
kamplarından
farklı olarak,
ölüm
merkezleri
adeta yalnızca
"ölüm
fabrikaları"ydı.
Kamplara
getirilen
sürgünlerin
hemen hepsi
doğruca gaz
odalarında
(Sonderkommandos
olarak bilinen
özel
çalışma
timleri
için
seçilen
çok az
kişi
hariç)
ölüme
gönderildiler.
En
büyük
ölüm
merkezi 1943
ilkbaharına
kadar faal
dört gaz
odası (Zyklon
B zehirli gazı
kullanılan)
bulunan
Auschwitz-Birkenau'ydu.
Sürgünlerin
en yoğun
olduğu
zamanlarda,
Polonya'da
Auschwitz-Birkenau'da
her gün
6.000'e kadar
Yahudi gaza
maruz
bırakıldı.
Auschwitz-Birkenau
Şu
anda "laik"
Türkiye
Cumhuriyeti'nde
"İslam"a
aykırı olduğu
için
herhangi bir
krematoryum
binası
bulunmuyor.
Osmanlı'nın
son
zamanlarında
İstanbul'da
Anadolu Kavağı
sınırları
içinde
"Tahaffuzhane"
olarak
adlandırılan
ölülerin
yakıldığı bir
bina vardı.
Cumhuriyet
döneminde
bu alan askeri
bölge
ilan edildi ve
daha sonra
harabe oldu.
Bunun dışında
,
Atatürk'ün
Zincirlikuyu
Mezarlığı'nda
yaptırdığı
krematoryum,
daha sonra
geleneklerimize
aykırı olduğu
görüşüyle
yıkıldı ve
yerine, her
boş alanı
doldurmak
için
yaptığımız
gibi, otopark
yapıldı.
Peki bir
krematoryumu
tasarlamak
için
nelere dikkat
etmek lazım?
Yani bu mimari
yapı, diğer
yerleşim
birimleri ve
konut
alanlarından
farklı olarak,
içinde
insanların
yakıldığı ve
daha sonra
küllerinin
toplandığı bir
yer.
Ölümün,
ölünün
yakılmasının
bir
ritüel
olduğu bir
mekan.
10
Adımda En İyi
Krematoryum
Tasarımı
1-
Öncelikle
krematoryum
binasının
bulunacağı
bölgenin
seçimi
çok
önemli.
Toplu taşıma
araçlarının
ulaşabileceği,
her
türlü
servis ve
altyapının
olduğu bir
yerde
konuşlanmalı.
2-
Krematoryum
faaliyette
iken,
çevresine
herhangi bir
zarar
vermeyecek
şekilde
düşünülerek
araziye
yerleşmeli.
3-Bina,
etrafında
rahat hareket
edilebilecek
boşluklar
sağlamalı.
Araçların
giriş
alanları, park
yerleri,
kompleks
içinde
yol
alabilecekleri
parkur Ayrıca,
yakım
işleminden
sonra
birikecek
küller
için de
gerekecek alan
düşünülerek,
iç
mekan kurgusu
geniş
tutulmalı.
Bina ve
çevresi
toplamda 5-10
hektar
arasında
olabilir.
4-
Özen,
krematoryumun
planlama ve
tasarım
aşamasında
çok
önemli.
Burası
ölü
yakınlarının
geleceği bir
alan
olduğundan,
manzara,
bahçe,
park ve
yürüyüş
alanları
profesyonel
bir peyzaj
mimarı ile
tasarlanmalı.
Ayrıca bina ve
ana
bahçenin
dışında,
küçük
bir de
bahçe
yapılması,
insanların
burada yalnız
kalıp teselli
olmasını
sağlayabilir.
5-
Krematoryuma
giriş ve
çıkışlar
iyi
ayarlanmalı.
Giriş ve
çıkış
mümkünse
farklı otoban
ya da ana
caddelere
çıkmalı.
Bunun
için de
yerel
yönetim
ve karayolları
müdürlükleriyle
birlikte
çalışılabilir.
Eğer
giriş-çıkışlar
aynı
yönden
ise, arada en
azından 5
metreilik bir
alan
bırakılmalı.
6-
Çabuk
büyüyen
ve uzun
süre
ayakta kalan
ağaçlar
dikmek
önemli.
Bu
ağaçlar,
dış
çevre
için de
öenmli
bir kamuflaj
görevi
görüyor.
7-Krematoryum
binası
çevresindeki
en yakın
yerleşim
bölgesine
en az 182
metre
uzaklıkta
olmalı.
8-Krematoryum
kompleksi
içinde
küllerin
aileye taslim
edileceği ve
aynı zamanda
bir cenaze
töreninin
yapılabileceği
küçük
bir şapel,
kilise ya da
ev yapılmalı.
9-Her
zaman en az
iki acil
çıkış
kapısı
bulundurun.
10-Krematoryumda
çalışanlar
için
bir oda,
labarotuar,
püskürtme
odası,
küllerin
toplandığı
oda, temizlik
odası, kontrol
odası ve
ziyaretçi
kabul odası
olmalı.
Dünya'da
Krematoryum
Binaları
Bazı
kültürer
tarafından
tamamen
dışlanan
kremasyon,
birçok
toplumda da
kabul
görüyor
ve
krematoryumlar
inşa ediliyor.
Çok
eski
zamanladan
kalan
krematoryum
binalarının
yanında son
zamanlarda
modern mimari,
bu binalarda
da etkisini
arttırmaya
başladı.
Ölümden
sonraki
süreçte,
bedenin
gittiği yer,
krematoryum
binası,
çok
baskın
kimliklere
sokulmadan,
yalın ve sade
çizgilerle
şehirlerde
kendini
gösteriyor.
Golders
Green
Krematoryumu

Golders Green
Krematoryumu
Londra'da
açılan
ilk
krematoryum.
Ayrıca
Britanya'daki
en eski
krematoryumlardan.
Kremasyon
Britanya'da
1885 yılına
kadar yasal
değildi. Daha
sonra deneysel
bir merkez
inşa edildi ve
sonuçlarından
gayet memnun
kalındı.
Golders
Green
Krematoryumunun
mimarı Sir
Ernest George
ve ortağı
Alfred Yeates.
Bahçe
tasarımı da
Wiliiam
Robinson'a
ait. Kremasyon
binası 1939'da
tamamlandı. Bu
zamandan beri
de bazı
binalar
eklendi. Bu
binada toplam
300.000 yakma
işlemi
gerçekleşti.
Bu rakam
neredeyse
tüm
İngiliz
krematoryumlarından
çok
daha fazla.
Bu
krematoryum
"laik" olarak
adlandırılıyor.
Yani, her
türlü
dinden,
ırktan,
inançlı,
inançsız
herkese
açık
bir mekan.
İçeride
herkese hitap
edecek
mekanlar
bulunuyor.
Hatta
yılbaşında
bahçesinde
bir yılbaşı
ağacı bile
süsleniyor.
Binanın
stili İtalyan.
İçinde
bir kule
bulunuyor. 5
hektarlık bir
alana
yayılıyor ve
bahçe
düzenlemesi
ziyaretçilerin
beklemesi ve
huzurlu vakit
geçirmesine
uygun olarak
yapılmış
durumda.
Kompleksin
içinde
mezarlık, iki
gölet ve
köprü
bulunuyor.
Ayrıca
çocuklara
ayrılmış
özel bir
bölüm
de var.
Britanya
Komunist
Partisi
için ve
hatırı sayılır
askerlerin de
anılarına
köşeler
de var.
Baumschulenweg
Krematoryumu
Axel
Scultes
tarafından
Berlin'deki
Baumschulenweg
Mezarlığı
için
gerçekleştirilen
Baumschulenweg
Krematoryumu
1998 yılında
tamamlandı.
Yeni
krematoryum
binası yaşam
ve hayata dair
otantik,
büyülü
bir deneyim
sağlıyor ve
bunu yaparken
de antik
dönem
mimarlığıyla
modern
mimarlığın
kesişim
noktalarında
dolanıyor. Hem
sade bir
geometri
kullanımı hem
de
geçmişe
dair
geleneksel
izler bunu
oluştururken
katkıda
bulunuyor.
Mezarlıkta bir
yıl
içinde
12.000 adet
ölü
yakma
töreni
gerçekleşince
bu işleve dair
ve cenazeye
katılanlar
için
çeşitli
düzenlemeler
yapma ihtiyacı
doğdu. Bunun
üzerine
açılan
yarışmayı
kazanan Axel
Schultes ve
Charlotte
Frank
yarışmayı
kazandıklarında
aslında
oldukça
ürktüklerini
söylüyor.
Çünkü
bu tür
bir tasarım
aşırıya
kaçmadan
gösterilmesi
gereken
incelikli bir
hassaslık,
şatafata
kaçmadan
yakalanması
gereken bir
şıklık, panik
yaratmayan bir
korku
gerektiriyor.
İşte bu
yüzden
belli bir
düzen
içerisinde
yerleştirilmemiş,
gökyüzüne
yükselerek
cennetin
ışığını alıp
mağara benzeri
bir mekana
indiren
ağaçlardan
oluşan bir
koru
tasarlamaya
karar
verdiler.
Bu mekanda
gerçekleşen
iki
önemli
fonksiyon olan
ölü
yakma ve
cenaze
törenleri
bu monolitik
betonarme
strüktürün
farklı
katlarında yer
alıyor. Binaya
erişim ön
avluya
yerleştirilmiş
yollarla
sağlanıyor. Bu
avlular ana
giriş
holüne
açılıyor.
Binaya giren 3
giriş ise bir
başsağlığı
mekanı gibi
düşünülen
mekanla
birleşiyor.
1.000 kişilik
giriş
holü ışık
sütunu
adı verilen 29
dairesel
kolonla
çevreleniyor.
Sadece
tepelerinden
desteklerle
tuturulan ve
yarı saydam
bir
örtüyle
örtülen
kolonlar
sayesinde sert
betonarme
çatı
adeta uzaya
doğrı
yükseliyormuş
gibi
görünüyor.
Duvarlardaki
yükselen
kalıplar
strüktürün
düzenli
bir hal
almasını
sağlıyor.
Fareham ve
Portsmouth
arasında
Portsdown
yamacının
aşağısındaki
Portchester
Krematoryumu
1958 yılında
açıldı.
Krematoryum,
Portsmouth,
Fareham
Bölgeleri,
Havant ve
Gosport'dan
gelen
üyelerle
oluşan Meclis
Üyeleri
Ortak Kurulu
tarafından
idare
ediliyor. Her
yıl 400'den
4000'e kadar
ölü
yakılıyor ve
burası,
İngiltere'nin
en meşgul
resmi
kiliselerinden
biri. İkinci
kilise ise
1969
Eylül
ayında
açıldı.
Ortak
Kurul'da
İngiliz
Ölü
Yakma
Yetkilileri
Federasyonu
üyeleri
bulunuyor ve
kendi uygulama
kuralları
devam ediyor.
Son
yıllarda
manastır ve
bekleme
salonları
bulunduran
yerel inşaat
işlerinden
biri binayı
yüksek
standartlara
ulaştırmayı
garantiliyor.
Heimolen
Krematoryumu
Sint-Niklaas'ta
Claus en Kaan
Mimarlık
tarafından
inşa edilen
krematoryum
Belçika'da
bulunuyor.
Heimolen
mezarlığı
Antwerp ve
Gent'i
birbirine
bağlayan
otoyol
yanında,
yerleşim
etrafında
bulunuyor.
Yerleşim uzun
ağaçlık
bölgeyle
ve eğimli boş
arazilerle
çevrili.
Ekolojik
nedenler
sebebiyle
cenazeyle
ilgili ve
cremation
görevleri
farklı
yapılarda ve
mekanlarda
gerçekleşiyor.
Karşılama
binası
mezarlığın
güney
batısında,
küçük
crematoriumun
kuzey
doğusunda
bulunuyor.
Küçük
bir göl
onları
birbirinden
ayırıyor.
Karşılama
binası 100m x
40m
ebatlarında
bir düz
çatı
ile kaplanarak
ölü
yakınlarını ve
cenaze
kortejlerini
karşılamak
için
bir
gölgelik
oluşturuyor.
Rennes
Metropol
Krematoryumu
Fransa'da
bulunan
krematoryum,
araziye bir
çember
şeklinde
oturuyor.
Çember
şekli hem
azarideki
peyzaj
çalışmaları
için
önemli
hem de bu
krematoryum
için
bir sembol. Bu
durum, tabii
ki farklı
inanışlar
için de
bir şeyleri
çağrıştırabilir.
Bu
strüktür,
ayrıca,
anıtsal
mimariye de
bir atıfta
bulunuyor. Bir
krematoryumdan
beklenenin
aksine, bina
ve
çevresi
o kadar aktif
ki, gelenleri
rahatlatıcı,
huzur verici
bir ilk
izlenimi yok.
Stokholm
Woodland
Krematoryumu
 Krematoryumları
aslında
mimarinin ve
peyzajın
başlangıç
ve bitiş
noktası
gibi...
Stokholm'de
bulunan
krematoryum,
taşıdığı
fiziksel
özellikler
nedeniyle,
insanları
duygusal
açıdan
etkiliyor.
Krematoryumu,
İsveçli
mimarlar Erik
Gunnar Asplund
ve Sigurd
Lewerentz
tasarladı.
Mimarların
sanata ve
sosyal
demokratlığa
olan merakları
da
tasarımlarına
yansıdı. Bina
ve
çevresinde,
ayrıca
İsveç'e
özgü
şeyler de
görmek
mümkün.
Bitki
örtüsü,
gölgeler
oluşturan
küçük
ormanı, binada
kullanılan
ahşap
malzeme...
Modern
krematoryum
tasarımı
açısından,
Woodland,
önemli
bir ilham
kaynağı.
Antalya’da Mezarlık yeri tahsisi
tartışmaları sürerken,
“krematoryum”(cenaze yakma yeri)
gündeme getirildi. Sağlık
Bakanlığı, Türklerin cenazelerini
Avrupa’da yakarak küllerini
getirmelerinin önünü
açtı.
Antalya’da yıllardır “Krematoryum
(Cenaze yakma yeri)” yapılması
için mücadele veren Avrupa
Cenaze Hizmetleri Federasyonu
Yönetim kurulu üyesi ve
Türkiye Cenaze Hizmetleri Derneği
Kurucu Üyesi Murat Arslanoğlu,
Sağlık Bakanlığı’nın Ocak ayında
çıkarttığı “Mezarlık Yerlerinin
İnşası ile Cenaze Nakil ve Defin
İşlemleri Hakkında Yönetmeliği”
ne göre Türk vatandaşlarının
cenazelerini yurt dışında yaktırarak
küllerini Türkiye’ye
getirmelerine izin verildiğini
söyledi.
Türklere de izin
Arslanoğlu, Sağlık Bakanlığı’nın
Türkiye’de yaşayan Avrupalıların
yakılarak küllerinin
Türkiye’de kalmasına yönelik
taleplerini görmezlikten
geldiğini ifade ederek, “Ancak bizim
vatandaşlarımızın cenazelerinin
Avrupa’da yakılmasına izin
çıktı. Yönetmeliğe
göre, bir Türk cenazesini
Avrupa’da her hangi bir krematoryum’da
yaktırabilecek. İstek halinde
küllerinin nükleer,
biyolojik veya bunlar gibi bir tehlike
arz etmeyip sadece ölü
külü olduğunun laboratuar
tespiti yapıldıktan sonra
Türkiye’ye girişine izin verildi.
Ancak küllerin tüm şartlar
yerine getirildikten sonra bir
mezarlıkta muhafaza edilmesi şartı da
konuldu” dedi.
Ciddi bir kayıp
Sağlık Bakanlığı’nın Türklere
Avrupa’da yakılma izni vermesine
karşılık özellikle Antalya’da
yaşayan Avrupalıları göz ardı
ettiğine dikkat çeken
Arslanoğlu, “Antalya turizm
faaliyetlerinin yanı sıra şehire
yerleşen yabancılar oranı
açısından da dünyanın
gözdesi durumunda. Ancak şehirde
azınlıklık sayısı artmasına rağmen,
azınlıklara yönelik hizmetlerin
artmaması bir başka eksiklik konusu.
Antalya’da yaşayan ve dini
inançları gereği
ölülerini yaktırmak isteyen
Almanlar, İngilizler ve diğer yabancı
uyruklara mensup durumdaki yabancılar
böyle bir durumda cenazelerini
yurt dışına göndermek zorunda
kalıyor. Bu durum sonucunda Antalya
ekonomisinin ciddi bir kayıp yaşıyor.
Antalya’da krematoryum (Cenaze yakma
yeri)’un olmayışı ‘büyük bir
eksiklik” diye konuştu.
Antalya’ya mutlak bir krematoryum
gerektiğinin altını çizen
Avrupa Cenaze Hizmetleri Federasyonu
Yönetim kurulu üyesi ve
Türkiye Cenaze Hizmetleri Derneği
Kurucu Üyesi Murat Arslanoğlu,
krematoryumların kuruldukları yerlerin
ekonomilerine büyük katkı
sağladığını da vurgulayarak şunları
söyledi:
“Avrupa ve Amerika’da bu merkezler
çok büyük bir
ekonomik alan. İngiltere’de 2008’de
450 bin civarında cenaze yakıldı ve bu
yakma işlemlerinin tanesi en az 450
Paund ( bin 62 TL) gibi bir
ücretten yapıldı. Almanya’da
2009’da 378 bin cenaze yakıldı.
Antalya’da yaşayan yabancılar
listesinin başında Almanlar ve
İngilizler geliyor. Krematoryum
merkezinin olmayışı hem bu insanları
zor durumda bırakıyor hem şehir
ekonomisine zarar veriyor.”
|
|
|