Kedi Kodu Osman
Son bir aydır Belçika'da bir
"Ermeni soykırımı şamatası" oldu ki, ben ki uykuya bayılırım, hiç
uyuyamadım. Senato'nun ve siyasi partilerin çatılarında gezmekten
yoruldum ama doğrusu iyi eğlendim. Her şeyden
önce şunu söylemek isterim : Helâl olsun sana,
Belçika'daki Türk toplumu ! Belki de tarihte ilk defa, Ermeni lobisine
öyle bir tokat attın ki, sana "adam olmaz" diyenler, "beceremez"
diyenler utandı. İte kaka da olsa, küçük bir parçanla şöyle bir
yerinden doğrulup, "N'oluyo lan ?" demen yetti ! Kendi yağlarında
kavrulmaya çalışan sivil toplum örgütlerine, bayrağı kapıp yürüyen
gençlere, kalemlerine sarılan aydınlara, tepkisizliğin ve kayıtsızlığın
haksızlığa ve tecavüze yeşil ışık anlamına geldiğini anlayan bireylere
helâl olsun ! "Soykırım olmadı" diyenleri
hapislere atmaktan söz edenler boş dosyalarını koltuklarının altına
alıp "Mehter Marşı" ile gittiler. Bu iş burada
bitmedi, daha yeni başlıyor. Kedi gözüyle,
çatılardan bakıp, şöyle bir durum analizi yapalım:
Öncelikle belirtmeliyim ki, olup bitenlere
gerçekten en çok üzülenler, tedirgin olanlar arasında Ermeni asıllı
Türkler bulunuyor. Sadece Türkiye'dekiler değil, Belçika'dakiler de…
Elleri cüzdanlarında ortalıkta dolaşan birkaç Ermeni lobisi tantanacısı
dışında Türk ve Türkiye düşmanlığı körüklemeye çalışan yok aralarında…
Beni en çok eğlendiren Valon liboşların durumu
oldu. Bunlar, 17 Aralık zirvesi öncesinde bir bildiri yayınlayıp
Türkiye'den "soykırım iddialarını kabullenmesini", "Kıbrıs'ı teslim
etmesini", "başta Kürtler olmak üzere azınlık haklarının
geliştirilmesini" falan istemişlerdi de bilgisizlikleri karşısında
gülüp geçmiştik.
Senato'daki tartışmalar sırasında Valon
liboşları dinlemeliydiniz! Bu ne Türk düşmanlığı, bu ne cahil ve
sorumsuz bir politika ! "Mouvement Reformateur" (MR) partisi
Belçika'daki Türk toplumunu görmezden gelerek bir saldırdı, bir
saldırdı… Aha sonuç ! Ne elde ettiniz ? Ermeni
oylarını mı kazandınız ? Kaç tane ? Bilgisizliğiniz, hatalarınız ortaya
çıkınca, geri adımlar atınca birkaç Ermeni'nin dostluğunu da
kaybetmediniz mi ? Lüksemburg Başbakanı ne güzel söyledi, "Megaloman
olmayın, sizi kimse takmıyor" diye ! Siz kim ; Türkiye'yi, Türkleri,
tarihi yargılamak kim ! Ve Türkiye ve Türk
karşıtlığını doruğa taşıyan bu partinin Türk asıllı politikacıları… Çok
saldırılara hedef oldunuz, iyi dayandınız. Temiz adamlar,
kadınlarsınız; toplumunuza yakınsınız, seçmenlerinizi satmadınız
ama artık neye yarar ? Sizin partinize artık kaç Türk oy verir ? Bu
yalanları, bu hakaretleri, bu saldırıları kaç Türk unutur ? Parti
disiplin kuruluna verilme tehditlerine muhatap oldunuz, kendi
partinizin adamları sizi basına şikayet etti, inkârcılıkla suçladı.
Basacaktınız istifayı toplu olarak kardeşim !
Türk toplumu arkanızda… Sizin halkınızı "soykırımcı" olmakla suçlayan,
avaz avaz bağırıp koca bir Ulus'a hakaret eden, bunu yaparken güzelim,
barışçı, hoşgörülü Belçika toplumunun imajını da zedeleyenlerle ne
işiniz kaldı artık ? Özür mü dileyecekler ? " Midnight Express "i yapan
da sonradan özür diledi ama neye yaradı ?
Bu arada, siyasetin üstlerindeki Emir Kır ve
Fatma Pehlivan'ı sabır, cesaret ve saldırılara karşı koyma güçlerinden
dolayı kutla-yalım da, yine üstlere hasbelkader ulaşmış ama bu kavga
ortamında sinip kalmış olan bazı diğerleri de kendilerini
görmediğimizi, izlemediğimizi sanmasınlar. Koltuklarınız popolarınıza
rahat gelmiş olabilir ama o koltuklara "soykırımcı" insanların değil,
insanları seven ve onlara güvenen insanların oylarıyla geldiğinizi
sakın unutmayın. Yoksa esas "inkârcı" sizler olursunuz.
Bu ülkede Cemal Çavdarlı ve Emin Özkara
isimli, Türk oylarıyla seçilmiş iki milletvekili daha olduğu
söyleniyor. Hem de “sosya-list”... Varlar mı gerçekten? Bir
araştıralım... Bazıları "zamanla" bu işleri
öğreneceklerini sanıyorlar. Peyami Safa ne güzel söylemiş : "
Yaşlanarak değil, yaşayarak deneyim kazanılır. Zaman insanları değil,
armutları olgunlaştırır ! " “Armut” dedim de
aklıma Avrupa Birliği geldi. Brüksel’de oturdukları yerden ahkâm kesip
dünyayı yönettiklerini zannedenlere insanlar “Siz bu işi
beceremiyorsunuz” deyip tokatı bastılar ya...
Ben pek keyif aldım
doğrusu... Hatırlayınız, Türklere yıllardır
söylediklerini ve söylemeye devam ettiklerini:
“Kıbrıs’ı işgal ettin, çekil !..” “Kürtler,
Aleviler azınlıktır !..” “Ermeni soykırımını
tanı !..” “Alfabeni değiştir
!..” “Komşularınla iyi geçin; Ermenistan,
Yunanistan ne derse yap!..” “Silahlı
Kuvvetleri’ni yüceltme !..” “Gümrük Birliği’nde
eksiklerini tamamla ama bu arada biz senin işadamlarına bile vizeyi
kaldırmayız !..” “Kıbrıslı Türkler Rumlara mal
satabilir ama o malları taşıyan kamyonlar sınırdan geçemez
!..” “Biz hiçbir sözümüzü tutmayız ama olsun,
sen sözlerini tut !..” “PKK, DHKP-C terör
örgütleridir, listemize alırız ama üyelerini korumaya, beslemeye devam
ederiz !..”
..... Bütün bunları dinleyen Türkiye,
“Dur ben de bir şey söyleye-yim” dediği zaman da yanıt hep
aynı: “Sen bir şey söyleyemezsin. Biz zaten
seni istemiyoruz ki, sen talepkârsın!..”
Bunları duydukça, “Yahu” derdim kendi kendime, “Bu kafadaki, bu kadar
bilinçsiz ve bilgisiz insanlar nasıl AB’yi yönetir? Bunlar ne geçmişi
biliyorlar, ne geleceği görüyorlar. İki elleriyle bir kalemlerini
doğrultmaktan aciz insanlar Türkiye ve Türkler hakkında ne raporlar
yazıyor, neler söylüyorlar.”
Ve derdim gene kendi
kendime: “Yok mu Ankara’da bir Anadolu çocuğu,
patlatsın tokatı...” Usturuplusundan bir
“Osmanlı Tokatı”!.. Ne komik ki o “Osmanlı
Tokatı” Ankara’dan değil de Fransa’dan, Hollanda’dan
geldi: “Siz bu işi bilmiyorsunuz” dedi
insanlar, Brüksel’deki “uzmanlara”!.. Ve
dikkat ediniz, o “uzmanlar” şimdi en çok neyin sıkıntısını çekiyorlar?
Türkiye’yi yüceltip kucaklamak; önemini, potansiyelini ve kalitelerini
insanlara anlatmak yerine, o güzelim ülkeyi ve Ulus’u sürekli
eleştirip, aşağılayıp, bölmeye ve kötü göstermeye çalışmanın bedelini
ödüyorlar.
Siz misiniz Türkiye’yi yıllardır insanlarınıza
“öcü” gösteren ! Alın size “Osmanlı Tokatı”!
Artık yerinizden zor doğrulursunuz! Aha buraya
yazıyorum : AB’yi bugün içinde bulunduğu
kâbustan ve krizden kurtaracak, ona acilen “muhtaç olduğu kudreti”
verecek bir tek dostu var: Türkiye
! Ekonomide, savunmada, dış politkada,
istihdamda, kültürde... Yalvaracaklar, “Gel”
diye !
Göreceksiniz ! “Belki
yarın, belki yarından da yakın !”