MR'in Türk asıllı politikacıları bu partide daha ne kadar hizmet
verebilirler, bilinmiyor. Kalite, yete-nek ve deneyimlerine rağmen,
ge-lecek yıl yapılacak seçimlerde, "in-kârcı" seçmenlerinin değil,
“seçmenlerini "inkâr eden" partilerinin kurbanı olmaları olasılığı ön
plana çıkıyor. Türk toplumunun MR'den aldığı darbelerin yarası çok
derin! DİĞERLERİ Senatör Fatma Pehlivan ve
Devlet Bakanı Emir Kır, olağanüstü bir "performans" ile etkili oldular.
Olay, basında veya yürüyüşlerde "boy göstermek" boyutunu çok aşı-yordu.
Her şey kulislerde, siyasi arenada ve çok sert koşullarda ya-şandı.
Halis Kökten, CDH bünyesinde yer edinmenin ve
toplumu temsil etmenin mücadelesini tek başına veriyor. Partisi ile
Türk toplumu arasındaki diyaloğu geliştirmek için çaba harcıyor.
Flaman kesiminde, ciddi adımlarla politikada
ilerle-yen Türkler giderek ağırlık kazanıyorlar. Partile-rinde ve
bölgelerinde etkilerini gösteriyorlar. Bütün
bunlar, bazı gerçekleri gözler önü-ne seriyor. Türk asıllı
politikacıların bakan, milletvekili, belediye meclisi üyesi olmalarını
hazmedemeyenler çok fazla. Daha bir süre önce Türklerin doktor, polis,
avu-kat olmalarını hazmedemeyenler gibi... Alışacaklar. Paylaşım,
demokrasi, istikrar hedeflerine ulaşmak bunu gerektiriyor.
Bu deneyimlerin ardından unu-tulmaması gereken
unsurlar var: Saldırıya uğrayan Türk asıllı
politikacılar, "Türk asıllı" oldukları için saldırıya uğruyorlar.
Karalama kampanyaları, sürekli sataşmalar devam edecek gözüküyor. Türk
toplumu, siyasetteki temsilcilerinin arkasındaki desteğini arttırmayı
sür-dürerek, siyasi partilere tek sesli bir mesaj
yansıtıyor: "Biz
varız!" Ve bu mesaj, Belçika'nın tüm
kesimlerindeki "akıllı" politikacılar tarafından dikkate alındığı
içindir ki, sözde soykırıma ilişkin yasa ta-sarısı Valon MR ve
Yeşillerin elle-rinde "yanlış ayarlanmış bir saatli bomba" gibi
patladı. Yine unutulmaması gereken bir unsur: Belçika
Senatosu, 1998’de sözde soykırım iddialarını tanıdığı ve bu konuda
yaptırım gücü olma-yan bir karar aldığı zaman siyasi arenada tek Türk
asıllı politikacı yoktu! Şimdi var! Yaşananlar,
Türk asıllı siyasetçi-ler, sivil toplum örgütleri ve tüm Türkler için
büyük deneyim oldu. Hizipçiler dışlandı, toplum bütünleşti, bireysel
tepkilerin etkisi anla-şıldı. Türk toplumu, bir kez daha, savaştan
değil barıştan, dostluktan, uyumdan yana olduğunu gösterdi; geçmişe
değil geleceğe bakma çağ-rısında bulundu.
Belçikalı siyasetçiler de dene-yim kazandılar.
Birlikte, huzur için-de yaşamanın önemini büyük kısmı daha iyi fark
etti. Kin besleyenlerle, "sulh" isteyenler artık daha net ayırt
ediliyor.
Belçika’da, özellikle Valonya kesimindeki ve
Brüksel’deki siyasi partiler yakın takipte... Sosyalist Parti (PS)
Başkanı Elio Di Rupo ve hıristiyan demokrat CDH partisi başkanı Joelle
Milquet Türk toplu-muyla sağlıklı diyalog arayışlarını sürdüren
liderler olarak gözüküyorlar. MR’in “batışında” ise Louis Michel’in AB
komiserliğine geçişi-nin ve partinin “başıboş” kalması-nın önemli rolü
olduğu düşünülü-yor. Flaman kesimde
sosyalistler, li-beraller ve hıristiyan demokratlar, son yaşananlarda,
Türk toplumunun huzursuz edilmesine karşı al-dıkları tavırla dikkat
çektiler. O ta-raftan hiçbir “çatlak ses” duyulma-dı.
Bu mücadelede Türk politikacılara desteğe devam
gerekiyor. Tabii “arazi olanlara” hariç!q