"Anadolu" dergisi olarak, Belçika'daki Türk toplumunun siya-si alanda
temsilinin ne derece önemli ve öncelikli olduğunun bilin-cindeyiz.
Politikaya atılan Türk kö-kenlileri, siyasi parti ayırımı yapma-dan ama
kalite ve yeteneklerini de gözardı etmeden destekliyoruz. De-ğişik
partilerde ne kadar çok Türk kökenli politikacı başarı kazanırsa, hem
Türk, hem Belçika toplumları için o kadar yarar sağlanacağına
inanıyoruz. Son bir-iki aydır yaşananlar, bu
konunun önem ve önceliğini bir kez daha gündeme taşıdı. Gözler Türk
asıllı politikacılara döndü. Bu kişiler çok büyük saldırılara, basın
kampanyalarına hedef oldular. Türk asıllı
politikacılar bünye-sinde bazı unsurlar dikkat çekti. Bu kişilerin bir
kısmı hiçbir mücadele-ye girmediler; kaçtılar ve-ya sustular. Bunlar
za-ten "hasbelkader" se-çilmiş, siyasi partileri tarafından
"kullanılan" kişilerdi. “Milletvekili” ünvanı alıp “büyük kavga”
sırasında adeta askere gidenler, “arazi” olanlar var.
Ağır itham ve saldırılar karşısında akıllıca
müca-dele verenlerin çoğunlukta olma-sı sevindirici bir unsur olarak
not edildi. En acı gözlem ise, bazı Türk
politi-kacıların, Türk toplu-muna ve Türkiye'ye en büyük saldırıların
yapıldığı dö-nemde yaşanıyor olmasına rağmen, Türk asıllı rakiplerini
hedef alan girişimlerinin varlığı oldu. Da-yanışmaya en fazla ihtiyaç
olunan zamanda bazı "kalleş darbeler" Türk'ten Türk'e
gitti. Her şeye rağmen, Belçika'daki Türk
toplumunun ve Türk asıllı po-litikacıların bu son mücadelede elde
ettikleri başarı tarihi niteliktedir, bir "ilk"tir. Ermeni lobisi ilk
defa büyük bir yenilgi yaşamış, bu lobiye des-tek verenler ilk defa
kendilerini sor-gulamaya başlamışlardır.
VALON LİBERALLERİN VE YEŞİLLERİN
YENİLGİSİ Fırtına durulurken yapılan ilk
analizler, Valon liberal parti "Mou-vement Reformateur" (MR) ve bu
parti bünyesindeki Brükselli FDF ile Valon Yeşiller'in Türk toplumu
açı-sından "bittiklerini" gösteriyor. Her
şeyden önce, Valon liberal-lerle Flaman liberalleri karıştırmamak
gerektiğini, Flaman liberal partinin (VLD) son derece yapıcı, olgun ve
mantıklı bir tavır izlediğini not etmek
gerekiyor. 17 Aralık zirvesi öncesinde,
Türkiye'nin AB'ye katılım müzake-relerine ilişkin tarih belirlenmesi
arifesinde bir açıklama yapan MR, sözde soykırımın tanınmasını "ko-şul"
olarak öne sürerken, "Kürt azınlıklardan" söz etmiş, Kıbrıs ko-nusunda
da bilinçsiz ve bilgisiz bir tavır sergilemişti. Aynı parti,
Sena-to'da, sözde soykırımı Belçika yasa-larına sokmanın mücadelesini
vere-rek, bu iddiaları reddedenlere hapis cezası öneren yasa tasarıları
getirdi. Ermeni lobisini savunmakla kal-madı, Türkleri ve Türkiye'yi
yerden yere vurdu. Söyledikleri, sa-vundukları doğru olmadığı için
başarılı olmadı, Yeşil-ler'den aldığı destek dışında yalnız kaldı. Geri
adım attı. Tartışmalar sırasında Türk
toplumuna, Türk asıllı politikacılara ve Türkiye'ye akıl almaz saldırı
ve iftiralarda bulunan MR, "Gelin, konuşalım. Bizi de dinleyin" diyen
Türklere ka-pı açmayı reddetti. "Anadolu"
dergisi olarak tüm hükümet üyelerine ve politikacılara uyarı mesajı
göndermiştik. Bazı ba-kanlar, milletvekilleri, senatörler bu mektuba
kibarca yanıt verip görüşlerimizi ve uyarılarımızı dikkate alacaklarını
belirttiler. Sadece bazı MR politikacıları ise, yanıtlarında, soy-kırım
iddiasını savunmak için hazırladıkları ve sundukları karar
tasarı-larının metnini, Ermeni seçmenlere gönderdikleri dostluk ve
destek mektupların örneklerini aktardılar ve "Biz sizden yana değiliz.
Yazdık-larınızı hiç dikkate almıyoruz" me-sajı verdiler. Tekrar edelim:
Bunu sadece bazı MR üyeleri yaptı. Ya-nıtlarını, "tarihi belgeler"
olarak saklıyoruz, zamanı gelince arşivlerden
çıkacaktır. Bu yaşananlar, seçim dönemle-rinde,
tüm ayrıntılarıyla, hem politikacılara, hem seçmenlere şüphesiz
hatırlatılacak. MR, "inkârcı" ola-rak tanıttığı Türklerden daha önceki
seçimlerde elde ettiği onbinlerce oydan artık vaz geçmiş gözüküyor.
Parti açısından ne yazık ki, izledikleri politikanın yanlışlığı,
bilgisizlikleri nedeniyle hedeflerine ulaşama-yan Valon liberal
siyasetçiler, Er-menilerden de oy alamayacaklar. Toplumları bölmeyi,
Türkiye-Belçi-ka ilişkilerini baltalamayı hedefle-yen girişimleri
Ermeni toplumunun büyük kısmında da üzüntü ve tepki yarattı. Bunu yeni
fark ediyorlar.MR'Lİ TÜRKLER "MR dosyası
kapanmıştır" der-ken, bu parti bünyesinde hizmet veren Türk asıllı
politikacıların du-rumlarını görmezden gelmek müm-kün değil. Mustafa
Öztürk, Sait Köse, Şevket Temiz gibi isimler en fazla yıprananlar oldu.
Kendi partilerinden büyük darbeler yediler.
Mustafa Öztürk örneğini ele
alalım: Schaerbeek Belediye Meclisi'-nin bu
üyesi, konu henüz gündem-de değilken, sözde soykırım iddiala-rının ne
kadar asılsız olduğunu an-latmak için kitap yazmış bir politi-kacı.
Partinin, Türk toplumu bün-yesinde ne hallere düştüğünün bi-lincinde...
"Türk toplumunu tanı-yın, Türk toplumuna kendinizi ta-nıtın" dediğini
ama anlatamadığını belirtiyor ve ekliyor: "Belçika'nın tarihsel olarak
ne Osmanlıyla, ne Türkiye Cumhuriyeti'yle hiç sürtüş-mesi olmamış.
İlişkiler bu kadar iyi giderken, durup dururken bu yapı-lanların
mantığı var mı? Toplum elbette tepki gösterir, biz de
gösterdik!" Gerçekten, Öztürk, MR Başka-nı
Didier Reynders'e bizzat yazarak uyarılarda bulundu, yanlışlara dik-kat
çekti, gerçekleri anlatıp Türk toplumunun tepkilerini yansıttı. Bu-nu
yaparken, sözde soykırım iddia-larını savunanlara da, "Gelin konuşalım,
kapalı kapılar ar-dında kalmayalım" dedi ama
nafile... Partinin diğer Türk asıllı üyelerinin
çabaları da sonuç getirmedi. MR, Türk toplu-muna kulak tıkamıştı.
Sadece Schaer-beek bölgesinde, son seçimlerde Türk asıllı adaylar
kanalıyla al-dığı binlerce oy unutulmuştu. Partideki Türk asıllılar,
"inkârcı" oldukları gerekçesiyle "disiplin kuruluna verilmekle" tehdit
edildi.