Erhan
Erer “Atatürk Olmasaydı” adlı kitabı hiç-bir
kitapevinde bulamayınca son çareyi kitabın yazarı Cemal Kutay beyi
bizzat evinde ziyaret ederek ondan sormakta buldum. Kadıköy'de,
Bahariye’ye yakın mütevazı bir evin kapısını çalarken ba-yağı
heyecanlanmıştım. Öyle ya, 1909 yılında, Konya’da doğan, 67 yıl
aralıksız emek vererek 175 kitap yazan ve halen yazmaya devam eden en
yaşlı ta-rihçimizle tanışacaktım. Misafir odasına kabulümden biraz
sonra bastonuna da-yanarak gelen, gözleri iyi görmeyen, kulakları iyi
işitmeyen fakat beyni 20'-sinde bu 96’lık yaşlı delikanlı "Sefa geldiniz" diyerek yanıbaşıma
oturuverdi. Beni sabırla dinledikten sonra üç defa basılan bu eserinden
elinde sa-dece bir tane kaldığını ve onu da kü-tüphanesi için
sakladığını üzülerek söy-ledi. İkinci baskısını Milliyet Yayınları
basmış ve okuyucularına dağıtmış. Bel-ki ellerinde kalmışsa onlardan
temin edebileceğimi anlattı. Nitekim bu saye-de elde ettim bu
küçük fakat şahane eseri... Bu
arada niçin ısrarla o kitabı bulmak istediğimi sordu. Ben de
Brüksel’-de oturduğumu ve ayda bir çıkan, Ata-türk’ü ve Kemalizm’i
orada oturan Türk asıllı gençlere anlatabilmek ama-cıyla basılan
“Anadolu” dergisinde onun bilgilerinden yararlanarak alıntılar yapmak
istediğimizi söyledim. Ne ka-dar memnun kaldığını size burada tarif
edemem. İşte Cemal Kutay’ın kitabından
“Atatürk olmasaydı”, neler olurdu, ne-ler olmazdı:q q q
Osmanlı İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden
çekilmesinden sonra imparatorluğun temel yapısı Türklüğün müstakil
devlet safhasının kapanması, “hasta adam” teşhisinden sonra dünya
kararı idi. Atatürk, daha ön yüzbaşı iken, geleceği görebilmiş, 1907
Misak-ı Milli'si ile Türk olmayan imparatorluk topraklarını üzerinde
yaşayanlara bırakarak çizdiği haritayla, Milli Türk Devleti'ni o zaman
düşünmüştü. Ne Trablusgarb Harbi, ne Balkan Harbi, ne Birinci Dünya
Harbi olmamıştı. Emperyalist devletler Osmanlı'nın mirasından o gün
alacakları boşlukta bulacak, Türk'ü bırakıp birbirleriyle
boğuşacaklardı. Ve dokuz cephede erimeden Misak-ı Milli sınırlarını,
ana hatlarıyla bugünkü sınırlarımızı bir saldırıya karşı başarıyla
savunabilecektik. Kafasında bu gerçek fikirlerle Milli Mücadele
bayrağını açabilecek tek insan oydu ve bu vazifesini de başardı. q q q
Atatürk Olmasaydı, Çanakkale Zaferi olmazdı.
Çanakkale Zaferi olmayınca da: ü İngiliz-Fransız-Rus İtilaf
Devletleri Bloku savaşı planladıkları üzere en çok 17 ayda kesin
zaferle mühürler, Rus Çarlığı haşmetle sürer, İstanbul-Boğaz-lar
Moskof'un eline geçer, Sevr Anlaş-ması'nın şartları daha o tarihte
gerçek olurdu.ü Trablusgarb ve Balkan Harbleri ye-nilgisinden sonra
morali sıfır, benliği yok olmuş, ezik-bitik Türklük için des-tan devri
kapanırdı.ü Dünyanın hiçbir esir-mazlum milleti-nin emperyalizmin
baskısı altındaki ül-kesinde milli kurtuluş fikri oluşamaz ve hareket
gelişemezdi. Çarlık Rusya yıkılmasaydı, Orta Asya ve Kafkaslar'daki
Türkler, kısa süreli de olsa bağımsız devletlerine kavuşamazdı. ü
Çanakkale savunması, karşımızdaki-lerde olduğu kadar onlara her
bakımdan yardımcı olmuş dominyon-sömür-gelerde bağımsızlık ve haysiyet
şuurunu uyandırdı: Yorgun ve imkansız bir milletin şahlanışı ile
tarihin akışını değişti-rebileceğini ispatladı. Ve bu kervana onlar da
katıldılar: İngiliz-Fransız ordularına lejyoner olarak katılmış
Museviler dahil, hepsinde bağımsızlık şuuru oluştu... q q q
Atatürk Olmasaydı... Orduyu politika dışında
tutabilmek mümkün olmaz-dı. O, İkinci Meşrutiyet’te de ordunun günlük
politika dışında tutulmasının mücadelesini yaptı. İttihad ve
Terraki'-nin İkinci Kongresi'nde bu gerçek za-bıtlara geçmiştir. Ordu
mensupları el-bette politikaya girme hakkına sahipti-ler: Şu şartla ki,
fiili askerlik hizmetleri-ne son vermeleri gerekirdi. Nitekim, Birinci
Büyük Millet Meclisi'nde hemen hemen bütün kumandalar, aynı zamanda
milletvekili idiler. İkinci Büyük Millet Meclisi'nde bu prensibi tatbik
etti ve bu durumda olanlar ya asker, ya milletve-kili
oldular. Rejimin ve de bilhassa inkılapların
korunması, Atatürk için ülkenin korunmasıyla eşdeğerdi. Fakat bunun,
ordu-nun aktif siyasete müdahalesinin sürekli geçerli sebep olmasını
asla istememişti. Ordunun konu üzerinde gözardı edil-mesi imkansız
mevcudiyet olduğunun hissedilmiş olması sınırında tutmuştur. q q
Atatürk Olmasaydı... Milliyetçilik duygusundan yoksun kalmaya devam
edecek ve eşiğinde olduğumuz ümmet-çilik kazanına düşecektik. Çok
farklı görüşler içinde, hiçbir zaman sağlam olamamış şekli din
kardeşliği ardında ya Arap ya Acem (İran) şoven milliyet-çiliğinin
potasında kaynayacaktık. Bil-hassa urube’nin (Araplaşma-Araplaş-tırma
düzeni) hammaddesi olacaktık. Atatürk bizi Türklüğümüze iade
etti. “Bir Türk Dünyaya Bedeldir" inancını getirirken, "Ne Mutlu Türküm
Diyene" gururunu bayraklaştırırken tarih gerçeklerine dayandı. Bunu,
Atatürk'ün milletini nasıl anladığının kendi el yazılı belgesinde
görebilirsiniz. Olay şu: Ata'nın manevi
kızlarından Afet İnan, tarih doktorası tezini İs-viçreli Prof. Eugene
Pittard'dan "Türk'-ün Tarifi" olarak almıştı. Milletinin niteliklerini
tarih aynasından okuyacaktı. İnan, uzun zaman uğraştı ve tezini
ha-zırladı. Atatürk'e "Lütfen bir göz atar mısınız" ricasını sundu. Ata
bir an dü-şündü ve sonra "Dur şimdi kendi inanç-larım içinde ben de
Türk'ün Tarifini ça-lışayım" dedi ve çoğu zaman kullandığı kurşun
kalemle milletini şöyle anlattı: "Bu memleket
dünyanın bekleme-diği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin
yüksek tecellisine yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı
bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin
içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın
şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi
oldu, sonra onlara alıştı. Onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu,
ta-biat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur.
Yıldırımdır, ka-sırgadır, dünyayı aydınlatan
güneştir." Hatırlayalım: Atatürk milleti için
bu inancını satırlaştırırken, aralarında Os-manlı sınırları içinde teba
kavimler da-hil, dünya Türk'ü sadece İslam ümmetinin bir parçası olarak
görüyordu. O kadar! Oysa ki, biz İslamiyetten çok ev-vel de bir millet
tarifinin bütün şartlarına eksiksiz sahiptik. İşte Atatürk, bu
unutulmuş-unutturulmuş gerçeği mille-tine sunuyordu. O kadar! q q q Atatürk Olmasaydı...
Türkiye komünist rejimi kabul edebilirdi. Milli Mücadele-nin ilk
günlerini hatırlayın: Dört taraftan işgal altında, silahları alınmış,
hazinesi on parasız, meşru sayılan hükümeti karşı koymanın vatan
ihaneti olduğunu ilan etmiş, 1908-1918 hepsi yenilgiyle sonuçlanmış üç
savaşta erkek nüfusunu yitirmiş, yorgun, bitab bir millet ve harab bir
vatan... Ve karşı-sındakiler, dünyaya asgari yüzyıl düzen vermek
iddiasındaki galipler bloku. Bir tek ümit kapısı var: Çarlığını yıkıp
ko-münist rejimini kuran Sovyet Rusya... O da emperyalizme karşı olduğu
iddiasında. Ve de çarlık ordularını, yardı-mıyla yendiği Orta Asya ve
Kafkasya Türk dünyasına bağımsızlıklarını vermek kararını ilan eden,
kendi yandaş-larıyla otonom hükümetler kurma hazırlığında...
Sonuçta çalkantıların durulmasıyla Mustafa
Kemal Büyük Millet Meclisi'-nin gizli celsesinde açıklar:
"Türkiye'de bolşeviklik olmayacaktır. Çünkü
Türk hükümetinin ilk gayesi, halka hürriyet ve saadet vermek,
askerlerimize olduğu kadar sivil halkımıza da iyi bakmaktır." q q q
Atatürk Olmasaydı... Kadın hak ve
hürriyetleri, öteki İslam ülkelerinin şartları içinde kalacaktı.
Şeriatın, meselâ Suudi Arabistan'da olduğu gibi doğrudan hakim olduğu
ülkelerde kadının nasıl dışlandığı gözler önündedir. Bu arada, meselâ
iki yüz yıla yakın İngil-tere'nin egemenliğinde kalmış, resmi dilleri
arasında İngilizce'nin bulunması kadar, batı hayatıyla ilgisi olmuş
Pakis-tan'da, şeriatın dolaylı tatbik edildiği bu ülkede, oy
sandığından milletinin bir ümit halinde çıkardığı Benazir Butto'ya
sadece ve yalnız kadın olduğu için reva görülenler gözler önündedir.
İşte Ata-türk'ün kendinden öncekilerden, çağdaşlarından ve hatta
yarınkilerden farkı buradadır...q q q Atatürk
Olmasaydı... Devlet haya-tında, Babıali'nin mirası İdare-i Masla-hat
(yaşanılan günü düşünme) illetinden imkan yok kurtulamazdı. Bir büyük
devlete dayanarak avunma ve durma-dan bu ikibüklümüğün ceremesini
ödemeye devam eder dururdu. Karşısında kim olursa olsun,
milletinin-devletinin haysiyet ve itibarını alakadar eden