Belçika’da Türkçe öğrenmek için yoğun çaba harcayanların, bu amaçla
okullara gidenlerin ve özel ders alanların sayısı süratle artıyor.
Bunların çoğunluğunun amacının bir meslek edinmek olduğu gözlemleniyor
ama merak ve keyif için Türkçe öğrenenler de var. Avrupa Birliği
memurları ve tercümanları ise Türkçe’yi mesleki hedefler doğ-rultusunda
öğreniyorlar. Belçikalı Pierre Bastin
psikoloji eğitimi almış. Türkçe’ye ve Türkle-re özel ilgisi nedeniyle
Türkçe öğ-renmeye başlamış. Geçen sene Ha-cettepe Üniversitesi’nde
değişim programından yararlanarak eğitim almış. Bugün Türkçe-Fransızca
tercümanlık yapıyor ve Belçika Ata-türkçü Düşünce Derne-ği'nde de
çalışıyor. "80'li yıllarda ilk defa Türkiye'ye
gittim. Zaman içinde ilgim artmaya baş-ladı ve Türkçeyi öğren-meye
karar verdim’’ di-yen Bastin şunları
anlatı-yor: “Dilin ötesinde, Türk kültürünü
seviyorum. Gü-zel bir tutku oldu benim için. Hacettepe'deki eği-tim de
bana çok şeyler öğretti. Haftada 16 saat Türkçe eğitim dışında normal
derslere de gir-dim. Türk toplumu içinde olmayı çok seviyorum.
Türkiye'deki çeşitlilik, farklılıklar harika. Türkiye'nin ne olduğunu
söylemek neredeyse mümkün de-ğil. Her türlü insana rastlamak mümkün.
Örneğin, Hacettepe'de, üniversitede bir çeşit gençlik görü-yorsunuz, 2
kilometre ötede bir mahalleye gidiyorsunuz, gençlik ta-mamen farklı.
Türkiye'yi ne kadar çok tanırsanız o kadar az tanı ko-yabilirsiniz.
Turist olarak gidenler daha kolay tanılar koyuyorlar oysa tanıdıkça
farklılıkları daha çok algı-lıyorsunuz ve yaşamların, insanla-rın,
kültürlerin değişik olduğunu gö-rüyorsunuz ve sınıflandıramıyorsu-nuz.
Siyasi olarak, kültürel olarak çok karmaşık bir ülke."
"Türkçe’yi dil olarak çok sevi-yorum. Bence
çok mantıklı bir dil” diyen Bastin şöyle devam
ediyor: “Türkiye’nin tarihini çok seviyorum.
Doğuyla batının bu-luşma noktası olması çok artılar getiriyor.
Türkler Orta Asya'-dan gelip Akdeniz’e yerleşmiş. Dil olarak da
neredeyse Asyalı ama Avrupa'nın ortasında... Çok ilginç bir ülke.
Türkiye'de yaşamak da çok hoştu. Bir ülkede yabancı olmak hiçbir zaman
kolay değil. Türkiye’ye gidince bir şey dikkatimi çekti: Belçika'da
tanıdığım Türkler-le Türkiye'de tanıdıklarım arasında çok farklar
gördüm. Kendimi Tür-kiye'de daha rahat hissettim ve da-ha kolay
iletişim kurabildim. Oysa buradaki Türklerle ilişki aynı kolay-lıkta
olmuyor. Bunun nedenini an-latmam çok zor çünkü ben de tam anlayamadım.
Belki de buradaki Türkler daha küçük gruplar halinde ve daha kapalı
yaşıyorlar ve daha fazla savunmadalar." Pierre
Bastin’den Türkiye’de kendisini rahatsız eden unsurları anlatmasını da
istedik: "Güçlülerin yasalarının geçerli
olduğunu hissediyorsunuz. Gücü elinde tutanların bunu hissettirmekten
hoşlandığını görüyorsunuz. Trafikte bile bunu hissediyorsunuz.
Yaya olan zayıf olan, altında araba olan güçlü... Yaya arabalıya yol
vermek zorunda... Belki de yaşam koşulları buradan daha zor olduğu için
insanları biraz daha katı yapı-yor. Çok fazla "sınıf" ayırımı
hisse-diliyor. Bunlar dışında her şeyi se-viyorum diyebilirim.
Gelecekte fırsatım olursa yine Türkiye'de bir dö-nem yaşayabilirim.
Gerçi bütün gün Schaerbeek'te çalıştığım için akşam oradan çıkınca
kendimi yurtdışına çıkmış gibi hissediyorum. Yani bir şekilde
Türkiye'de gibiyim çünkü sırf Türkçe konuşarak, hiç Fransızca
konuşmadan yaşayabileceğiniz bir mahalle Schaerbeek...” AŞK
ŞARKILARI Kostas Papadopoulos, 1959 yılından
beri Belçika'da yaşıyor, 64 yaşında. Türkçesini geliştiren bir
Yunanlı... Anlatıyor: "18 yaşıma kadar
Yunanistan'-da okudum, sonra Belçika'ya gel-dim. Babam benden önce
gelmişti. Ben liseyi bitirip üniversite okumak için bu ülkeye geldim ve
kaldım. Kimya eğitimi aldıktan sonra 32 sene aynı firmada
çalıştım.” Bir Belçikalı ile evli olan 3 ço-cuk
babası Papadopulos Fransızca, Yunanca, İngilizce, İspanyolca,
İtal-yanca ve Türkçe biliyor:
"Bir ülkeye gittiğiniz zaman in-sanlarla kendi
dillerinde iletişim ku-rabilmek çok önemli. Bir ülkeyi gezmek sadece
binalarını, tarihini görmek değil, insanlarını tanımaktır. Meksika'ya
gittiğim zaman so-kaktaki çocuklarla konuşup, onlarla iletişim kurmak
muhteşemdi. Ailem Türkiye kökenli. Ben de Türkiye’ye çok sık gittim.
Ardından bütün ailem gitsin diye gezi düzenledim. Babam Trabzon, annem
Amasya doğumlu. Kuzenlerimle beraber se-neye bir daha gezi
düzenleyeceğim. Büyükannem, amcalarım ve an-nemle babam bizden gizli
konuşacakları zaman aralarında Türkçe konuşurlardı. Onları dinlerken,
Türkçe’nin kulağa çok hoş gelen bir tınısı olduğu için bu dili öğrenmek
isterdim. Türkçemi geliştirip, annemle babamın memleketlerine gidip
insanlara sorular sormak isti-yorum. Hiçbir şey bulamam büyük
olasılıkla. 1922'de annem, 1926'-da da babam terk etmiş oraları...
Tanıyanlar artık ölmüşlerdir. Belki arşiv bulabilirim ve ailemin
tarihin-deki geçmiş hakkında bilgi alabili-rim. Türkçe’yi hem bunun
için, hem de çok sevdiğim için geliştiri-yorum.”
“Büyükannem hep bana, ‘Kili-se'de Yunanca, salonlarda Fransız-ca
konuşmak, aşk şarkılarını da Türkçe söylemek lâzım’ derdi. Ger-çekten
Türkçenin tınısı çok güzel. Türkçe eski müzik plaklarım var. En yakın 3
dostum İstanbul'da yaşayan Türkler."
Papadopoulos, Yunanistan-Tür-kiye ilişkileri hakkındaki düşüncele-rini
açıklarken olumlu gelişmeler, ilerlemeler olduğunu, bunların de-vam
etmesi gerektiğini, komşu ülkelerin aralarında anlaşmalarının
kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu, insanlar arasındaki bağların
politi-kacılar tarafından engellenemeyeceğini söylüyor ama şunları da
ekliyor:
“Elbette benim bu anlattıklarım 46 yıldır
yurtdışında yaşamış bir Yunanlı’nın görüşleri... Benim ül-kemde bu
düşünceler o kadar kolay geçmiyor. Medyanın kışkırtması var ve
insanların haber kaynakları kısıt-lı. Aynı şeyi Türkiye'de de
görüyorum. Basının verdiği haberler hükü-metlerin verilmesini istediği
yönde haberler. Ama yurtdışında yaşadığı-nız zaman olaylara bakışınız
çok daha geniş açılardan ve bağımsız oluyor. Burada Türk arkadaşlarım
var, 15 yıldır alışverişimi Türk bak-