Çimen Baturalp
Rene Frankard, “International School of
Brussels” Ortaokulu Mü-dür Yardımcısı... Tarih ve Coğrafya Öğretmeni...
Ve Türkiye’de yaşa-mış, Türkiye’yi çok sevmiş, “Türki-ye” denildiğinde
gözleri dolarak anılarını tazeleyen bir Belçikalı. De-neyim ve
duygularını anlatmasını istedik:ü Hayatınızın bir bölümünü İs-tanbul’da
geçirdiniz... Hangi ne-denle?ü Eşim Belçika’da Alcatel Bell’de
çalışıyordu. 1985 yılında İstanbul’daki telefon ağı çalışmaları için
Teletaş’a gönderildi. Üç yıllığına gönderilmişti. Ben o sırada burada
çalıştığım için hemen gidemedim. Daha sonra Boğaziçi
Üniversitesi’nde, mesleki gelişimime katkıda bulunacak dersler
almak kaydıyla okuldan izin aldım ve bir yıl İstanbul’da yaşadım. Orada
kaldığım sü-re boyunca “Osmanlı İmparatorlu-ğu tarihi” ve “buluğ çağı
çocukla-rında davranış değişmeleri” konularında dersler aldım. Onun
dışında da, eşimin orada çalıştığı üç yıl süresince, başta yaz
tatilleri olmak üzere bütün tatillerimizi Türkiye’de birlikte
geçirdik. ü Daha önce başka bir ülkede yaşamış mıydınız?ü Tabii,
ondan önce 12 yıl bo-yunca özellikle Güneydoğu Asya’da birçok ülke’de
yaşadık. Endonez-ya’da, Tayland’da, Çin’de ve Vene-zuela’da
bulunduk. Eşimle çok se-yahat ettik. Ama hayatım boyunca gördüğüm
hiçbir şehre İstanbul’a olduğum gibi ilk görüşte âşık olma-dım.
İstanbul her şeyi olan bir şehir. Konum... Güzeller güzeli bir doğa...
Kültür... Tarih... Asya ile Avrupa’nın karışımı... Son derece nazik
insanlar... Herhalde hayatı-mın en güzel günlerini geçirdim orada.
Gerçek bir cennetti benim için... Kesinlikle bir cennetti.
Orada olduğum sürece her gün benim için yeni
olan bir sürü şey keşfettim. Az da olsa Türkçe öğ-rendim. Her gün
saatlerce yürür-düm. Her kesimden insan tanıdım. Dolmuşla da gezdiğim
olurdu. İs-tanbul’u kar altında da gördüm, yağmurda da ama en çok
güneşli gördüm. Her hali çok güzeldi...ü Sizde en çok iz bırakanlar?..ü
Mısır Çarşısı’nın iki yüz metre öteden gelen baharat kokusunu ve Türk
yemeklerini de unutamıyorum, insanların hoşgörüsünü
de... Üzerinizde çok açık bir kıyafet ol-madığı
sürece istediğiniz camiye gi-rebiliyordunuz. Herkes son derece
yardımsever ve hoşgörülüydü. Hiç-bir zaman kısıtlanmadım. Yapayal-nız
yürüyerek bütün İstanbul’u kat-ettim. Taksim’i, Pier Loti’yi, Haliç’i
hep yürüyerek gezdim. İstanbul’un hiçbir köşesinde oraya ait olmadı-ğım
duygusu yaşamadım. Her za-man kendimi son derece emniyette hissettim.
İstanbullular benim için son derece açık görüşlü, güvenilir ve biraz da
meraklı insanlardı. İngi-lizce ve hatta Fransızca konuşan birçok kişi
ile karşılaştım. Herkes orada ne aradığımı sorardı. Ve böy-lece sohbet
ederdik.
Bence İstanbul dünya üzerindeki en özel şehir. Boğaz
kıyılarındaki ahşap yalıların mimarisi, adaları, kuyumcuları, şık
kıyafetler alabileceğiniz mağazaları, yerel ve uluslar-arası mutfakları
olan güzel resto-ranlar, cam bardaklarda çay içtiği-miz Çamlıca...
Üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen hiçbirini unuta-mıyorum. İstanbul
benim için ger-çek bir keşifti.ü Gitmeden önce böyle bir şehir-le
karşılaşacağınızı tahmin edebili-yor muydunuz?ü Asla... Asla... İlk
defa bir İslam ülkesine gidiyordum ve birçok ba-kımdan kısıtlanacağımı
zannediyordum... En azından camileri veya bazı kutsal yerleri
gezebilmeyi ak-lımdan bile geçirmiyordum. Şehrin belli bölümlerine
gidemeyeceğimi zannediyordum ama kesinlikle tam tersi oldu. Meselâ,
Çin’de yaşarken hayatımız çok kısıtlanmıştı. Türki-ye’ye giderken
de yabancıların ya-şadığı bir çevrede çocuklarımla ve eşimle eve kapalı
bir hayat sürdür-meye hazırlamıştım kendimi ama hiç öyle olmadı.
İnanılmaz bir öz-gürlükle karşılaştım... İstediğim her-şeyi yapabildim.
Bunu gerçekten hiç beklemiyordum... ü Sanıyorum Avrupa’da hâlâ bu
konuda Türkiye ile ilgili bir önyargı var...ü Muhtemelen... Ama ne
yazık ki bütün ülkelerde insanlar aşırı dindarlığı genelleştirme
eğiliminde-ler. Bu çok yanlış ama ben de Tür-kiye’ye gelirken çok
kısıtlanacağımı düşünüyordum. Oysa İstanbul son derece açık fikirli
insanların, gele-neklerini koruyarak yaşadığı muh-teşem bir
şehir. Orada yaşamış bü-tün tanıdıklarım aynı şeyi söyler hep...
Buradan giden herkes için İstanbul gerçek bir sürprizdir, son derece
güzel bir sürpriz! Oradayken, bazen, yakınları Bel-çika’da
yaşayan Türklerle karşıla-şırdım... Bana “Bizim Belçika’da
akrabalarımız var” diyenleri duyduğumda hep yüreğim burkulurdu.
Belçika’daki göçmen Türklerin benim Türkiye’de bulduğum sıcak ilgiyi
bulamadığını bilmek beni her zaman çok rahatsız etti. Buradaki Türklere
karşı Belçikalıların önyar-gılı tutumları beni incitiyor. Bazen
Türklere yönelik eleştiri ve uyarı-ları duyduğum zaman, bir
zamanlar Türkiye’de yaşamış biri olarak ha-karete uğramış gibi
hissediyorum kendimi... Türkiye’deyken ne za-man birisi bana “Benim
Belçika’da akrabalarım var” dese “Ne olur bu-nu bana söylemeyin. Biz
sizleri, sizin bizi kucakladığınız gibi kucaklamıyoruz” derdim
içimden... Onların alelacele bana ikram ettiği o sıcacık
çayı içerken hüzünlenirdim. Ama Belçikalılar
böyle işte... Bizler daha içine kapanık insanlarız. Ben gittim ve
gördüm. Türk-leri tanıdım... Buradaki göçmen