Emir Kır [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Genç ressamın başarısı



Emir Kır [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Genç ressamın başarısı


Çimen Baturalp      Rene Frankard, “International School of Brussels” Ortaokulu Mü-dür Yardımcısı... Tarih ve Coğrafya Öğretmeni... Ve Türkiye’de yaşa-mış, Türkiye’yi çok sevmiş, “Türki-ye” denildiğinde gözleri dolarak anılarını tazeleyen bir Belçikalı. De-neyim ve duygularını anlatmasını istedik:ü Hayatınızın bir bölümünü İs-tanbul’da geçirdiniz... Hangi ne-denle?ü Eşim Belçika’da Alcatel Bell’de  çalışıyordu. 1985 yılında İstanbul’daki telefon ağı çalışmaları için Teletaş’a gönderildi. Üç yıllığına gönderilmişti. Ben o sırada burada çalıştığım için hemen gidemedim. Daha sonra  Boğaziçi Üniversitesi’nde,  mesleki gelişimime katkıda bulunacak dersler almak kaydıyla okuldan izin aldım ve bir yıl İstanbul’da yaşadım. Orada kaldığım sü-re boyunca “Osmanlı İmparatorlu-ğu tarihi” ve “buluğ çağı çocukla-rında davranış değişmeleri” konularında dersler aldım. Onun dışında da, eşimin orada çalıştığı üç yıl süresince, başta yaz tatilleri olmak üzere bütün tatillerimizi Türkiye’de birlikte geçirdik.  ü Daha önce başka bir ülkede yaşamış mıydınız?ü Tabii, ondan önce 12 yıl bo-yunca özellikle Güneydoğu Asya’da birçok ülke’de yaşadık. Endonez-ya’da, Tayland’da, Çin’de ve Vene-zuela’da bulunduk.  Eşimle çok se-yahat ettik. Ama hayatım boyunca gördüğüm hiçbir şehre İstanbul’a olduğum gibi ilk görüşte âşık olma-dım. İstanbul her şeyi olan bir şehir. Konum... Güzeller güzeli bir doğa... Kültür... Tarih... Asya ile Avrupa’nın karışımı... Son derece nazik insanlar... Herhalde hayatı-mın en güzel günlerini geçirdim orada. Gerçek bir cennetti benim için... Kesinlikle bir cennetti.      Orada olduğum sürece her gün benim için yeni olan bir sürü şey keşfettim. Az da olsa Türkçe öğ-rendim. Her gün saatlerce yürür-düm. Her kesimden insan tanıdım. Dolmuşla da gezdiğim olurdu. İs-tanbul’u kar altında da gördüm, yağmurda da ama en çok güneşli gördüm. Her hali çok güzeldi...ü Sizde en çok iz bırakanlar?..ü Mısır Çarşısı’nın iki yüz metre öteden gelen baharat kokusunu ve Türk yemeklerini de unutamıyorum, insanların hoşgörüsünü de...     Üzerinizde çok açık bir kıyafet ol-madığı sürece istediğiniz camiye gi-rebiliyordunuz. Herkes son derece yardımsever ve hoşgörülüydü. Hiç-bir zaman kısıtlanmadım. Yapayal-nız yürüyerek bütün İstanbul’u kat-ettim. Taksim’i, Pier Loti’yi, Haliç’i hep yürüyerek gezdim. İstanbul’un hiçbir köşesinde oraya ait olmadı-ğım duygusu yaşamadım. Her za-man kendimi son derece emniyette hissettim. İstanbullular benim için son derece açık görüşlü, güvenilir ve biraz da meraklı insanlardı. İngi-lizce ve hatta Fransızca konuşan birçok kişi ile karşılaştım. Herkes orada ne aradığımı sorardı. Ve böy-lece sohbet ederdik.
  Bence İstanbul dünya üzerindeki en özel şehir. Boğaz kıyılarındaki ahşap yalıların mimarisi, adaları, kuyumcuları, şık kıyafetler alabileceğiniz mağazaları, yerel ve uluslar-arası mutfakları olan güzel resto-ranlar, cam bardaklarda çay içtiği-miz Çamlıca... Üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen hiçbirini unuta-mıyorum. İstanbul benim için ger-çek bir keşifti.ü Gitmeden önce böyle bir şehir-le karşılaşacağınızı tahmin edebili-yor muydunuz?ü Asla... Asla... İlk defa bir İslam ülkesine gidiyordum ve birçok ba-kımdan kısıtlanacağımı zannediyordum... En azından camileri veya bazı kutsal yerleri gezebilmeyi ak-lımdan bile geçirmiyordum. Şehrin belli bölümlerine gidemeyeceğimi zannediyordum ama kesinlikle tam tersi oldu. Meselâ, Çin’de yaşarken hayatımız çok kısıtlanmıştı. Türki-ye’ye  giderken de yabancıların ya-şadığı bir çevrede çocuklarımla ve eşimle eve kapalı bir hayat sürdür-meye hazırlamıştım kendimi ama hiç öyle olmadı. İnanılmaz bir öz-gürlükle karşılaştım... İstediğim her-şeyi yapabildim. Bunu gerçekten hiç beklemiyordum... ü Sanıyorum Avrupa’da hâlâ bu konuda Türkiye ile ilgili bir önyargı var...ü Muhtemelen... Ama ne yazık ki bütün ülkelerde insanlar aşırı dindarlığı genelleştirme eğiliminde-ler. Bu çok yanlış ama ben de Tür-kiye’ye gelirken çok kısıtlanacağımı düşünüyordum. Oysa İstanbul son derece açık fikirli insanların, gele-neklerini koruyarak yaşadığı  muh-teşem bir şehir. Orada yaşamış bü-tün tanıdıklarım aynı şeyi söyler hep... Buradan giden herkes için İstanbul gerçek bir sürprizdir, son derece güzel bir sürpriz!  Oradayken, bazen, yakınları Bel-çika’da yaşayan Türklerle karşıla-şırdım... Bana “Bizim Belçika’da akrabalarımız var” diyenleri duyduğumda hep yüreğim burkulurdu. Belçika’daki göçmen Türklerin benim Türkiye’de bulduğum sıcak ilgiyi bulamadığını bilmek beni her zaman çok rahatsız etti. Buradaki Türklere karşı Belçikalıların önyar-gılı tutumları beni incitiyor. Bazen Türklere yönelik eleştiri ve  uyarı-ları duyduğum zaman, bir zamanlar Türkiye’de yaşamış biri olarak ha-karete uğramış gibi hissediyorum kendimi... Türkiye’deyken ne za-man birisi bana “Benim Belçika’da akrabalarım var” dese “Ne olur bu-nu bana söylemeyin. Biz sizleri, sizin bizi kucakladığınız gibi kucaklamıyoruz” derdim içimden... Onların  alelacele  bana ikram ettiği o sıcacık çayı içerken hüzünlenirdim.     Ama Belçikalılar böyle işte... Bizler daha içine kapanık insanlarız. Ben gittim ve  gördüm. Türk-leri tanıdım... Buradaki göçmen