Kader Arif - Avrupa Parlamentosu [ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ] AB'de nüfus



Kader Arif - Avrupa Parlamentosu [ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ] AB'de nüfus


Elçin Poyrazlar      Fabienne Higny'nin kim oldu-ğunu anlatmak için "bizden biri" ta-nımıyla başlamak doğru olur. O, "Türk dostu Avrupalı"dan öte, “bir parçasının Türk olduğunu” düşünen, hisseden ve bunu yaşayan bir Belçikalı.      1960 yılında, Ankara'da doğan Fabienne Higny, 15 yaşına kadar geçirdiği Türkiye deneyimini asla unutmamış. Anne ve babası, 1958 yılında, Devlet Konservatuvarı'nda çalışmak üzere Ankara'ya gelmiş-ler. Bu Liége'li genç, yeni evli çift, konservatuvarın getirdiği teklifi de-ğerlendirerek yepyeni bir yaşama yelken açmış.         Fabienne’in babası o zamanlar 29 yaşındaymış ve keman öğretmeni olarak işe başlamış. Anne ise 22 yaşında, piyanist olarak Ankara Konservatuvarı’nda, eşiyle birlikte çalışmaya girişmiş.     Çocukluğunda ilk evlerinin Ka-vaklıdere'de olduğunu hatırlayan Fabienne daha sonra Gaziosman-paşa'ya taşındıklarını, evde Fran-sızca, sokakta Türkçe konuştukla-rını anlatıyor. Türkçeyi nasıl öğren-diğini sorduğumuzda, "Bilmem, Fransızcayla aynı anda sanırım. Anadilim gibi öğrendim" diyor. Mükemmel bir Türkçesi ve çok hoş bir aksanı var. ANKARA’DA ÇOCUKLUK      Fabienne'nin çocukluğuna yö-nelik hatırladığı ilk şey bütün gün sokakta oynadıkları... "O kadar çok arkadaşımız vardı ki" diyor ve Tür-kiye'de kendini hiç "yabancı" gibi hissetmediğini, çevresinin ve arka-daşlarının da bunu kendisine hissettirmediğini söyleyerek,  geriye baktığında ne kadar mutlu bir çocukluk geçirdiğini gördüğünü anlatıyor. O günleri anarken gözlerinin parlamasından, hoş anıları olduğu anla-şılıyor.      Kızkardeşi Veronique ile Anka-ra'da bir Fransız okuluna devam et-mişler. Çoğunlukla diplomat çocuklarının gittiği bu okuldan çok az ar-kadaşları olduğunu söyleyen Fabi-enne, "Bizim asıl arkadaşlarımız sokakta oynadığımız Türk çocuklarıydı. Okuldan gelir gelmez kendi-mizi sokağa atardık" diyor.      Tatillerde geldikleri Belçika'da hiç de mutlu olmadıklarını hatırla-yan Fabienne, "Belçika’da kendi-mizi yabancı hissediyorduk. Türki-ye'ye her dönüşümüz bizim için bayramdı" diyor. Büyükannelerini ziyaret ettiklerinde öyle yabancı hissederlermiş ki kendilerini, bü-yükanneleri onları "Les Petites Turques" (Küçük Türkler)  diye ça-ğırırmış.     Türkiye'yi anne ve babasının da çok sevdiğini, arabayla uzun yolculuklar yaptıklarını anlatan Fabi-enne Belçika’ya geri dönmekten hiç memnun olmamış başlarda. "Hayallerim Türkiye'ye yönelikti" diyor ve ekliyor: "Bu normal çünkü Türkiye benim memleketimdi."    Türkiye'de yaşadığı dönem içinde kendini okulda, evde, sokakta "özgür" hissettiğini söyleyen Fabienne Higny, çocukluğuna dair oyunları tüm ayrıntılarıyla hatırlıyor. Futbol, beş taş ya da inşaatlarda saklambaç..     Babasının iş çevresinin çok seç-kin insanlardan oluştuğunu sezermiş. Türk sanat müziği ustalarından Ulvi Cemal Erkin, Necil Fazıl Akses, İlhan Baran'ı yakından tanıma fırsatı yakalamış. Babasının öğrencileriyle çok iyi anlaştıklarını da ekliyor.      Fabienne ve Veronique çocuk-ken bakıcıları Makbule teyzelerin-den yaramazlıkları yüzünden pek dayak yemişler ama "Yine de bize iyi baktı" diyor. Dayak olayını an-neleri öğrenince Makbule gitmiş, yerine çok tatlı genç bir hanım gelmiş: Şehriban. Bu genç hanımı kızlar çok sevmişler.           Yaşamının Türkiye’de geçen çocukluk dönemini hiç unutmayan, kendini sokaktaki Türk çocuklarından hiç farklı ve uzak görmeyen Fabienne bugün iki yetişkin çocuk annesi... Çocuklarının Türkiye'yi sevdiğini söylüyor, "Ancak, benim Türkiye'yle gönül bağımı pek anla-mıyorlar" diye ekliyor. Eşi Willy ise onun hayatının bu parçasını bilememekten, paylaşamamaktan dert-li, hatta hafif kıskanç.      Fabienne bugün kendini Belçi-ka’da "yabancı" gibi hissetmese de "farklı" hissettiğini söylüyo