Yöreler , Trabzon [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 .. ] Spor



Yöreler , Trabzon [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 .. ] Spor


akarken görürsünüz. Üzerine yer yer tahta köprüler kurulmuştur, piknik alanı olarak dü-zenlenmiş yerler iki yanındadır.           Manastıra iki yol çıkar, biri çok eskiden beri kullanılan patika yol (katır yolu); diğeri belli bir mesafeye kadar uzanan, Altındere'nın gürül gürül çağla-yanlar oluşturarak eşlik ettiği araba yoludur. Bu yolu tercih edenler arabayla tırmanıştan sonra kısa bir yürüyüşle manas-tıra çıkabilir.
     Karadeniz'in bu en ünlü manastırı 4. yüzyılda denizden 1300 metre yükseklikteki bir dağ gövdesinin içerisine Hıris-tiyanlığın ilk günlerinde gizli bir tapınak olarak yapılmıştır. Za-manla 17 metre yüksekliğinde, 40 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde, 72 odalı, odalarını İsa'nın, Meryem'in, havarilerin fresklerinin süslediği, Komnenos krallarının taç giydi-ği bir manastır halini alır.
Önemli din adamlarının ziyaretleriyle bazen çok ünlü bir dinî merkezi olur, bazen de sürgün ve hapis yeri... Manastıra hedi-ye edilen altın şamdanların, ceylan derili İncillerin, elyazması kitapların, İsa'nın çarmıhından bir parça taşıdığı öne sürülen haçın akıbeti de manastırın kuruluşunu anlatan efsanelere karışır. Bu değerli hediyelerin çoğu kaybolmuştur.      Sumela'nın anlamına gelin-ce… Melas kökünden gelen bu sözcük Yunanca siyah, karanlık demek. Ünlü bilim adamı Se-mavi Eyice de manastırda bulunan (şimdi Yunanistan'da) 'Si-yah Meryem' ikonası yüzünden manastırın bu adla anıldığını söylüyor. Dağın adı da buna izafeten Oros Melas'tır, (Kara-dağ). Yağmalanan ve yakılan manastırın bugün görülen freskleri 1740 yılında yapılan resto-rasyonun eseridir. Kültür Ba-kanlığı'nın restorasyonu ise on yılı aşkın sü      Üstteğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri teftiş ediyor, bir taraftan da onlarla laflıyordu. “Nerelisin?” gibi sorular soruyordu. Bir ara, saçının ortası sararmış gencecik bir asker gördü. Merakla sordu:
-Adın ne senin evladım? -Ali. -Nerelisin? -Tokat Zile’denim. -Peki evladım, bu kafanın hali ne? -Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım. -Neden? -Bilmiyorum komutanım.
-Peki, gidebilirsin Kınalı Ali...     O günden sonra herkes ona “Kınalı Ali” demeye başladı. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçti. Ama o, kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm silah arkadaşlarının sevgisini kazdı.      Kınalı Ali, bir gün ailesine mek-tup yazmak istedi ama okuma yazması yoktu. Arkadaşlarından yardım istedi ve birkaçı bir araya gelip yazmaya başladılar.      “Sevgili anne ve babacığım. Ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni merak etmeyin" diye başladı mektup... Kız kardeşini, kendinden bir küçük erkek kardeşini sordu, köyün ve köylülerinin burnunda tüttüğünü yazdırdı mektuba Kınalı Ali.      “Bizi ve memleketi merak etmeyin. Biz var oldukça düşman bir adım bile ilerleyemeyecek” dedi.      Oldukça uğraştılar. Gururla mektubu bitirdiler. Bunun ardından Kınalı Ali’nin aklına bir şey geldi. Kendinden küçük olan kardeşi de yakında askere gidecekti. Mektubun sonuna şu notu düştü:      "Anacığım, kafama kına yaktın, burada komutanlarım ve arkadaşlarım benimle hep dalga geçtiler. Sakın kardeşime de kına yakma. Ellerinden öperim.”     Aradan zaman geçti. İngilizler kati netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklendiler. Bu cepheyi savunan erler teker teker şehit düşmüşlerdi. Onlara takviye olarak giden yedek kuvvetler de yeterli olmamıştı, sayıları oldukça azalmıştı. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Çocuklar askere daha yeni gelmişlerdi. Onlar insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere henüz gitmemeliydiler.     Komutanların düşünceli halini gören ve durumun vehametini öğrenen Kınalı Ali ve arkadaşları Gelibolu’ya gitmek istediklerini söylediler. Yalvardılar. Komutan, zaten ihtiyaç ve emirlerle çaresiz, onları gönderdi.     Bu hırslı, bilinçli, vatan sevgisiyle dolu gidişe şahit olanlar, böyle bir olayın dünyanın başka bir yerinde yaşanmayacağını anlatmışlardır.    Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmadı, hepsi şehit oldu Gelibolu’da...      Aradan biraz zaman geçti. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabı geldi. Komutanlar, buruk ve gözleri dolu dolu, mektubu açıp okumaya karar verdiler.     Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesi’nde sergileniyor.     Önce babası yazıyor Kınalı Ali’nin, bilmiyor evladının şehit düştüğünü:    ‘Oğlum Ali, nasılsın? İyi misin? Gözlerinden öpe-rim. Selam ederim. Öküzü sattık. Paranın yarısını sana gönderiyoruz, öbür yarısını da cep-heye gidecek kardeşineayırdık. Şimdi tarlayı öküz olmadan sürüyorum ama çok zor olmuyor. Sen bizi merak etme, bizi düşünme...”     Baba, biraz da köyü ve akrabaları anlattıktan sonra, “Bak, ananın da sana diyeceği bir şey var” deyip kalemi anneye vermiş:    Ana yazmış:    " Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler... Kardeşime de kına yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle, seninle dalga geçmesinler. Bizde üç şeye kına yakılır: 1- Gelinlik kıza, gitsin ailesine, cocuklarına kurban olsun diye; 2- Kurbanlık koça, Allah’a kurban olsun diye; 3- Askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsunlar diye...     Gözlerinden öperim. Allah’a emanet ol yavrum...”