Yöreler
Zeynep Durak Yılmaz Trabzon Yarım kilo hamsi, ince
kıyılmış iki soğan, üç yumurta, beş yaprak pazı, taze nane, taze
maydanoz, tuz, karabiber, yarım su bardağı buğday, bir o kadar mısır
unu, bir su bardağı sıvı yağ… Soğanla doğ-ranmış otları karıştırın.
Kılçıkları ayıklanmış hamsilerin içini bu ka-rışımla doldurun. Un ve
yumurtaya bulayıp kızgın yağda pişirin. İşte Trabzon'un ünlü Hamsi Kuş
yeme-ğinin tarifi… Aynı zamanda şehri anlatan nefis bir karışım!
Hamsi, Karadeniz'i, yani mavi-yi; pazı, nane,
maydanoz zengin doğayı, yaylaları yani yeşili; buğday ve mısır unu
bereketi, zenginliği; kızgın yağın içinde oynayan hamsi-lerse ele avuca
sığmayan yöre insa-nını çağrıştırıyor. Tabii bu karışımın lezzetine
doyum olmuyor. Biz 365 yıl önce Trabzon'u
gezmiş, görmüş, ünlü seyyahımız Evliya Çelebi'ye kulak verelim.
Se-yahatnamesi'nde bakın neler yaz-mış:
"Karadeniz'in doğusunda körfez gibi bir deniz üzerinde kurulmuş, irem
bağına benzer süslü bir şehir-dir. Şehrin su ve havasının
güzelli-ğinden dağlarında şimşir, bağlarında servi ve Rum cevizi
ağaçları bu-lunur. Gariptir ki kıblesinde olan Erzurum dağları kış
kıyamet olduğu vakit, burada gül, reyhan ve erguvan açar. Kış olmaz,
gayet ılıktır. Halkı ahlâklı ve garip dostu insanlardır. Ama Çiço,
Çagata ve Lazki denilen halkı gayet inat olur. Gezgi Dağı da Trabzon'un
doğu tarafına düştüğünden halkına 'Gezgi Kavmi' denmiş, bu söz ağızdan
ağıza de-ğişmiş 'Lazki' olmuştur. Fatih Sul-tan Mehmet bu kaleyi
fethettiği za-man (1461) dört taraf denizlerden muhtelif ırka mensup
insanları Trabzon'a naklederek yerleştirmiş-tir. Halkının çoğu
Lazlardan meydana gelmiş vahşi kimselerdir. Ha-len hepsi yeniçeridirler
ki, anadan doğma asker oğlu askerdirler." TARİH
Şehrin tarihine göz atacak olursak… İyon kökenli Miletoslular, Ba-tı
Anadolu'dan sonra M.Ö. 7'nci yüzyılda Karadeniz'e de gelerek kı-yılarda
koloni kentleri kurmuşlar. Trabzon da, merkezi Sinop olan bu
kolonilerin arasında sayılmakta ve birçok araştırmacı, kentin ilk
kuruluşu olarak bu dönemi göstermektedir. Aynı yüzyılda Karadeniz
Böl-gesi, Kafkasya'dan gelen Kimmer-ler ile onların ardından İskitlerin
akınlarına uğramıştır. Sırasıyla Pers, Pontus, Roma, Bizans, Kom-nenos
devletlerinin hüküm sürdüğü Trabzon, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet
tarafından Osmanlı top-raklarına katılmıştır. 16'ncı yüzyılda merkezi
Batum olan Lazistan San-cağı ile birleştirilip eyalet yapılmış-tır.
Birinci Dünya Savaşı'nda Rusla-rın işgaline uğramış, 24 Şubat 1918'de
Yüzbaşı Kahraman Bey komutasındaki güçler tarafından geri alınmıştır.
Ulu Önder Atatürk, Cumhuri-yet döneminde
Trabzon'a üç kez gelmiştir. İlk geldiği 15 Eylül 1924 günü,
Trabzonlularca "Atatürk Gü-nü" olarak kabul edilir. ŞEHİR
TURU Bir şehir tu-runa ne
dersiniz?
Temelleri Bi-zans döneminde atılmış olan Trab-zon Kalesi, ku-zey-güney
doğrultusunda kenti iki-ye böler. Kenti kuşbakışı görmek isteyenler
için bu 300 metrelik yükseklik yeterlidir. Trabzon, sahilden Boztepe'ye
doğru kat kat yükselir, bu da taş evlerin sıralandığı dar so-kaklar,
sürekli inilip çıkılan dik merdivenler demektir... Arnavutkaldı-rımlı
sokaklar meydana çıkar; meydan, şehrin kalbidir. Halk burada buluşur;
çay bahçesinde çaylar içilir, yarenlik edilir.
Soğuksu sem-tinde, çam korusu içinde Ulu Önder'-in şehri ziyaretinde
konaklığı Atatürk Köşkü'nü, 750 yıllık Ayasofya Müzesi'ni ve çarşıya
gidip telkari işlerini gördükten, üzerinde mis gibi tere-yağın eridiği
ünlü Trabzon pidesinden tattıktan sonraki durağımız ün-lü Sumela
Manastırı… Büyük Li-man'ın karşısından minibüse atla-yıp Maçka'nın
taşlı yollarını tutuyo-ruz. Şehir merkezinden
Zigana Dağı girişine kadar giden yol yörenin en güzel yollarından
biridir. Burası ay-nı zamanda Gümüşhane'ye giden yoldur. Yemyeşil
dağlar kimi zaman sağınıza, kimi zaman solunuza dü-şer, ya da birden
karşınıza çıkıverir, şaşırtır sizi… Bahçelerine odun yı-ğılı evler,
küçük camiler geçilir yol boyunca... Asıl güzellik yoldan yu-karılara
doğru ayrılan dağ yollarındadır. Paparza, Kıranoba yaylalarına da
çıkılır buradan... Yayla şenlikleri mayıs ayının ilk pazar günü başlar,
ağustos sonuna kadar sürer.
Gezi listemize Uzungöl'ü ekle-yelim, bu doğa
harikası, yerli-yabancı turistle-rin başlıca durakla-rından
biridir.Tonyalı silahıyla, Oflu kurnazlığıyla, Sürmeneli bıçağıyla,
Maçkalı delidoluluğuyla tanınır. Ortak özellikleriyse her daim
neşelerini korumaları-dır. Daha önce Karadeniz ağzını duymamış bir
yabancı söylenenlerden tek kelime anlamasa da bu do-ğal neşeden pay
almak için katılır eğlenceye.
Dağlara sırtını vermiş Maçka, gelip geçilecek
yer değildir. Bir şey-ler öğrenmek için Maçkalı'yla yaşamalı,
deresinden kırmızı benekli alabalık tutmalı, onu köy tereyağında
pişirip yemeli, sonra da Maçka'-nın içinden ayrılan yolla manastırın
yolunu tutmalı. Milli Park sınırına girdiğinizde, Altındere'yi coşkun