Kedi
Kodu Osman yazıyor Ben
biliyordum Belçika'daki Türk toplumunun yazılarıma ilgi göstereceğini
ama bu kadar çok mektup, mesaj, telefon gelince bizim dergi ekibi pek
şaşırdı... İlginize teşekkürler. Daha ilk günden beni bu dergiden
kovmak veya kovdurtmak isteyenlere karşı güç kazandım.
Tebrik, teşekkür, iltifat mesajlarını bir kenara
bırakıyorum. İçeriğinde hiçbir belge ve kanıt bulunmayan ihbar ve
dedikodu mesajlarını da doğrusu pek ilginç bulmuyorum. Bunların yanı
sıra, bazı konularda çok fazla ve somut tepkiler, sorular, bilgiler
geliyor ki bunlar sayesinde hangi çatılarda gezinmem gerektiğini
görüyorum. Önce bir-iki mesaja yanıt vereyim:
Bir okuyucu soruyor: "Toplumun bazı acı
gerçeklerini saklıyorlar" demişsin. Neymiş bu "acı gerçekler", bir
örnek ver... Vereyim:
Belçika'daki Türk çocuklar arasında
Türkiye'nin bugün bir "padişah" tarafından yönetildiğini zannedenler
var! Aha size çok acı bir gerçek!
Geçen sayıda, Atatürk'e sevgi ve saygı
duyanlara "putperest" diyen bir cenaze levazıtmatçısından söz etmiş ve
Neyzen Tevfik'in bir şiirini aktarmıştım. Zeki Doğan isimli bir görevli
bu bölüm yüzünden bazıları tarafından hedef gösterildiğini, rahatsız
olduğunu, Atatürk'e yönelik bu tür eleştiri ve sözlerin kendisine ait
olmadığını bildirdi. Ata'ya ve Anadolu dergisine sevgi ve saygısını
anlattı. Not edelim de yanlış anlaşılma, hedef saptırılması olmasın.
Atatürk'e "put", Kemalistlere
"putperest" diyenler kendilerini bilirler, Türkiye Cumhuriyeti içinde
veya dışında onlara hiçbir gönülde yer olmadığının da farkındadırlar.
Neyzen Tevfik onları hedef alarak yazmış, boşuna hedef saptırmaya
kalkmasınlar. Bana gelen mektupların
yarısına yakını Din İşleri Müşavirliği ve Diyanet Vakfı ile ilgili ve
çok olumsuz şeyler... Ciddi rahatsızlık ve endişeler yansıtılıyor. Bazı
somut bilgi, belge ve açıklamalar, bu kurumların ya çok yanlış işler
yaptıklarını, ya da yapmaları gerekeni yapmadıklarını gösteriyor.
Hepsini not aldım, o çatılara gidiyorum. Yetkililerin yanıt vermeleri
gereken sorular var, bu yanıtları almadan konuya girmeyelim. Büyük
hatalar olduğu kesin de bunların kurumsal mı, bireysel mi olduğunu iyi
anlamak gerekiyor. Bireysel ise, pire için yorgan yakmak yerine,
meydanı boş bulmuş pirelerin belirlenmesi ve Ankara'nın uyarılması
yeterli olabilir. Okuyucularımızı çok
üzen ve endişelendiren en güncel konu, Belçika Parlamentosu'ndaki sözde
soykırım hikayeleri ve Ermeni diasporasının çabaları... Adamlar saman
altından su yürüterek Meclis'ten bir yasa tasarısı geçirdiler, şimdi
Senato'da da işi bitiriyorlar. Bu yasa çıkınca, "Ne soykırımı kardeşim?
Kanıt gösterin" dediğiniz anda 8 gün ila bir yıl hapis, 5.000 euro'ya
kadar para cezası istemiyle yargılanabileceksiniz. (Ben kediyim, beni
yargılayamazlar ama "Anadolu" dergisinin cesur ve "sorumlu" Yazı İşleri
Müdürü herhalde ilk hedeflerden olacak. Gelen tehditler bunu
gösteriyor.) Fazla merak etmeyin, bu yasa
geçse bile bir sürü açığı var.Üstelik Belçikalılar ikide birde yasa
iptal etmeye alışkınlar. Amerikalılardan dayak yiyip bunu yaptılar.
Terörist Fehriye Erdal bile bu ülkede yasa iptal ettirdi
! Bana soruyorsunuz: "Dışişleri uyuyor
mu?" Dışişleri'nin ünlü isimlerinden
Yalım Eralp der ki: "Diplomasimizin pek bayıldığı eski bir tabir
vardır: Teenni ile hareket etmek! Fiiliyatta bu kavramın hayata geçmesi
ise oturup beklemek olarak tecelli ediyor..."
Büyükelçilik çatısında dolaştım ve gördüm ki havlu atmış bir şekilde
oturup bekleyenler de var, gece gündüz çalışarak Belçikalılara yapmakta
oldukları hatayı anlatmaya çaba harcayanlar da…
Büyükelçi Erkan Gezer, bazı basın
mensuplarına yaptığı değerlendirmede oldukça umutsuz ve kötümser
mesajlar vermiş. Moral bozucu bir durum, çaresizlik havası… Bir gazete
haberine göre, aynı Büyükelçi, Türk toplumu bünyesinde birlik ve
beraberlik olmamasından üzüntü duyduğunu belirtip, "yetkililerce Türk
toplumuna verilen sözlerin tutulmamasının devlete güveni azalttığını"
ifade etmiş. Ben hiç sevmedim bu sözleri...
Doğrusu, bazı temsilcileri ve yetkilileri yorgun ve bezgin olsa da,
Türk Devleti’nin o kadar da güven ve itibar yitirdiğini hiç sanmıyorum
! Gerçekte, bu tür durumlarda "yetkili" ve
"etkili" olabilenler "siyasiler" veya "diplomatlar" değil, "sivil
toplum örgütleri"dir. Tabii bu örgütlerin başarılı olmaları için de
vatandaşların ve temsil ettikleri kesimlerin desteğine ihtiyaçları var.
"Anadolu" dergisi, arkasına onbinlerce okuyucuyu almış, medeni bir
şekilde tepkisini gösterdi ve de tepki hareketine öncülük etti.
Başbakan, hükümet üyeleri, tüm parlamenterler yazılı olarak uyarıldı.
Belçikalı siyasiler artık, "Aaa, farkında değildik" diyemezler. Güzelim
ilişkileri, toplumsal uyumu bozacak bir hata yaparlarsa, yarın oy
istemeye geldiklerinde Türk toplumundan çok ters yanıtlar alacaklardır.
Sayın Büyükelçi giderayak moralini bozmasın,
Belçika’daki Türkler o kadar da dağınık değiller. Elinizdeki dergi bile
bunun kanıtlarından biridir! Bu arada,
Büyükelçilik binasının çatısına çıkıp içeriye bir kulak verdiğiniz
zaman en derin sesssizliğin AB Daimi Temsilciliği'nde olduğunu
görüyorsunuz. Türkiye-AB ilişkileri "evlere
şenlik"… Basit bir örnek vereyim: Kıbrıs'ta
bazı "olumlu adımlar" atılıyormuş. Kuzey'den, (artık KKTC de demez oldu
bazıları) Güney'e bazı ticari malların geçişi serbest bırakılmış. "Aman
ne iyi" demeyin hemen… Malların geçişi serbest ama kamyonlar geçemiyor,
Rumlar buna izin vermiyor! Mallar geçebilir ama
malları taşıyan kamyonlar geçemez! Fıkra gibi…
Alay eder gibi… AB bu "gelişmeyi" Türklere
"olumlu adım" diye kakalamaya çalışıyor.
Sorduğunuzda, "Türkiye'nin AB konusunda önü açık"
diyorlar. Bana sorarsanız, Türkiye'nin AB
konusunda önü de, arkası da biraz fazla açık. Her türlü suistimal,
iğfal ve tecavüze hazır olanlar karşısında dikkatli olmak, ırz korumak
lazım… Türkiye ağzıyla kuş tutsa yaranamıyor.
Kıbrıs dosyası, sözde soykırım iddiaları, Kürtlere, Alevilere azınlık
yakıştırmaları, bayrak yakmalar, Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı
çıkmalar, teröristlere destek vermeler, toplumları kışkırtmalar…
Aman dikkat, bunların amacı Türkiye'yi "hadım
etmek".
Hadım edilmenin ne demek olduğunu da en iyi
ben bilirim!