AB'de nüfus [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Büyücü cinayeti



AB'de nüfus [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Büyücü cinayeti


Kedi Kodu Osman yazıyor         Ben biliyordum Belçika'daki Türk toplumunun yazılarıma ilgi göstereceğini ama bu kadar çok mektup, mesaj, telefon gelince bizim dergi ekibi pek şaşırdı... İlginize teşekkürler. Daha ilk günden beni bu dergiden kovmak veya kovdurtmak isteyenlere karşı güç kazandım.      Tebrik, teşekkür, iltifat mesajlarını bir kenara bırakıyorum. İçeriğinde hiçbir belge ve kanıt bulunmayan ihbar ve dedikodu mesajlarını da doğrusu pek ilginç bulmuyorum. Bunların yanı sıra, bazı konularda çok fazla ve somut tepkiler, sorular, bilgiler geliyor ki bunlar sayesinde hangi çatılarda gezinmem gerektiğini
görüyorum.      Önce bir-iki mesaja yanıt vereyim:      Bir okuyucu soruyor: "Toplumun bazı acı gerçeklerini saklıyorlar" demişsin. Neymiş bu "acı gerçekler", bir örnek ver...      Vereyim:
     Belçika'daki Türk çocuklar arasında Türkiye'nin bugün bir "padişah" tarafından yönetildiğini zannedenler var!      Aha size çok acı bir gerçek!      Geçen sayıda, Atatürk'e sevgi ve saygı duyanlara "putperest" diyen bir cenaze levazıtmatçısından söz etmiş ve Neyzen Tevfik'in bir şiirini aktarmıştım. Zeki Doğan isimli bir görevli bu bölüm yüzünden bazıları tarafından hedef gösterildiğini, rahatsız olduğunu, Atatürk'e yönelik bu tür eleştiri ve sözlerin kendisine ait olmadığını bildirdi. Ata'ya ve Anadolu dergisine sevgi ve saygısını anlattı. Not edelim de yanlış anlaşılma, hedef saptırılması olmasın.
      Atatürk'e "put", Kemalistlere "putperest" diyenler kendilerini bilirler, Türkiye Cumhuriyeti içinde veya dışında onlara hiçbir gönülde yer olmadığının da farkındadırlar. Neyzen Tevfik onları hedef alarak yazmış, boşuna hedef saptırmaya kalkmasınlar.      Bana gelen mektupların yarısına yakını Din İşleri Müşavirliği ve Diyanet Vakfı ile ilgili ve çok olumsuz şeyler... Ciddi rahatsızlık ve endişeler yansıtılıyor. Bazı somut bilgi, belge ve açıklamalar, bu kurumların ya çok yanlış işler yaptıklarını, ya da yapmaları gerekeni yapmadıklarını gösteriyor. Hepsini not aldım, o çatılara gidiyorum. Yetkililerin yanıt vermeleri gereken sorular var, bu yanıtları almadan konuya girmeyelim. Büyük hatalar olduğu kesin de bunların kurumsal mı, bireysel mi olduğunu iyi anlamak gerekiyor. Bireysel ise, pire için yorgan yakmak yerine, meydanı boş bulmuş pirelerin belirlenmesi ve Ankara'nın uyarılması yeterli olabilir.       Okuyucularımızı çok üzen ve endişelendiren en güncel konu, Belçika Parlamentosu'ndaki sözde soykırım hikayeleri ve Ermeni diasporasının çabaları... Adamlar saman altından su yürüterek Meclis'ten bir yasa tasarısı geçirdiler, şimdi Senato'da da işi bitiriyorlar. Bu yasa çıkınca, "Ne soykırımı kardeşim? Kanıt gösterin" dediğiniz anda 8 gün ila bir yıl hapis, 5.000 euro'ya kadar para cezası istemiyle yargılanabileceksiniz. (Ben kediyim, beni yargılayamazlar ama "Anadolu" dergisinin cesur ve "sorumlu" Yazı İşleri Müdürü herhalde ilk hedeflerden olacak. Gelen tehditler bunu gösteriyor.)      Fazla merak etmeyin, bu yasa geçse bile bir sürü açığı var.Üstelik Belçikalılar ikide birde yasa iptal etmeye alışkınlar. Amerikalılardan dayak yiyip bunu yaptılar. Terörist Fehriye Erdal bile bu ülkede yasa iptal ettirdi !     Bana soruyorsunuz: "Dışişleri uyuyor mu?"      Dışişleri'nin ünlü isimlerinden Yalım Eralp der ki: "Diplomasimizin pek bayıldığı eski bir tabir vardır: Teenni ile hareket etmek! Fiiliyatta bu kavramın hayata geçmesi ise oturup beklemek olarak tecelli ediyor..."     Büyükelçilik çatısında dolaştım ve gördüm ki havlu atmış bir şekilde oturup bekleyenler de var, gece gündüz çalışarak Belçikalılara yapmakta oldukları hatayı anlatmaya çaba harcayanlar da…       Büyükelçi Erkan Gezer, bazı basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede oldukça umutsuz ve kötümser mesajlar vermiş. Moral bozucu bir durum, çaresizlik havası… Bir gazete haberine göre, aynı Büyükelçi, Türk toplumu bünyesinde birlik ve beraberlik olmamasından üzüntü duyduğunu belirtip, "yetkililerce Türk toplumuna verilen sözlerin tutulmamasının devlete güveni azalttığını" ifade etmiş.      Ben hiç sevmedim bu sözleri... Doğrusu, bazı temsilcileri ve yetkilileri yorgun ve bezgin olsa da, Türk Devleti’nin o kadar da güven ve itibar yitirdiğini hiç sanmıyorum !     Gerçekte, bu tür durumlarda "yetkili" ve "etkili" olabilenler "siyasiler" veya "diplomatlar" değil, "sivil toplum örgütleri"dir. Tabii bu örgütlerin başarılı olmaları için de vatandaşların ve temsil ettikleri kesimlerin desteğine ihtiyaçları var. "Anadolu" dergisi, arkasına onbinlerce okuyucuyu almış, medeni bir şekilde tepkisini gösterdi ve de tepki hareketine öncülük etti. Başbakan, hükümet üyeleri, tüm parlamenterler yazılı olarak uyarıldı. Belçikalı siyasiler artık, "Aaa, farkında değildik" diyemezler. Güzelim ilişkileri, toplumsal uyumu bozacak bir hata yaparlarsa, yarın oy istemeye geldiklerinde Türk toplumundan çok ters yanıtlar alacaklardır.      Sayın Büyükelçi giderayak moralini bozmasın, Belçika’daki Türkler o kadar da dağınık değiller. Elinizdeki dergi bile bunun kanıtlarından biridir!     Bu arada, Büyükelçilik binasının çatısına çıkıp içeriye bir kulak verdiğiniz zaman en derin sesssizliğin AB Daimi Temsilciliği'nde olduğunu görüyorsunuz. Türkiye-AB ilişkileri "evlere şenlik"…     Basit bir örnek vereyim: Kıbrıs'ta bazı "olumlu adımlar" atılıyormuş. Kuzey'den, (artık KKTC de demez oldu bazıları) Güney'e bazı ticari malların geçişi serbest bırakılmış. "Aman ne iyi" demeyin hemen… Malların geçişi serbest ama kamyonlar geçemiyor, Rumlar buna izin vermiyor!     Mallar geçebilir ama malları taşıyan kamyonlar geçemez!     Fıkra gibi… Alay eder gibi…     AB bu "gelişmeyi" Türklere "olumlu adım" diye kakalamaya çalışıyor.     Sorduğunuzda, "Türkiye'nin AB konusunda önü açık" diyorlar.     Bana sorarsanız, Türkiye'nin AB konusunda önü de, arkası da biraz fazla açık. Her türlü suistimal, iğfal ve tecavüze hazır olanlar karşısında dikkatli olmak, ırz korumak lazım…      Türkiye ağzıyla kuş tutsa yaranamıyor. Kıbrıs dosyası, sözde soykırım iddiaları, Kürtlere, Alevilere azınlık yakıştırmaları, bayrak yakmalar, Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı çıkmalar, teröristlere destek vermeler, toplumları kışkırtmalar…      Aman dikkat, bunların amacı Türkiye'yi "hadım etmek".
     Hadım edilmenin ne demek olduğunu da en iyi ben bilirim!