PDF versiyonu: Anadolu Dergisi Nisan 2005 Sayı : 29

Çocuklara daha fazla önem... [ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ] Prof. Luc Cieters Türk madencileri anlatıyor



Çocuklara daha fazla önem... [ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ] Prof. Luc Cieters Türk madencileri anlatıyor


Sofie Brutsaert      “Genç yaşlarımdan beri daha sosyal bir toplum için mücadele verdim.  Limburg'daki gençlik örgütleri bünyesinde çok faaldim. 1975'te, Beringen maden ocakla-rında çalışma kararımı da bu çerçe-vede verdim. O zamanlar ocaklarda çalışma koşulları çok özeldi. İşe başlamamdan hemen sonra, bir Türk arkadaşımın iş sırasında ölü-münden kaynaklanan ciddi bir sos-yal kriz başladı. Şükrü isimli bu ar-kadaşımız kendisini hiç iyi hissetmi-yordu ama iş doktoru onun çalışmaması için bir neden olmadığını söylemişti.”     Limburg XIOS Hogeschool'da iş hukuku profesörü olan Luc Cieters bunları anlatıyor, daha dün gibi anımsayarak… Gençlik döneminde maden ocaklarında çalışma kararı tüm hayatının akışını değiş-tirmiş, Türkiye ve Türkleri onun günlük yaşamının bir parçası haline getirmiş. Anlattığı ölüm olayı, başta Türkler olmak üzere tüm emekçile-ri kızdırmış. Zamanın doktorlarının bu tavrı, şiddetli bir grev hareketi-nin başlamasına neden olmuş:     “Sorunun temelinde bir iletişim eksikliği olduğunu hemen anladım. Kısa sürede Türklerin güvendiği bir adam oldum çünkü onların sorunlarını yönetime aktarmaya çalışan nadir Flamanlardan biriydim.”     Beringen'da başlayan grev ha-reketi ülke geneline yayılmış. Çö-züm arayışları için müzakerelere girişilince, genç maden işçisi Luc, o güne kadar varlığını bilmediği yeni simaları sahnede görmüş: Sendika-cılar… O dönemde Luc ve Türk ar-kadaşları hiçbir sosyal güvence ol-madan çalışırlarmış, pek çok işçi çeşitli bahanelerle işten çıkarılıveri-lirmiş.     Luc, bir durum değerlendirmesi yaptıktan sonra, daha sistemli bir çerçevede sosyal faaliyetlerini sür-dürmenin doğru olacağını düşünmüş ve uzun yıllar başarılı bir sen-dika temsilcisi olarak hizmet vermiş. Hep en ağır işleri üstlenen Türklerle birlikte ocaklara inip ça-lışmayı durdurmamış.  Farklı gruplar     “Genelde Türklerden homojen bir grup gibi söz etme eğilimi var, oysa öyle değildi” diyen Luc devam ediyor:     "Geldikleri bölgelere, memle-ketlerine göre gruplar oluştururlar-dı. Siyasi fikirlerine göre de arala-rında çizgiler bulunduğunu fark et-tim. Aralarında, 1972 darbesinden sonra Türkiye'den gelen Kürtler ve zamanın solcuları da vardı. Bu so-nunculara “profesörler” deniyordu. Maden ocaklarının ağır işlerine alış-kın olmayan entelektüellerdi on-lar… Çoğunluğu Fransa veya Al-manya'dan Belçika'ya geçmişti…"     70'li yıllarda, petrol krizi nede-niyle kömür önemli bir enerji kaynağı idi ve Belçika üretime devam ediyor, yabancı işgücüne açık kalı-yordu. Pek çok Türk için bu, Batı Avrupa'ya yasal yollardan yerleşmenin tek yoluydu. 60'lı yıllarda gelenlerin çoğunluğu ise kırsal alandan, tarım sektöründen ayrılıp göç etmişlerdi:
    “Daha sonra bu farklı gruplar arasında mesafe arttı. 80'li yıllarda dini duygu ve davranışların yoğunlaştığını gördüm. Siyasi eğilimliler sakal uzatıp siyasetten uzaklaştılar.”     Luc o iş arkadaşlarını ve o günleri anarken şunları anlatıyor:    “Hepsi gerçek emekçilerdi ! O ağır iş koşullarına rağmen güleryüz-lü insanlardı. İş günün en keyifli anlarından biri, eşlerinin hazırladığı leziz sefertası yemeklerini paylaştı-ğımız zamanlardı. Türkler, basit yağlı-peynirli sandviçlerini yiyen Flamanlara acırlardı ! Eşlerinin ha-zırladığı o güzel yemekleri bizimle paylaşırlardı. Zaten işe yeni giren her madenciye bir acı biber şakası yapmak adet haline gelmişti…”    O günleri hatırladıkça, bugün toplumlar arasında ilişkilerin gergin bir hale gelmesine anlam vereme-diğini söylüyor Luc, “Madende he-pimiz simsiyahtık. Benim en sev-diğim sloganlardan biri buydu zaten ve gerçeği yansıtıyordu” diyor. Ona göre, basit olayları büyütüp top-lumlar arasında gerginliği tırmandı-ranlar, politikacılar… Örneğin, Be-ringen'de Belediye Başkanı'nın uyguladığı politika yüzünden sorunlar yaşandığını, bu yaklaşımın birlikte yaşamayı zorlaştırdığını düşü-nüyor. Başörtüsü kısıtlamasını ve bir futbol kulübüne yönelik yasaklama kararını bu politikaya örnek gösteriyor.“Kara altın”dan “Türk güneşi”ne     1977'de, Luc Türkiye'ye ilk yolculuğunu, “iş arkadaşlarının köklerinin bulunduğu memleketleri keş-fetmek için” yapmış. Elindeki adres defterinde, o zamanlar Beringen'de çalışan Türklerin bir kısmının geldi-ği Göreme de varmış:      "O zamanlar küçük bir köy gibi olan Kayseri'yi gördüm; Eskişehir, Ürgüp, Göreme, Erzurum, Adana’-ya gittim. Bu yolculuk Türk arka-daşlarımı daha iyi anlamamı sağla-dı. Memleketlerinden dönüşlerinde bazen neden geciktiklerini de anla-dım. Yaşam, yolculuk koşulları çok düzenli değildi. Dönüşlerinde gecikmeye özür olarak anlattıkları gerek-çeler doğru şeylerdi."     Fazla kar yağması, aile içinde bir vefat olayı, bir çok sorun… Ba-zen, Türkiye'nin güzel güneşini bı-rakıp, o ağır iş koşullarında maden ocaklarının karanlığına gömülmek için de cesaret gerekiyordu.     O zamanlar işçilerin konut ve lojman koşulları da iyi değildi. İlk gelenler, İkinci Dünya Savaşı'nda tutuklananların hapis edildiği bara-kalara yerleştirilmişti. Zamanla işçilerin eşleri yavaş yavaş gelmeye başladı ve Türkler kent içinde ko-nutlara geçtiler. Türklere ev satın alabilmeleri için ipotek kredisi uzun bir süreç sonunda verilmeye başlandı.      O dönemlerden bu yana Türk-ler Luc'ün yaşamının bir parçası ol-muş. Bir Türk aileyle iyice kaynaş-mış, çok yakın dostluk kurmuş. Ço-cukları, o ailenin çocuklarıyla yakın arkadaşlık kurmuşlar. Söz konusu ailenin anne ve babası ölünce bü-yük acı yaşamış. O ailenin kızı Luc'ün ailesinin yanına yerleşmek istemiş, kabul etmiş. Böylece iki kıza “babalık” yapan Luc, geçen yıl çok duygusal anlar yaşamış. Kendi kızı bir Türkle, evinde evlat bildiği Türk ailenin kızı ise bir Belçikalıyla evlenmiş.udumuz gençler     Damadı sayesinde bugünün Türk gençleriyle karşılaştığını, top-lumda giderek etkin bir yer bulan çok yetenekli yeni bir nesille tanış-tığını belirten Luc, damadıyla da gurur duyuyor:     "Burak Ankara'da üniversiteyi bitirdikten sonra uzmanlaşmak amacıyla buraya geldi. Türkiye'de de yaygın olan şeker hastalığı konusunda araştırmalar yapıyor.