ve
temiz sınıflar temin etmiş durumdalar ancak gördüğü-müz
dershanelerin çoğunluğunun “albenisi” yok. Öğretmenlerin çalışma
koşulları sağ-lıklı gözükmüyor. Çocuklar için daha fazla ders cihazı,
ki-tap, bilgisayar ve oyuncak ge-rekiyor. Dersleri cazip hale
ge-tirmenin yollarının aranması ihtiyacı var.
Ziyaret ettiğimiz sınıflarda güleryüzlü ve mutlu çocuklar
çoğunluktaydı. Birçoğu kendini sorgulayacak yetenekte ve hayal gücünü
kullanmaya ha-zır ancak “işlenmemiş demir” gibi olanlar da çok fazla...
İlgi ve bilgiye açıklar. Koşullar ne olursa
olsun, Belçika’nın hemen her bölge-sinde Türk çocuklara, devletin ve
derneklerin çabalarıyla su-nulan eğitim olanakları büyük yarar
getiriyor ve bunları de-ğerlendirmek gerekiyor. Ço-cuklar sadece
öğrenmekle kal-mıyorlar, birbirleriyle kaynaşı-yor, dil ve kültür
farklılıklarını daha iyi kavrayıp bunu bir “kompleks” değil, “avantaj”
olarak görme yeteneği kazanı-yorlar.
Derneklere, öğretmenlere, sosyal hizmet verenlere de so-rular
yönelttik. Müzik, folklor, dans, bilgisayar kursları gibi yararlı ve
çocukları heyecanlandıran birçok güzel faaliyet var. Bunları
gerçekleştirenlerin hemen hepsi gönüllü, istekli, çocukları ve gençleri
seven, onlar için çalışan insanlar. “Çocuklara daha fazla ilgi ve özen
gerekiyor” diyorlar. Bu çağrı sadece ilgisiz velilere de-ğil... Bu tür
faaliyetlerin yapıl-dığı yerlere hiç uğramayan iş-adamlarına,
işkadınlarına, dev-let yetkililerine, Türklere ve Belçikalılara...
“Gelin, görün, anlayın, destek olun...” Bu
dersleri izleyerek biz de dersler aldık: “Anadolu” dergi-sinin çocuklar
ve gençler tara-fından nasıl bir ilgi ve sevgiyle izlendiğini görmek
bizi biraz da endişelendirdi. Türkçe yayın yok piyasada... Birkaç
“çocuk sayfası” ve birkaç yazı, haftalarca okunup yıpranmış sayfalar
halin-de çocukların ellerinde!.. Yazdık-larımıza, gösterdiklerimize çok
dikkat etmek durumundayız. “Anadolu” ekibi, en kısa zamanda, “çocuk
özel sayısı” çıkarmalı, bunu gelenek haline getirip mümkün olduğunca
sıklaştırmalı ve bu çocuklara Atatürk’ü, Cum-huriyet’i, Türkiye’yi,
Belçika’yı, anlayacakları dille anlatmalı.
Bunu da başarırız! Bu yazıyı,
Charleroi bölgesi öğretmenlerinden Metehan Ge-dik, Mehmet Orhunlu,
Necmi Bayrak, Hülya Türel ve Rukiye Birkan’ın imzasıyla bize iletilen
bir “çağrı” ile noktalıyoruz: “Bilindiği gibi
Türk okuluna devam etmek bir gönül ve bağ-lılık işidir. Gönlünde vatan
özlemi, hasreti ve sevgisi taşıyan, ül-ke ve milletimizin değerlerine,
gelenek ve göreneklerine bağlı olan ailelerde her zaman Türk okulları
ve öğretmenlerin verdiği hizmetlere ilginin olduğu görül-müştür. Türkçe
ve Türk kültürü öğretimi için bölgemizde ulaşılan öğrenci sayısı ne
yazık ki yeterli değildir. Charleroi Bölgesi'nde hemen hemen her
yerleşim ye-rine yakın bir Türk okulu bulmak mümkündür. Ancak, uzaklık,
zamansızlık ve araç yokluğu gibi veliler tarafından dile getirilen Türk
okuluna getirmeme sebepleri inanıyoruz ki en asgari dü-zeydedir.
Geriye tek bir neden kalıyor, ne üzücüdür ki, ilgisizlik! Bölge
öğretmenleri olarak bizler bu üzücü nedeni ortadan kaldırmak arzusuyla
gerek öğrencilere, ge-rekse vatandaşlarımıza yönelik sosyal ve kültürel
etkinliklere ağırlık veriyoruz. Ayrıca, bölge derneklerimizin
etkinliklerine ak-tif görevlerle destek oluyoruz. Ailelere en büyük
tavsiyemiz, bu ülkenin rahat yaşam şartlarından dolayı kapıldıkları
rehavetten ay-rılıp, biraz olsun gözlerini ovuşturarak çevrelerine
bakmaları, ken-di çocuklarının gelecekteki kimlikleri hakkında
düşünmeleri-dir.”