Anne
Nuran Özcan, "Kabullen-mek çok zor oldu" diyor ve
ekliyor: "Hep, "nasıl düzelebilir" diye
uğraşıyoruz. Tedavi yöntemlerini deniyoruz. Türkiye'ye gitmek bizler
için çok zor oluyor. Bu çocuklar için tuvalet bile bulamıyoruz,
sakatları hiç düşünmüyorlar. Kaldırımlar çok yüksek, asansörlere
binemiyorlar. Nasıl tatile gidebiliriz ki? Bu sorunları keşke
Türkiye'ye iletebil-seniz."q q q Belçika'da
doğan Tülay Kara-bayır 18 yaşında. Adapazarı'ndan gelen 4 çocuklu bir
ailenin en kü-çüğü... Aile, Tülay bir yaşındayken Türkiye'ye kesin
dönüş yapmış. Çocuk 7 yaşına geldiğinde birden hastalanmış ve tedavi
için tekrar Belçika'ya dönmüşler.
Karşılaştığımız engelliler arasında fiziki durumu en iyi olan Tü-lay...
Tutunarak yürüyebiliyor: "Doktorlar zehirlenme
olabilir dediler ama pek sanmıyorum. Tür-kiye'de 1,5 sene tedavi gördüm
ve Belçika'ya geldik. Burada da altı ayda bir doktora gidiyorum. İlaç
kullanıyorum. Okula gidiyorum. Bu sene bırakmayı düşündüm ama
bırakırsam evde oturacağım, canım sıkılır diye devam etmeye karar
verdim." Anne Neziha Karabayır
anlatı-yor: "7 yaşındayken karnının ağrı-dığını
söylüyordu. Üşüttü sandık, ilaç verdiler. Bir ay içinde yürüyemez oldu.
Ondan sonra hayatımız koşturmayla geçti. Buralara da te-davi için
geldik. İyileşti ama bizim için yürümeye başlamadıkça iyileş-miş
sayılmıyor. İyileşince dönecektik, hâlâ buralardayız. İlaç veriyorlar,
gittikçe de dozu arttırdılar. Bel-çika'nın imkanları iyi diye geldik,
yoksa biz Türkiye'de kalmak isti-yorduk. Burada maaş da bağlayacaklar,
sosyal hakları var. Türkiye'de bunlar olamazdı. Bu durumdakilere
gerektiğinde yardımcı kadın da yollu-yorlar. Bizden sonrasında burada
daha güvende olur." Sosyal faaliyetlere fazla
katılamayan Tülay, "Bazen kız arkadaşlarımla sinemaya gidebiliyorum"
diyor. Annesi ekliyor: "Spora falan gitmesi için babasının götürmesi
ge-rekiyor. Onun da her zaman vakti olmuyor. Okul götürürse gi-diyor.
Sinemaya da kız arkadaşlar-la gidebilir, bizde
böyle.." Ya evlilik projesi var mı? Tülay bu
soruda sadece gülümsüyor. An-nesi, "Bakarsın düzelir, belli olmaz. Şu
durumda düşünmeyebilir. Keşke düzelse" diyor.
Genç kıza soruyoruz, "Bu du-rumdaki ailelere neler öneriyorsun?"
diye... "Sıkmasınlar çocuklarını" diyor, alçak
sesle... Anne de konuşuyor, gizli bir
hüzünle: "Ben anlıyorum sıkıldığını ama
her yere serbest bırakamayız ki..."q q q
Mustafa Kör 29 yaşında... Te-kerlekli sandalyede ama biz onu bir
"yazar" olarak tanımaya gittik. Konya doğumlu genç, 6 kardeşin en
küçüğü... Aile, maden ocakları-nın kapanması üzerine Karaman'a dönmüş.
Mustafa ilkokulu bitirince, Belçika'da tahsile devam etmesi için
ağabeyinin yanına, geri göndermişler.
Anlatıyor: "Ağabeyim ve yengemin yanında kalıp
okula gidiyordum. Onlar benim için ana-baba gibi olmuşlar-dı. Koleji
bitirdiğim yıl, babam, dostum, sırdaşım ağabeyimin intiharı bende şok
etkisi yaptı. Yüksek okula gitmek istemedim, toparlanamadım, serseri
mayın gibi sürüklendim bir süre... Bir-iki yıl sonra, böyle
gitmeyeceğini fark ettim. Ağabeyimin döner-yiyecek işini ele aldım.
Ticareti ve sosyal faaliyetleri birlikte yürütüyordum. Dört yıl böy-le
gitti, çok çalışıyor, iyi kazanıyordum."
Ve bir gece, işten yorgun dönerken dalıp gitmiş direksiyonda Mustafa...
Kaza olmuş:"Bir gece ön-ce çok çalış-mış, çok az uyumuştum. Uykusuz
araba kullanmanın bedelini ödüyorum şimdi... O kazadan sağ çıkmama
şaşırdılar zaten... Artık yürüyemeyeceğimi, sakat yaşayacağımı
öğrendim, dört gün komada kaldıktan sonra..."
20-30 kilo kaybetmiş Mustafa, kazadan sonra... Hollanda'da uzun ve
zorlu bir tedavi dönemini aşmış. "Kabullenme çabaları kolay olmadı"
diyor, "Hayata yerden bir metre mesafeden bakmak, koşamamak, top
oynayamamak, tekerlekli bir sandalyeye bağımlı
kalmak..." Ama "medeni" ülkelerde yaşamanın
avantajları da var. Mustafa, Hollanda'da yeni bir tedavi döneminde,
geleceğe yönelik planlar ya-pıp kendi kendini sorgulamaya baş-lıyor.
Orada yapılan araştırmalarda, edebi yetenekleri keşfediliyor. Daha çok
okumaya, öğrenmeye yöneli-yor. Küçük hikayeler, şiirler yazıyor. Bir
yarışmaya katılıyor ve eseri seçilenler arasına giriyor.
"Yaşamın güzelliğini ve duyguları kalemle ifade
etmeyi öğrenen" genç adam, Hollanda'da, göçmenler arasında açılan
hikaye yarışma-sında da ödül alınca ve eseri bası-lınca işin keyfine
iyice varıyor ve yazmaya devam ediyor:
"Hikayemi basan yayınevinden beni aradılar ve bir
anlaşmayla ken-dilerine bağlanmamı önerdiler. Üzerinde bir yıldır
çalıştığım roma-nı onlara gösterdim, beğendiler.”
Mustafa'nın tamamlamak üzere olduğu, "Kuzular"
isimli kitabı önce Hollanda ve Belçika'da yayımlana-cak, sonra Türkçe
ve Almanca'ya çevrilecek. Heyecan dorukta. Genç yazar, Avrupa edebiyat
dünyasına koşar adımlarla giriyor ve eserle-riyle sadece kendisini
değil, pek çok okuyucuyu hayata bağlıyor."Yürüyemiyorum ama yüreğimle
uçuyorum" diyor. Yüzüyor, dans ediyor, araba kullanıyor... Baba
olamamak sorun değil, bütün çocukları seviyor. Derneklerde yoğun
çalışmalarıyla kendini sevdiriyor.