Belçika'da
büyük imkânlar var, çok şanslıyız. Her soruna çözüm var bu ülkede...
Örneğin, gerektiğinde özel taksiyi çağırıyoruz, çok uygun fiyatlara
geliyorlar. Özel araba al-dık, devlet taşıtın içindeki mekanizmaları
ödüyor." "İnsanlar bazen acımasız
olabiliyorlar" diyor abla Filiz, "Sokakta öyle acaip bakanlar oluyor
ki..." "Ben doğurmadım ama kendimi anne gibi
hissediyorum. Bir yere giderken Enes'i yanıma almazsam suçluluk
duyuyorum. O da hep eğ-lensin istiyorum. Enes de bana çok düşkün. 4
sene önce evlendim ve çok zorluk çekiyorum. Enes'ten uzak olamıyorum.
Şimdi kendimize ev yaptırıyoruz ve Enes'e göre özel oda hazırlatıyoruz.
Haftasonları bi-ze gelecek ve kalacak, kendi yata-ğında...."
Filiz, hemşirelik mesleğini
seç-miş: "İnsanlara sevgi vermek, onları
anlamak ve yardım etmek beni çok mutlu kılıyor. Eskiden hemşire ol-mayı
düşünmemiştim ama sanki kader veya yaşadıklarım beni bu mesleğe
yönlendirdi." Konuşmasının bu aşamasında
duraksayan, boğazı düğümlenen ve gözleri dolan genç kadın süratle
toparlanıp devam etti: "Ailelere psikolojik
tedaviden de çekinmemelerini öneriyorum. Yardım istemekten, almaktan
çe-kinmesinler, annem bu yardım sa-yesinde depresyonu atlattı. Engelli
çocukların ana babaları unutmasınlar ki çocuklarının onlara ihtiyacı
var. Kendilerine iyi bakmalılar. Her zaman güçlü olmak zorundalar."
Anne, baba, kardeşler el ele verince Enes de
gülümsüyor. Hafta-da iki kez spora gidiyor, ata bini-yor, basket
oynuyor, yüzmede ma-dalyaları var. Güler
Zevne itiraf ediyor: "Aslında, çocuklarımızla
bera-ber dar bir dünyada ve onlara en-deksli yaşıyoruz. Enes doğduktan
sonra yeni ev yaptırdık, ona göre... Kapılar, girişler geniş...
Gelecekle ilgili tek umudum ve beklentim, elimin ayağımın tutması...
Bizler-den sonra da, eğer kardeşleri bakamazsa, bakım evine gider... Bu
ülkede bütün olanaklar çok güzel, biz öldükten sonra da devletin
verdiği imkanlar sayesinde oğluma bakılır. Bizim en büyük başarımız
Enes'i topluma sokmak, onu topluma kazandırmak oldu. Bazı aileleri
görüyorum, en-gelli çocuklarından utanıyorlar, biz ise Enes'le gurur
duyuyoruz. Diğer ailelere de örnek olmaya çalışıyo-ruz. Bu durumda olan
kaç Türk aile var bilemiyoruz çünkü bizim gibi toplum içine karışan
aile sayısı çok sınırlı. Eve kapanıyorlar, bu olay bizim toplumda hâlâ
tabu..." "Çevresinde özürlüler olanlara bir şey
söylemek istiyorum" diyor Zevne: "Bu çocuklara
gözleriniz gibi bakın, onlar bizim canlarımız. Ben bütün özürlü
çocukları evladım gibi seviyorum. Türk özürlülerin aileleri toplu
olarak ve Türkçe terapi gör-meli. Deneyimlerden yararlanmak, bunları
paylaşmak çok önemli. Bir tarafın ağlarken, diğer tara-fın gülmek
zorunda ve bunu taşımak hiç de kolay değil..."q q
q Ömer Özcan 10 yaşında. De-nizlili
Nuran-Fahrettin Özcan çifti-nin küçük oğulları... Ağabeyi Halil
İbrahim de 16 yaşında... Anne
Nuran Özcan anlatıyor: "Bir doktor hatası...
Ömer beş buçuk aylık doğdu. Bana iğne yaptılar ve doğuma aldılar.
Sonradan konuştuğumuz doktorlar iğne yapılmasaydı çocuk anne karnında
daha fazla tutulabilirdi dediler. O doktoru bir daha bulamadık.
Hastaneden bize 'böyle biri yok' dediler." Baba
konuşuyor: "Ömer 10 aylıktı. Benim o za-man
lokantam vardı. Yemek ye-meye müşteriler gelmişti ve yanla-rında bir
bebek vardı. Bebek çok hareketliydi, yaşını sordum, 6 aylık olduğunu
söylediler. O zaman anlamaya başladım. Oysa sürekli çocuk doktoruna
gidiyorduk ama bize hiç-bir şey söylemiyorlardı. Doktora gi-dip
sorunca, "Evet, sen şimdi çift çocuk parası alacaksın' dediler ve o
zaman doktorların durumu bildikle-rini anladık. Sanıyorum doğum
es-nasında doktor hatası oldu ve bunu bizden sakladılar. Ancak kendiniz
araştırma yaparsanız öğrenebiliyorsunuz, kimse size bir şey söylemi-yor
burada. '7 yaşına kadar bekle-yin size çocuğun durumuyla ilgili bilgi
vereceğiz' dediler. Çocuk 10 yaşına geldi hâlâ bir cevap
alama-dık." Fahrettin Özcan, çocuğun
en-gelli olduğunu öğrendikten sonra yaşamın değiştiğini anlatıyor:
"Sosyal hayatınız tamamen de-ğişiyor.
İnsansınız elbette, yiyip içi-yorsunuz, dışarda gülüyorsunuz ama içiniz
eğlenmiyor, içiniz artık gülmüyor. Zor, çok zor.. Her za-man, bir şey
yapmadan önce ço-cuğu düşünmek zorundasınız. On projenin sadece birini
gerçekleştirebilirsiniz. Evimizi tamamen Ömer'e göre düzenledik. Ev tek
katlı ve dı-şarda da her yeri taş döşettim. Al-lahtan işlerim iyi...
Devlet yardımcı oluyor elbette. Okula yakın ev bu-labilmek için üç sene
aradık." Halil İbrahim de, kardeşi Ömer'in her
şeyiyle ilgileniyor, birbirlerinden hiç ayrılmıyorlar.