Engellilere engel olmamak [ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ] Engellilere engel olmamak



Engellilere engel olmamak [ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ] Engellilere engel olmamak


Belçika'da büyük imkânlar var, çok şanslıyız. Her soruna çözüm var bu ülkede... Örneğin, gerektiğinde özel taksiyi çağırıyoruz, çok uygun fiyatlara geliyorlar. Özel araba al-dık, devlet taşıtın içindeki mekanizmaları ödüyor."     "İnsanlar bazen acımasız olabiliyorlar" diyor abla Filiz, "Sokakta öyle acaip bakanlar oluyor ki..."     "Ben doğurmadım ama kendimi anne gibi hissediyorum. Bir yere giderken Enes'i yanıma almazsam suçluluk duyuyorum. O da hep eğ-lensin istiyorum. Enes de bana çok düşkün. 4 sene önce evlendim ve çok zorluk çekiyorum. Enes'ten uzak olamıyorum. Şimdi kendimize ev yaptırıyoruz ve Enes'e göre özel oda hazırlatıyoruz. Haftasonları bi-ze gelecek ve kalacak, kendi yata-ğında...."      Filiz, hemşirelik mesleğini seç-miş:     "İnsanlara sevgi vermek, onları anlamak ve yardım etmek beni çok mutlu kılıyor. Eskiden hemşire ol-mayı düşünmemiştim ama sanki kader veya yaşadıklarım beni bu mesleğe yönlendirdi."     Konuşmasının bu aşamasında duraksayan, boğazı düğümlenen ve gözleri dolan genç kadın süratle toparlanıp devam etti:     "Ailelere psikolojik tedaviden de çekinmemelerini öneriyorum. Yardım istemekten, almaktan çe-kinmesinler, annem bu yardım sa-yesinde depresyonu atlattı. Engelli çocukların ana babaları unutmasınlar ki çocuklarının onlara ihtiyacı var. Kendilerine iyi bakmalılar. Her zaman güçlü olmak zorundalar."      Anne, baba, kardeşler el ele verince Enes de gülümsüyor. Hafta-da iki kez spora gidiyor, ata bini-yor, basket oynuyor, yüzmede ma-dalyaları var.       Güler Zevne itiraf ediyor:     "Aslında, çocuklarımızla bera-ber dar bir dünyada ve onlara en-deksli yaşıyoruz. Enes doğduktan sonra yeni ev yaptırdık, ona göre... Kapılar, girişler geniş... Gelecekle ilgili tek umudum ve beklentim, elimin ayağımın tutması... Bizler-den sonra da, eğer kardeşleri bakamazsa, bakım evine gider... Bu ülkede bütün olanaklar çok güzel, biz öldükten sonra da devletin verdiği imkanlar sayesinde oğluma bakılır. Bizim en büyük başarımız Enes'i topluma sokmak, onu topluma kazandırmak oldu. Bazı aileleri görüyorum, en-gelli çocuklarından utanıyorlar, biz ise Enes'le gurur duyuyoruz. Diğer ailelere de örnek olmaya çalışıyo-ruz. Bu durumda olan kaç Türk aile var bilemiyoruz çünkü bizim gibi toplum içine karışan aile sayısı çok sınırlı. Eve kapanıyorlar, bu olay bizim toplumda hâlâ tabu..."    "Çevresinde özürlüler olanlara bir şey söylemek istiyorum" diyor Zevne:      "Bu çocuklara gözleriniz gibi bakın, onlar bizim canlarımız. Ben bütün özürlü çocukları evladım gibi seviyorum. Türk özürlülerin aileleri toplu olarak ve Türkçe terapi gör-meli. Deneyimlerden yararlanmak, bunları paylaşmak çok önemli. Bir tarafın ağlarken, diğer tara-fın gülmek zorunda ve bunu taşımak hiç de kolay değil..."q q q     Ömer Özcan 10 yaşında. De-nizlili Nuran-Fahrettin Özcan çifti-nin küçük oğulları... Ağabeyi Halil İbrahim  de 16 yaşında...       Anne Nuran Özcan anlatıyor:     "Bir doktor hatası... Ömer beş buçuk aylık doğdu. Bana iğne yaptılar ve doğuma aldılar. Sonradan konuştuğumuz doktorlar iğne yapılmasaydı çocuk anne karnında daha fazla tutulabilirdi dediler. O doktoru bir daha bulamadık. Hastaneden bize 'böyle biri yok' dediler."    Baba konuşuyor:     "Ömer 10 aylıktı. Benim o za-man lokantam vardı. Yemek ye-meye müşteriler gelmişti ve yanla-rında bir bebek vardı. Bebek çok hareketliydi, yaşını sordum, 6 aylık olduğunu söylediler. O zaman anlamaya başladım. Oysa sürekli çocuk doktoruna gidiyorduk ama bize hiç-bir şey söylemiyorlardı. Doktora gi-dip sorunca, "Evet, sen şimdi çift çocuk parası alacaksın' dediler ve o zaman doktorların durumu bildikle-rini anladık. Sanıyorum doğum es-nasında doktor hatası oldu ve bunu bizden sakladılar. Ancak kendiniz araştırma yaparsanız öğrenebiliyorsunuz, kimse size bir şey söylemi-yor burada. '7 yaşına kadar bekle-yin size çocuğun durumuyla ilgili bilgi vereceğiz' dediler. Çocuk 10 yaşına geldi hâlâ bir cevap alama-dık."      Fahrettin Özcan, çocuğun en-gelli olduğunu öğrendikten sonra yaşamın değiştiğini anlatıyor:
     "Sosyal hayatınız tamamen de-ğişiyor. İnsansınız elbette, yiyip içi-yorsunuz, dışarda gülüyorsunuz ama içiniz eğlenmiyor, içiniz artık gülmüyor. Zor, çok zor.. Her za-man, bir şey yapmadan önce ço-cuğu düşünmek zorundasınız. On projenin sadece birini gerçekleştirebilirsiniz. Evimizi tamamen Ömer'e göre düzenledik. Ev tek katlı ve dı-şarda da her yeri taş döşettim. Al-lahtan işlerim iyi... Devlet yardımcı oluyor elbette. Okula yakın ev bu-labilmek için üç sene aradık."     Halil İbrahim de, kardeşi Ömer'in her şeyiyle ilgileniyor, birbirlerinden hiç ayrılmıyorlar.