Konserleri
kaçırmıyor, Yavuz Bin-göl, Tarkan gibi sanatçılarla fotoğ-rafları var.
Arkadaş grubuyla tatil-lere de gidiyor. Yani, sosyal yaşamı "normal"
bir genç gibi ama bu ko-şulları ona sağlamak çok emek ve
fedakârlık istiyor. Evde, salonun ortasında,
alt kattan Deniz'in odasına yükselen özel bir asansör görüyoruz.
"Belçi-ka devleti engellilere çok yardımcı oluyor" diyor Nuriye Hanım,
"ama araştırmak, başvurmak, mücadele etmek ve kapıları çalmak lazım."
Evlerindeki bu pahalı asansörü dev-letin yardımı sayesinde
yaptırabil-mişler: "Gördüğüm kadarıyla engelli
ço-cukları olan Türk aileler bu yardımlardan çok yararlanmıyorlar,
yararlanabileceklerini bile bilmiyorlar. Engelliler merdivenli evlerde
ve kendilerine uygun olmayan koşul-larda yaşıyorlar ve çoğu zaman da
televizyon karşısında, sosyal hayattan kopuk bir hayat sürdürüyorlar.
Pek çok aile, durumu kadere bağlı-yor. Kader olması çözüm aramamı-za
engel değil ki! Bu çocuklara ha-yat vermemiz lazım.."
Deniz'in güleryüzü ve mutlulu-ğu, ailesi ve
çevresi için o kadar önemli ve öncelikli ki, 20. yaşgü-nünde,
Türkiye'den aile fertlerinin bile katıldığı, 150 kişilik bir parti
verilmiş. Tekerlekli sandalyede, kendisiyle aynı durumda olan
arka-daşlarıyla, zorlukla ama mutlulukla kucaklaşan genç kızın
annesi, "Bir gün evlenmesini de çok istiyorum. O da anne olmak istiyor"
diyor, hüzün ve umut karışmış bakışlarla...
Deniz, yaklaşık bir senedir "kendi evinde" yaşıyor. Ailesine
gururla,"Evden en son benim ayrı-lacağımı düşünüyordunuz ama ilk ben
ayrıldım" diyor. Genç kızın ye-ni yaşam koşullarını merak edip evine
gittik. Engelli kızları olan bir Belçikalı
anne ile İngiliz baba, kendilerinden sonra kızlarının yaşam biçimi
konu-sunda endişilenmişler. Belçika'da var olan engelli evlerini
gezmişler ama içlerine sinmemiş. Hastane ve huzur evlerine benzeyen bu
yerler-de kızlarının mutlu olmayacağını düşünmüşler. Brüksel
Renaissance Rotary grubuyla ortak yardım geceleri düzenleyip para
toplamaya başlamışlar. 11 sene uğraşmışlar ve sonunda, devletten de
yardım alıp 18 engelliyi barındırabilecek proje-yi gerçekleştirmişler.
Fizyoterapi, bilgisayar odaları, ortak mutfak ve yaşam alanları bulunan
tesislerde herkesin kendine ait stüdyoları, banyoları
var. Müdür Marie-Jean Mathus gö-nüllü
çalışıyor. "Anadolu" dergisinin bu konuya değinmesinden duyduğu
memnuniyeti yansıtırken, yabancı-ların uyum sorunu üzerinde duru-yor,
engelli ve yabancıların uyumla-rının daha da zor olduğuna dikkat
çekiyor: "Engellilerin bambaşka kalitele-ri,
yetenekleri var ve bunları keşfetmek, ön plana çıkarmak gerekiyor.
Ailelerin çoğunda maalesef bu yön-de çaba olmuyor. Engelli çocukla-rın
aileleri onların her işini yapmak isterler. Ya kendisinin
yapamayaca-ğını düşündüklerinden, ya da kendilerinin yapmasının daha
kolay ol-duğundan... Biz, burada, onların kendi hayatlarını
yaşamalarını, özerk olmalarını sağlayacak yolları göstermeyi
hedefliyoruz. Genellik-le, "Ben zavallıyım, yürüyemiyorum, yazamıyorum,
konuşamıyorum" şeklindeki bir hareket nokta-sını, "Oysa
düşünebiliyorum ve yapabileceğim çok şey var" olarak değiştirmek
çabasındayız. Buna ulaşmaları için ellerinden tutmak gerekiyor. Amaç
burada kapalı kal-mak değil. Önemli olan dışarıya gitmek, dışarıyı
buraya getirmek, sosyal hayatın tamamen içinde ol-mak. Çeşitli
etkinliklere katılıyoruz. Felsefemizde, burada oturanların kendi
mekanlarının sorumluluğunu almaları da var." Bu
arada söze giren Deniz, "Ben burayı çok seviyorum, burası benim evim"
diyor ve ekliyor: "Kesinlikle buradan ayrılmayı
düşünmem. Bazen arkadaşlarım gelip beni alıyorlar, dışarıda yemek
yiyoruz ve beni geri getiriyorlar. Dönüşümde beni yatağa yatırmak için
her zaman birisi bulunuyor. Faaliyetler çok hoşuma gidiyor. Müzelere de
gidiyoruz. Birbirimize yardımcı oluyoruz. Hep bilgisayar öğrenmek
istemiştim, bu hayalim de burada gerçekleşti. Birbirimize saygı
duyuyoruz ve birbirimizin özel hayatlarına müdahale etmiyoruz. Haftaya
karnavala katılacağız, kı-yafetlerimizi gönüllülerle beraber
hazırladık..." Deniz
gülümsüyor... q q q
Enes Zevne 16 yaşında. Anne Güler ve Baba Ali Fikri Zevne'nin 4
çocuğundan en küçüğü. Giresun-lu aile 1966'da Belçika'ya gelmiş.
Güler Zevne, Belçika'daki en faal ve yetenekli
Türk derneklerin-den biri olan "Doğuş Derneği"nin kurucularından:
"Enes 3 hafta erken doğdu. Bende hamilelik
şekeri varmış ama doktorlar bunu anlayamadılar. Enes'in kalbi normal
atmıyordu, se-zeryanla erken aldılar. Doğumdan sonra, Enes'in engelli
olacağını öğ-rendim. Doktorlar bebeğin oksijensiz kaldığını söylediler.
Öğrendiğim-de dünyam karardı ve ağır bir dep-resyona girdim. Hep
hastaydım. Sonra, zamanla kabullendim. Enes hiç olmazsa derdini
anlatıyor, çok anlayışlı bir çocuk; duygusal ve çok düşünceli. Bizleri
hiç üzmüyor, zahmet vermekten korkuyor hep..."
Enes'in ablası Filiz, "Enes doğduğunda ben 10 yaşındaydım” di-yor ve
anlatıyor:
"Annem ağır bir depresyonda olduğu için Enes'e
kendi çocuğummuş gibi baktım. Her gittiğim yere kardeşimi de götürürüm,
ondan hiç ayrılmadım. Arkadaşlarımla çıkaca-ğım zaman kardeşimi de
alırdım, yoksa çıkmazdım. Hep kızların ara-sında büyüdü. Zaten çok
sosyaldir Enes... Olaylara ve hayata nasıl baktığınız önemli... Ben hep
üzü-lüp, negatif düşünseydim, karde-şimle ilgilenemezdim. Hep pozitif
baktım. Enes çok duygusal, güzel konuşuyor, çok hassas bir çocuk.