Engellilere engel olmamak [ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ] Engellilere engel olmamak



Engellilere engel olmamak [ Anadolu 1 2 3 4 5 6 7 8 9 .. ] Engellilere engel olmamak


Konserleri kaçırmıyor, Yavuz Bin-göl, Tarkan gibi sanatçılarla fotoğ-rafları var. Arkadaş grubuyla tatil-lere de gidiyor. Yani, sosyal yaşamı "normal" bir genç gibi ama bu ko-şulları ona sağlamak çok emek ve  fedakârlık istiyor.     Evde, salonun ortasında, alt kattan Deniz'in odasına yükselen özel bir asansör görüyoruz. "Belçi-ka devleti engellilere çok yardımcı oluyor" diyor Nuriye Hanım, "ama araştırmak, başvurmak, mücadele etmek ve kapıları çalmak lazım." Evlerindeki bu pahalı asansörü dev-letin yardımı sayesinde yaptırabil-mişler:     "Gördüğüm kadarıyla engelli ço-cukları olan Türk aileler bu yardımlardan çok yararlanmıyorlar, yararlanabileceklerini bile bilmiyorlar. Engelliler merdivenli evlerde ve kendilerine uygun olmayan koşul-larda yaşıyorlar ve çoğu zaman da televizyon karşısında, sosyal hayattan kopuk bir hayat sürdürüyorlar. Pek çok aile, durumu kadere bağlı-yor. Kader olması çözüm aramamı-za engel değil ki! Bu çocuklara ha-yat vermemiz lazım.."      Deniz'in güleryüzü ve mutlulu-ğu, ailesi ve çevresi için o kadar önemli ve öncelikli ki, 20. yaşgü-nünde, Türkiye'den aile fertlerinin bile katıldığı, 150 kişilik bir parti verilmiş. Tekerlekli sandalyede, kendisiyle aynı durumda olan arka-daşlarıyla, zorlukla ama mutlulukla  kucaklaşan genç kızın annesi, "Bir gün evlenmesini de çok istiyorum. O da anne olmak istiyor" diyor, hüzün ve umut karışmış bakışlarla...     Deniz, yaklaşık bir senedir "kendi evinde" yaşıyor. Ailesine gururla,"Evden en son benim ayrı-lacağımı düşünüyordunuz ama ilk ben ayrıldım" diyor. Genç kızın ye-ni yaşam koşullarını merak edip evine gittik.      Engelli kızları olan bir Belçikalı anne ile İngiliz baba, kendilerinden sonra kızlarının yaşam biçimi konu-sunda endişilenmişler. Belçika'da var olan engelli evlerini gezmişler ama içlerine sinmemiş. Hastane ve huzur evlerine benzeyen bu yerler-de kızlarının mutlu olmayacağını düşünmüşler. Brüksel Renaissance Rotary grubuyla ortak yardım geceleri düzenleyip para toplamaya başlamışlar. 11 sene uğraşmışlar ve sonunda, devletten de yardım alıp 18 engelliyi barındırabilecek proje-yi gerçekleştirmişler. Fizyoterapi, bilgisayar odaları, ortak mutfak ve yaşam alanları bulunan tesislerde herkesin kendine ait stüdyoları, banyoları var.     Müdür Marie-Jean Mathus gö-nüllü çalışıyor. "Anadolu" dergisinin bu konuya değinmesinden duyduğu memnuniyeti yansıtırken, yabancı-ların uyum sorunu üzerinde duru-yor, engelli ve yabancıların uyumla-rının daha da zor olduğuna dikkat çekiyor:     "Engellilerin bambaşka kalitele-ri, yetenekleri var ve bunları keşfetmek, ön plana çıkarmak gerekiyor. Ailelerin çoğunda maalesef bu yön-de çaba olmuyor. Engelli çocukla-rın aileleri onların her işini yapmak isterler. Ya kendisinin yapamayaca-ğını düşündüklerinden, ya da kendilerinin yapmasının daha kolay ol-duğundan... Biz, burada, onların kendi hayatlarını yaşamalarını, özerk olmalarını sağlayacak yolları göstermeyi hedefliyoruz. Genellik-le, "Ben zavallıyım, yürüyemiyorum, yazamıyorum, konuşamıyorum" şeklindeki bir hareket nokta-sını,  "Oysa düşünebiliyorum ve yapabileceğim çok şey var" olarak değiştirmek çabasındayız. Buna ulaşmaları için ellerinden tutmak gerekiyor. Amaç burada kapalı kal-mak değil. Önemli olan dışarıya gitmek, dışarıyı buraya getirmek, sosyal hayatın tamamen içinde ol-mak. Çeşitli etkinliklere katılıyoruz. Felsefemizde, burada oturanların kendi mekanlarının sorumluluğunu almaları da var."     Bu arada söze giren Deniz, "Ben burayı çok seviyorum, burası benim evim" diyor ve ekliyor:     "Kesinlikle buradan ayrılmayı düşünmem. Bazen arkadaşlarım gelip beni alıyorlar, dışarıda yemek yiyoruz ve beni geri getiriyorlar. Dönüşümde beni yatağa yatırmak için her zaman birisi bulunuyor. Faaliyetler çok hoşuma gidiyor. Müzelere de gidiyoruz. Birbirimize  yardımcı oluyoruz. Hep bilgisayar öğrenmek istemiştim, bu hayalim de burada gerçekleşti. Birbirimize saygı duyuyoruz ve birbirimizin özel hayatlarına müdahale etmiyoruz. Haftaya karnavala katılacağız, kı-yafetlerimizi gönüllülerle beraber hazırladık..."     Deniz gülümsüyor...     q q q     Enes Zevne 16 yaşında. Anne Güler ve Baba Ali Fikri Zevne'nin 4 çocuğundan en küçüğü. Giresun-lu aile 1966'da Belçika'ya gelmiş.
     Güler Zevne, Belçika'daki en faal ve yetenekli Türk derneklerin-den biri olan "Doğuş Derneği"nin kurucularından:      "Enes 3 hafta erken doğdu. Bende hamilelik şekeri varmış ama doktorlar bunu anlayamadılar. Enes'in kalbi normal atmıyordu, se-zeryanla erken aldılar. Doğumdan sonra, Enes'in engelli olacağını öğ-rendim. Doktorlar bebeğin oksijensiz kaldığını söylediler. Öğrendiğim-de dünyam karardı ve ağır bir dep-resyona girdim. Hep hastaydım. Sonra, zamanla kabullendim. Enes hiç olmazsa derdini anlatıyor, çok anlayışlı bir çocuk; duygusal ve çok düşünceli. Bizleri hiç üzmüyor, zahmet vermekten korkuyor hep..."     Enes'in ablası Filiz, "Enes doğduğunda ben 10 yaşındaydım” di-yor ve anlatıyor:
     "Annem ağır bir depresyonda olduğu için Enes'e kendi çocuğummuş gibi baktım. Her gittiğim yere kardeşimi de götürürüm, ondan hiç ayrılmadım. Arkadaşlarımla çıkaca-ğım zaman kardeşimi de alırdım, yoksa çıkmazdım. Hep kızların ara-sında büyüdü. Zaten çok sosyaldir Enes... Olaylara ve hayata nasıl baktığınız önemli... Ben hep üzü-lüp, negatif düşünseydim, karde-şimle ilgilenemezdim. Hep pozitif baktım. Enes çok duygusal, güzel konuşuyor, çok hassas bir çocuk.