Engellilere
engel olmamak "Sakat", "özürlü", "engelli"...
Kelimelerin hangisini seçersek seçelim, izah edilmesi zor bir
rahatsızlık hissederiz içimizde... Sanki görmek, duymak istemedi-ğimiz
bir konudur bu... Çaresizlik hissettiren, ne yapacağımızı pek
bilemediğimiz bir alan... Belçika'da sayıları
yüzbinlerce. Sadece taşıtlarına "engelli kartı" verilen 230.000 kişi
var. Ve bunlar arasında yüzlerce de Türk bulunuyor. Onlarla çok az
karşılaşı-yoruz çünkü büyük kısmı "kapatılmış" durumda...
Doğrusu, engelli Türklerin
sayılarının bu kadar çok olduğunu bilmiyorduk. Onları dinleyip,
duy-gularını, mesajlarını okuyucuları-mıza aktarmaya karar verdiğimiz
ve araştırmaya başladığımız
zaman çok şaşırdık. Yarım saatte onlarca engelli Türk bulduk. Bunlar,
konuşmayı, dertleşmeyi, acıları ve mutlulukları paylaşmayı kabul
edenler. Ve gördük ki, aile-leri ve yakın çevreleri tarafından
susturulanlar, engellenenler, evlere kapatılanlar çok daha
fazla. Engelliler engelleniyor. Biz,
engellenmeyenlerle veya engel tanımayanlarla konuşabildik. Yürüyemeyen,
göremeyen, kolları olmadığı için ayaklarını kullanarak yemek yiyen ama
coşkuyla yaşayan, bir sürü hedefleri olan, gülümseyen, geleceğe umutla
bakan insanlarımız...
Gördük ki, onlara yaşama sevinci ve gelecek
umudu veren sadece iradeleri değil, çevreleridir. Aileleri ve çevreleri
bilinçli olanlar, her şeye rağmen mutluluğu yakalıyorlar. Çember,
engellinin çevresindeki insanların yetenek ve dayanışmaları ölçüsünde
daralıyor veya genişliyor. Bazıları sıkışıp kalıyor, bazıları sevgiyi
ve insanlığı doya doya yaşıyor.
Röportaj boyunca karşılaştığı-mız ve bu
sayfalarda görüşlerini, duygularını, öykülerini aktardığı-mız
insanların hiçbiri "acınmak" istemiyor. Onlar kendilerine özgü
mücadeleyi sürdürürken, başkalarına dayanışma ve paylaşma mesajları
veriyorlar. 4 yaşındayken Belçika'ya gel-miş ve
1979'da Mehmet Dirin ile evlenmiş olan Nuriye Taci, bu mut-lu yuvanın
kurulmasından 3 yıl son-ra hamile kalmış. Bir bebek bekler-ken öğrenmiş
ki "üçüzler" geliyor! Zor geçmiş hamilelik dönemi ve bebekler 6 aylık
doğmuşlar, iki kız, bir oğlan: Hakkı, Deniz ve Özlem.
Aile çok mutluymuş, bebekler büyümeye başlamış
ama Deniz, iki kardeşin yanında daha durgun gö-züküyormuş, kucağa
alınmak iste-miyormuş. 10 aylıkken, anne kreşe bebeklerini almaya
gittiği bir gün, doktorun ağır teşhisini
öğrenmiş: "Deniz'in beyni diğer
çocuklarınki gibi değil. Kızınız engelli..."
"Çok acı çektim ama şok geçir-medim" diyor
Nuriye Taci. Doktor, Deniz'in aileden
ayrılmasını öneriyor ama bu, kesinlikle reddediliyor. Kabullenilmesi
son de-rece güç olan haber, 22 yıl önce, ailenin tüm yaşamını
değiştiriyor. Ana yüreği... Kabullenmese de, bu acıyla yaşamayı
öğreniyor Nuriye Taci... Baba, kızına çok düşkün, sözlere dökmese de,
kalbi hep sız-lıyor. Küçük Deniz 10 kez ameliyat
geçiriyor. İyileşme olasılığı var mı? Bu bir hastalık
değil ki... Hücreler öldüğü için yenilemek mümkün değil ama kötüye
gidiş engellenebilir. Aile her çözümü deniyor:
"Rusya'da bunun araştırmaları-nın olduğunu duyup Rus konsolos-luğuna
yazdık. Fransa'ya, elle teda-vi ettiğini duyduğumuz adamlara bi-le
gittik..." Yaşam biçimlerini, Deniz'in
ya-şamına ve koşullarına göre, baştan düzenlemişler. İlkeleri baştan
belirlemişler. Kızlarının engelli olması onu asla sosyal hayattan,
toplumdan koparmamalı, normal yaşaması sağlanmalı... Bu, hiç de kolay
değil. Deniz'in iki kardeşi, anne ve babanın
en büyük destekleri. Ço-cuklar daha 5 yaşındayken Deniz'i
giydiriyor, ona banyo yaptırıyor ve onunla sürekli ilgileniyorlar.
Nuriye Taci, bir anısını anlatır-ken
gözyaşlarını tutamıyor: "Bir gün, çocuklar 5-6
yaşında-lar, Hakkı'yla Özlem mutfakta bu-laşık yıkıyor ve sohbet
ediyorlardı. Ben konuşmalarını duyuyordum. Oğlum, "Ben büyüyünce
kocaman, üç katlı ev alacağım" diyordu. Kı-zım da "En altta Deniz
oturur, merdiven çıkamaz; ortada ben otururum, en üst katta da sen
oturursun. Ama şimdi birbirimize söz verelim ve asla evlenmeyelim. Her
zaman Deniz'le, üçümüz olalım" diyordu." Bu
konuşmanın ardından Nu-riye ve Mehmet Dirin çifti çocukla-rını
karşılarına alıp defalarca konuşmuşlar. Onlara, kendi hayatlarını ve
gençliklerini yaşamaları, zamanı gelince de kendi yuvalarını kurma-ları
gerektiğini anlatmışlar. Üçüzle-rin birliktelikleri, ortaklıkları hep
sürüyor. Aile içi dayanışma, sevgi ve mutluluk
ortamına bir de sağlıklı çevre koşulları ile bilinç eklenince Deniz
güleryüzlü bir genç olmuş. Resim tutkusu var. Ev, zaman za-man sergi
salonuna dönüştürülü-yor. Deniz, ata biniyor, yüzüyor.