Prof. Mümtaz SOYSAL
Türkiye’nin üç misli büyüklükteki Kongo
Demokratik Cumhuriyeti'nde 60 milyonluk nüfusun konuştuğu dillere
bakın: Lingala, Svahili, Kikongo, Kisvahili, Tşihiba... Böyle olunca,
“tam bağımsızlık” sağlama ve “ulus-devlet” yaratma gibi davalar daha
baştan yokuşa sürülmüş olmuyor mu? On dokuzuncu yüzyılın küçük fakat
insafsız sömürgecisi Belçika Krallığı, Fransızca'yı resmi dil yaptıktan
ve o dilde bir “elit” yetiştirdikten sonra, şimdi tek “ulusal dil”e
dayalı bir devlet kurmanın zorluğu ortada.
İnsan böyle bir durumu görüp yaşayınca, Türkçe
gibi dünya güzeli bir dile sahip olma-nın kıvancını duyup onu daha da
geliştirme-nin gereğini seziyor, “ana dil” denen yerel dillerle eğitim
yapmanın yanlışlığını, ulusal dil varken yabancı dille yükseköğretime
geçmenin saçmalığını bir kez daha kavrıyor.
Peki, dev Kongo Nehri'nin güneyindeki durum böyle de kuzeyindeki Kongo
Cumhu-riyeti'nin durumu farklı mı? Siyah
kıtanın uzaklarından gelen ve yaylalar üzerinden akarken yer yer bazısı
25-30 kilometre genişlikte “göller” oluşturan koca nehri dar yerinden
on dakikada motorla ge-çip Brazzaville'e vardığınızda, orada da eski
sömürgeci Fransa'nın, Lingala, Manikutuba, Kikongo dilleri yerine ortak
dil olarak Fran-sızca'yı yerleştirdiğini görüyorsunuz. Bu ülke-lerin
artık bir yabancı kültürün etkisinden sıyrılıp kendilerini bulmaları
çok zor. Kırk yıl önce gitmiş gözüken sömürgeciler, arkalarında
etkiledikleri insanları, kendilerine bağlı ekonomileri bırakmışlar.
Bir de kargaşa, bocalama, dağınıklık... Kimi
yabancıların yaptığı gibi, “Buraları eskiden daha temiz, daha derli
toplu, daha emindi” demek kolay ve doğru da, ne kadar haklı? Sömürgeci,
kendi işine geldiği kadar, ancak kendisine hizmet edecek nitelikte
insanlar yetiştirmiş. Bunlar, bütünleşmiş bir ulus yaratma, işlek bir
devlet yapısı, sağlam bir ordu kurma işini nasıl becerecekler?
Belki en doğru formül, sömürgecinin yaptığını
tersine çevirerek ulusal bir yaklaşımla ele almak. Yani, az sayıda ama
yeni devlet felsefesine bağlı bir “elit”i en çabuk, en etkili yoldan
yetiştirip sınırlı olanakları geniş düzeye yayma işini onlara bırakmak.
Zaten, böyle ülkelerde genellikle tek partili dönemlerden geçiş hep bu
zorunluluktan doğmakta. İlk bakışta demokratik sayılma-yan, hele
başkalarının hiç tavsiye etmeyeceği, hatta gerçekleşmemesi için
ellerin-den geleni yapacakları, olumlu sonuçlarını bozmaya
çalışacakları bir formül. O aşamalardan az çok
başarıyla geçmiş sayılabilecek bir Türkiye'nin, başkalarına verilecek
çok dersi varken eskinin kaşarlanmış sömürgecilerinden İngilizlerin,
Fransızların, İtalyanların, Belçikalıların, Hollandalıların başını
çektiği bir Avrupa Birliği'nden ders almak zorunda bırakılması kadar
acıklı bir durum olabilir mi? Belçika, kendini
“bugünün ışığında” yargılayarak sömürgecilik tarihini gözler önüne
seriyor. Brüksel’deki Tervuren Müzesi’nde açılan ve ekim ayına kadar
devam edecek olan sergide Kongo tarihi, çeşitli görüntü ve belgelerle
gözler önüne seriliyor. Gelecek mayıs ayında ise “Kongo’da sömürgeci
şiddeti” isimli uluslararası bir toplantı düzenlenecek.
175. doğum gününü kutlayan Belçi-ka’nın,
“sömürgeci mazisi” hakkında böy-lesine kapsamlı bir sergi sunması
olumlu ve olumsuz yorumları beraberinde getirir-ken, Almanların,
İngilizlerin, Fransızların veya Portekizlilerin böyle bir şeye asla
ce-saret edemeyecekleri üzerinde ısrarla duruluyor. “10 milyon
Kongolu’nun soykırıma uğradığı” gö-rüşü “hassas tartışmaları” bir kere
daha gündeme taşı-yor. Bazı tarihçiler, Kongo’da, her yıl 100 ila 500
bin yerlinin öldüğünü ileri sürerken Belçika bu rakamları ve “soykırım”
ifadesini kesinlikle reddediyor, iddiaların hiç bir “bilimsel temele”
dayanmadığı üzerinde duruyor. Belçika’daki
ailelerin çok büyük bir bölümünde “Kongo mazisi” olduğuna dikkat çeken
uzmanlar, “Kongo’yu kendi parası ile satın alıp sahiplenmiş olan” “Kral
II. Leopold’ün cinayetleri”nden bir kez daha söz edilmesinin, “farklı
görüşleri çatıştıracağını” belirtiyorlar.
Hazırlıkları iki yıl süren “Kongo Anıları:
Sömürge-cilik Devri” isimli sergide Afrikalıların bakış açılarına ve
değerlendirmelerine de yer veriliyor. 1908’de
başlayan ve 52 yıl süren “Congo Macera-sı”, “Belçika tarihinin ve
zenginliğinin” temelini oluşturu yo