Belçika'da
Türkçe ve Türk kültürü dersleri veren 5 bayan öğretmeni bir araya
getirerek bu ülkedeki deneyim ve gözlemlerini bizlerle paylaşmalarını
istedik. Büyük emeklerle çocuklara ve topluma hizmet vermenin
mücadelesini sürdüren öğretmenleri dinlerken, bir kere daha onların
ellerinin öpülmesi gerektiğini düşündüm. Belçika gibi bir ülkede, 21.
yüzyılda görev üstlenen bu genç öğretmenler, bana, Cumhuriyet'in ilk
yıllarında eğitim ateşini yoksul Anadolu'ya taşı-yan, ulusu aydınlığa
yönlendirmek için her türlü zorlukla mücadele eden "Cumhuriyet
Öğretmenleri"ni düşündür-dü. Öğretmenlerimiz, 80 yıl sonra, bu defa
Batı Avrupa topraklarında çocukla-rımızın insanca, eşit koşullarda,
birinci sınıf vatandaş konumunda yaşamalarını sağlamak için yalnız
başlarına savaşım veriyorlar... Bizler; anne ve babalar, ancak onlarla
el ele çalışarak çocukları-mıza aydınlık bir gelecek sağlayabiliriz.
Okuyucularımıza, bu öğretmenlerin sözlerini dikkatle okumalarını,
mesajları iyi algılamalarını ve çocukları için nasıl bir gelecek
istedikleri konusunda kendilerini bir kez daha sorgulamalarını
öneriyorum.
Çiğdem Savcı Sarıkaya, iki yıla yakın bir
süredir Anvers'te öğretmen. Ankara'-da bir süre öğretmenlik yaptıktan
sonra Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü'n-de eğitim programı yazarı
ve program tasarımcısı olarak çalıştı. Daha sonra Avrupa'daki
öğretmenlik koşullarını gör-mek için sınavlara girdi ve kazanıp
Belçika'ya geldi. Necla Bozdağ, Konya
Ilgın'dan geldi. 13 yıldır öğretmen. İki yıldır
Brüksel'de. Gülay Tiryakioğlu,
İzmir-Bornova'-dan geldi. Orada, lise ve üniversitede İngilizce
öğretmenliği yaptıktan sonra Brüksel’de öğretmenliğe başladı. Gülay
öğretmenin amacı da Avrupa'daki eğitim koşullarını ve yaşam biçimini
öğrenmek. İstanbul-Kadıköy'de öğretmenlik
yaptıktan sonra Belçika'ya gelen 13 yıllık öğretmen Meryem Akcan
Limburg bölgesinde, Heusden Zolder'de eğitim
veriyor. Genk bölgesinin en faal eğitimcileri
arasında tanınan Burçin Erdem'in Belçika'da beşinci yılı. Bursa'dan
geldi, 11 yıllık öğretmen. Öğretmenlerimizin
deneyimleri ve anlattıkları “müthiş” !ü Belçika'ya geldiğinizde ne
bekliyordunuz, nelerle karşılaştı-nız? ü Necla Bozdağ : Öğrencile-rin
eğitim düzeyinin daha yüksek olmasını bekliyorduk. Türki-ye'deki Türk
çocuklarıyla bura-dakilerin arasında çok fark var. Bize basit gelen
(gün, ay gibi) şeyleri dahi çocuklarımız bilmi-yorlar. Öğrencilerin
bilgi düzeyi, öğretmen olarak beklediğimizin çok alt seviyesinde...
Sanıyorum bu, ailelerin ilgi eksikliğinden de kaynaklanıyor.ü Çiğdem
Savcı Sarıkaya : Bizler buraya yeterince hazırlanmadan yollanıyoruz.
Daha önce burada çalışmış olan arkadaşlardan seminer aldık ama
yetersizdi. Onların her cümlesi, "çok zor" diye başlıyor ve "çok zor"
diye bitiyordu ama buranın in-sanıyla yüz yüze gelmeden, çev-reyi
tanımadan anlamakta güç-lük çekiyordum ve "çok zor" de-melerini
bireysel beceriksizlikle-rine bağlıyordum.
Öncelikle, çocuklarla iletişim kurmakta güçlük çekiyoruz çün-kü bizim
kullandığımız Türkçe ve sözcükler onlara farklı geli-yor. Onlar bizi
anlamakta güçlük çekiyorlar, biz de onları anlamakta... Sık sık, "Bu
çocuk ne demek istedi?" diye düşünüyo-ruz. Bir
başka konu: Belçika'ya gelmeden önce, buradaki okul-ların içinde yer
almak, kullandıkları teknolojileri görmek fikri beni
heyecanlandırmıştı. Okul yapısı, öğretmenler, sosyal çalışmalar,
tenefüslerin nasıl olduğu gibi, yanıtını merak ettiğim bir sürü soruyla
geldim. Eğitimde teknoloji konusunda çalıştığım için Beçika'daki
teknolojinin eğitime katkısını da gözlemlemek istiyordum. Bütün bu
ha-yallerle geldim ve Türkiye'nin ilerisinde değil, çok gerisinde
koşullarla karşılaştım. Yabancı bir ülkedeyim, dil sorunu var, ev bulma
sorunu var derken ve alışmaya çalışırken, mesleki alanda da motive
edecek bir paylaşımı yakalamak zor oluyor, çünkü bütün öğretmenler
sıkıntılı.
Bir süre sadece gözlemlemekle geçiyor.
Seviyenin çok üzerinde okuma parçalarıyla gi-diyorsunuz ve seviyeyi
anlayınca günleri, ayları öğretmeye başlı-yorsunuz. Çocukların
karşısına belli değerlerle çıkıyorsunuz ama ya o değerleri şimdiden
yitirdiklerini veya hiç öğrenmediklerini görüyorsunuz. Burası,
Türkiye'-ye göre çok farklı bir dünya. Bü-tün bunlar bir araya gelince
çok parlak, coşku dolu bir başlangıç yapamıyorsunuz. Daha ilk
daki-kalarında üç gol yemiş yorgun bir kaleci gibi maça
başlıyorsu-nuz. Ben okulun bir parçası olup,
Türk öğrencilerle okul arasında, velilerle öğretmenler arasında köprü
görevi göreceğimi, yararlı olabileceğimi düşünüyordum. Burada belki
bizleri en çok yı-kan ve hırpalayan, yararlı olmak duygusundaki
tereddütler... Yap-tığımız işi anlamlandırmakta güçlük çekiyoruz. Bir
hafta sınıfta 10 öğrenci oluyor, ertesi haf-ta o 10 öğrenciniz yok,
başka 3 öğrenci gelmiş. Bu koşullarda sonuç almak çok zor. Anvers'te
sadece 3 okulda Türkçe dersleri veriliyor, böyle giderse bunlar da
yakın zamanda kalmayacak ve sadece dernek ve camilerde ders verilecek.
Dernek başkanlarının yakla-şımı da çok önemli.
Türkçe derslerine ve bu derslerin çocuklara getirdiklerine daha geniş
pencereden bakmalılar. Hiç önem vermiyorlar. Hepimizin yaşadığı bir
örnek vereyim: Bize şu soruyu çok sık soruyorlar: "Size gelen öğrenci
sayısı ma-aşınızı etkiliyor mu? Al maaşını ve otur: Bu çocuklar böyle
işte, boş ver" diyorlar. Yapmaya çalış-tığımızı, çabalarımızı, ne
dernek başkanları ne de analar-babalar anlıyor. En yıkıcı olan da, bu
işi para için yaptığımızı sanıyor ol-maları.ü Burçin Erdem : Ben 5
yıldır ders içi eğitim yapan bir okulda öğretmenlik yapıyorum ve daha
rahatım. İlk senemin sonunda benim okulumda da Türkçe'yi ders
saatlerinin dışına almak is-tediler. Buradaki Belçikalı öğretmenler de
Türkçe derslerin ve-rilmesinden hoşlanmıyorlar. Biz birkaç öğretmenle
evleri gezerek velileri tepki göstermeleri için ikna etmeye çalıştık. O
zaman da veliler bana, "Kaç para maaş alıyorsunuz? Çocukları yollar-sam
daha çok para alacaksan yollayayım" diyorlardı. Anlata-mıyoruz ki biz,
Türkiye'den kal-