Nükleer santrallere dikkat [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türk öğretmenler anlatıyor



Nükleer santrallere dikkat [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türk öğretmenler anlatıyor


 Belçika'da Türkçe ve Türk kültürü dersleri veren 5 bayan öğretmeni bir araya getirerek bu ülkedeki deneyim ve gözlemlerini bizlerle paylaşmalarını istedik. Büyük emeklerle çocuklara ve topluma hizmet vermenin mücadelesini sürdüren öğretmenleri dinlerken, bir kere daha onların ellerinin öpülmesi gerektiğini düşündüm. Belçika gibi bir ülkede, 21. yüzyılda görev üstlenen bu genç öğretmenler, bana, Cumhuriyet'in ilk yıllarında eğitim ateşini yoksul Anadolu'ya taşı-yan, ulusu aydınlığa yönlendirmek için her türlü zorlukla mücadele eden "Cumhuriyet Öğretmenleri"ni düşündür-dü. Öğretmenlerimiz, 80 yıl sonra, bu defa Batı Avrupa topraklarında çocukla-rımızın insanca, eşit koşullarda, birinci sınıf vatandaş konumunda yaşamalarını sağlamak için yalnız başlarına savaşım veriyorlar... Bizler; anne ve babalar, ancak onlarla el ele çalışarak çocukları-mıza aydınlık bir gelecek sağlayabiliriz. Okuyucularımıza, bu öğretmenlerin sözlerini dikkatle okumalarını, mesajları iyi algılamalarını ve çocukları için nasıl bir gelecek istedikleri konusunda kendilerini bir kez daha sorgulamalarını öneriyorum.
     Çiğdem Savcı Sarıkaya, iki yıla yakın bir süredir Anvers'te öğretmen. Ankara'-da bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü'n-de eğitim programı yazarı ve program tasarımcısı olarak çalıştı. Daha sonra Avrupa'daki öğretmenlik koşullarını gör-mek için sınavlara girdi ve kazanıp Belçika'ya geldi.      Necla Bozdağ, Konya Ilgın'dan geldi. 13 yıldır öğretmen. İki yıldır Brüksel'de.     Gülay Tiryakioğlu, İzmir-Bornova'-dan geldi. Orada, lise ve üniversitede İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra Brüksel’de öğretmenliğe başladı. Gülay öğretmenin amacı da Avrupa'daki eğitim koşullarını ve yaşam biçimini öğrenmek.     İstanbul-Kadıköy'de öğretmenlik yaptıktan sonra Belçika'ya gelen 13 yıllık öğretmen  Meryem Akcan Limburg bölgesinde, Heusden Zolder'de eğitim veriyor.     Genk bölgesinin en faal eğitimcileri arasında tanınan Burçin Erdem'in Belçika'da beşinci yılı. Bursa'dan geldi, 11 yıllık öğretmen.     Öğretmenlerimizin deneyimleri ve anlattıkları “müthiş” !ü Belçika'ya geldiğinizde ne bekliyordunuz, nelerle karşılaştı-nız? ü Necla Bozdağ : Öğrencile-rin eğitim düzeyinin daha yüksek olmasını bekliyorduk. Türki-ye'deki Türk çocuklarıyla bura-dakilerin arasında çok fark var. Bize basit gelen (gün, ay gibi) şeyleri dahi çocuklarımız bilmi-yorlar. Öğrencilerin bilgi düzeyi, öğretmen olarak beklediğimizin çok alt seviyesinde... Sanıyorum bu, ailelerin ilgi eksikliğinden de kaynaklanıyor.ü Çiğdem Savcı Sarıkaya : Bizler buraya yeterince hazırlanmadan yollanıyoruz. Daha önce burada çalışmış olan arkadaşlardan seminer aldık ama yetersizdi. Onların her cümlesi, "çok zor" diye başlıyor ve "çok zor" diye bitiyordu ama buranın in-sanıyla yüz yüze gelmeden, çev-reyi tanımadan anlamakta güç-lük çekiyordum ve "çok zor" de-melerini bireysel beceriksizlikle-rine bağlıyordum.     Öncelikle, çocuklarla iletişim kurmakta güçlük çekiyoruz çün-kü bizim kullandığımız Türkçe ve sözcükler onlara farklı geli-yor. Onlar bizi anlamakta güçlük çekiyorlar, biz de onları anlamakta... Sık sık, "Bu çocuk ne demek istedi?" diye düşünüyo-ruz.      Bir başka konu: Belçika'ya gelmeden önce, buradaki okul-ların içinde yer almak, kullandıkları teknolojileri görmek fikri  beni heyecanlandırmıştı. Okul yapısı, öğretmenler, sosyal çalışmalar, tenefüslerin nasıl olduğu gibi, yanıtını merak ettiğim bir sürü soruyla geldim. Eğitimde teknoloji konusunda çalıştığım için Beçika'daki teknolojinin eğitime katkısını da gözlemlemek istiyordum. Bütün bu ha-yallerle geldim ve Türkiye'nin ilerisinde değil, çok gerisinde koşullarla karşılaştım. Yabancı bir ülkedeyim, dil sorunu var, ev bulma sorunu var derken ve alışmaya çalışırken, mesleki alanda da motive edecek bir paylaşımı yakalamak zor oluyor, çünkü bütün öğretmenler sıkıntılı.
     Bir süre sadece gözlemlemekle geçiyor. Seviyenin çok üzerinde okuma parçalarıyla gi-diyorsunuz ve seviyeyi anlayınca günleri, ayları öğretmeye başlı-yorsunuz. Çocukların karşısına belli değerlerle çıkıyorsunuz ama ya o değerleri şimdiden yitirdiklerini veya hiç öğrenmediklerini görüyorsunuz. Burası, Türkiye'-ye göre çok farklı bir dünya. Bü-tün bunlar bir araya gelince çok parlak, coşku dolu bir başlangıç yapamıyorsunuz. Daha ilk daki-kalarında üç gol yemiş yorgun bir kaleci gibi maça başlıyorsu-nuz.     Ben okulun bir parçası olup, Türk öğrencilerle okul arasında, velilerle öğretmenler arasında köprü görevi göreceğimi, yararlı olabileceğimi düşünüyordum. Burada belki bizleri en çok yı-kan ve hırpalayan, yararlı olmak duygusundaki tereddütler... Yap-tığımız işi anlamlandırmakta güçlük çekiyoruz. Bir hafta sınıfta 10 öğrenci oluyor, ertesi haf-ta o 10 öğrenciniz yok, başka 3 öğrenci gelmiş. Bu koşullarda sonuç almak çok zor. Anvers'te sadece 3 okulda Türkçe dersleri veriliyor, böyle giderse bunlar da yakın zamanda kalmayacak ve sadece dernek ve camilerde ders verilecek.
     Dernek başkanlarının yakla-şımı da çok önemli. Türkçe derslerine ve bu derslerin çocuklara getirdiklerine daha geniş pencereden bakmalılar. Hiç önem vermiyorlar. Hepimizin yaşadığı bir örnek vereyim: Bize şu soruyu çok sık soruyorlar: "Size gelen öğrenci sayısı ma-aşınızı etkiliyor mu? Al maaşını ve otur: Bu çocuklar böyle işte, boş ver" diyorlar. Yapmaya çalış-tığımızı, çabalarımızı, ne dernek başkanları ne de analar-babalar anlıyor. En yıkıcı olan da, bu işi para için yaptığımızı sanıyor ol-maları.ü Burçin Erdem : Ben 5 yıldır ders içi eğitim yapan bir okulda öğretmenlik yapıyorum ve daha rahatım. İlk senemin sonunda benim okulumda da Türkçe'yi ders saatlerinin dışına almak is-tediler. Buradaki Belçikalı öğretmenler de Türkçe derslerin ve-rilmesinden hoşlanmıyorlar. Biz birkaç öğretmenle evleri gezerek velileri tepki göstermeleri için ikna etmeye çalıştık. O zaman da veliler bana, "Kaç para maaş alıyorsunuz? Çocukları yollar-sam daha çok para alacaksan yollayayım" diyorlardı. Anlata-mıyoruz ki biz, Türkiye'den kal-