“Orta Anadolu'nun batıya açılan kapısı” ola-rak tanımlanan Eskişehir,
tarihi zenginlikleri, ulaşım kolaylığı, enerji olanakları, uygun
tarımsal yapısı ve zengin maden kaynaklarıyla Türki-ye'nin önemli
illerinden birisi. Orta Anadolu'-nun kuzeybatısında bulunan Eskişehir,
Kuzeyde Bozdağ ve Sündiken Dağları, güneyde Emirdağ, doğuda Orta Asya
Vadisi ve batıda Türkmen Dağı ile çevrili. Coğrafi yapısında dağların
ve ovaların önemli bir yer tuttuğu kentin alanını Sakarya ırmağı ile
Porsuk ve Sarısu Çaylarının havzaları kaplıyor.
Eski Anadolu medeniyetlerinin önemli bir
durağı olan Eskişehir çevresinde ilk çağlara ait izlere rastlamak
mümkün. Taş Devri' nden gü-nümüze kadar binlerce kültürü yaşatmış olan
Eskişehir’in tarihinde Frig Çağı önemli bir yer tutuyor.
Midas’ın kulakları Bugün Eskişehir'in merkezi
olduğu bölgenin kralı Midas tarihte “en zengin kral” olarak ge-çer.
Midas'ın tarihte ilk görünüşü, M.Ö. 700'lü yıllarda Delhi Mabet'ine
hükümdarlık yapmasıyla başlar. Bir rivayete göre Midas, Yunan Kralı
Agamemnon'un kızıyla evlenir. Ardından uzak bölgelerdeki ticareti
yönlendirmekle görevlendi-rilir. Böylece güçlenmeye ve zenginleşmeye
baş-lar. Silenus'un ganimetlerini ele geçirir. Bunun üzerine tanrılar
tarafından "dokunduğu her şeyin altına dönüşmesiyle" cezalandırılır.
Önceleri Mi-das çok mutludur, ancak mutluluğu uzun sür-mez. İlk olarak
açlıkla karşı karşıya kalır, çünkü dokunduğu her şey altına
dönüşmektedir. Ama en büyük üzüntüyü, çok sevdiği kızına sarıldığında,
onun güzel bir altın külçesine dönüşmesiyle yaşar. Bu olay, onun içinde
bulunduğu dehşet verici durumu daha iyi anlamasını sağlar. Büyük bir
pişmanlıkla tanrılardan yardım diler. Onun bu yalvarışlarını duyan
tanrılardan Dionysus, Mi-das'ı bu lanetten kurtarmak için kendisine ait
olan Pantolus Irmağı'nda yüzmesine ve güneş-lenmesine izin verir. O
andan itibaren Pantolus Irmağı'nın alüvyonları altın olur. Midas'ın, bu
ır-mağın neresinde yıkandığı bilinmiyor ancak Kral Midas tüm zamanların
en zengin kralı olarak ta-rihteki yerini
alıyor. Midas hakkında halk arasında oldukça
yay-gın ikinci bir söylence var: Midas'a, Tanrı Apol-lo ve Satyr
Marsyas (Silenus) arasında düzenle-necek müzik yarışmasında jüri üyesi
olması teklif edilir. Midas, Satyr ve Apollo tarafından sü-rekli tehdit
edilir. Yarışma sonunda Midas, kara-rını adaletli bir krala yakışır
şekilde verir. Sonuç-ta Apollo yarışmayı kaybeder, çok öfkelenir ve
Midas'ın kulaklarını "eşek kulağına" çevirir. Mi-das, kulaklarını bir
şapkanın altında herkesten gizler. Fakat sonunda berberi görür ve
Midas'ın isteği üzerine bu sırrı saklayacağına yemin eder. Ancak bir
süre sonra berber bu sırrı içinde tutamaz ve sazlıklara haykırır.
Rüzgarda sallanan sazlıklardan "Midas'ın kulakları eşek kulağıdır",
sesleri duyulur. Böylece herkes Midas'ın sırrını öğrenir. Bu trajedi,
Apollo'nun Midas'ı affetme-siyle son bulur. Apollo Midas'a eski
kulaklarını geri verir. Böylece Midas, tarihin en popüler kralı
olur.Zengin bir tarih Arkeolojik araştırmalara
göre yöredeki ilk yerleşim M.Ö. 3500 yıllarında, Şarhöyük çevre-sinde
yoğunlaşmış. Ayrıca Midas Şehri'nde (Ya-zılıkaya) yapılan diğer
kazılarda yüzlerce yeni höyük tespit edildi ve bölgenin ilk çağlardan
bu yana yaygın bir kültüre sahip olduğu
saptandı. 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi'nden
sonra doğudan gelen Türkler, 1074 yılında Es-kişehir'i aldılar. Şehrin
alınmasının ardından, Türk boylarını durdurmak isteyen Manuel
Kom-menos, bunda başarılı olamayınca batıya doğru çekilmek durumunda
kaldı. Alparslan ve I. Kılıç-arslan zamanında Eskişehir, Haçlı
Orduları'nın geçiş yeri oldu. Eskişehir il merkezinde, bu çağa ait
fazla bir eser bulunmuyor. Eskişehir yöresi,
Osmanlı İmparatorluğu'nun beşiği ve doğu seferleri yolu üstündeki
önemli merkezlerinden biriydi. Ertuğrul Gazi'nin ölümü-nün ardından,
yerine oğlu Osman Bey geçti. Osman Bey, uçbeyi olduktan kısa bir süre
sonra kuvvetlenerek 1298 yılında, önce Eskişehir'i, sonra İnönü,
Seyitgazi ve Sivrihisar'ı topraklarına kattı.
Miralaylarla idare edilen Eskişehir, 1841
yı-lında "Hüdavendigâr" (Bursa) eyaletine bağlandı. Eskişehir ancak
1925 yılında il olarak kendi kimliğini kazandı. Cumhuriyet
Dönemi Eskişehir, Milli Mücadele yıllarında,
uzun süre gündemde kalan bir şehir oldu. İstanbul'u Anadolu'ya bağlayan
demiryolu üzerindeki stra-tejik konumu, iç çalışmalardaki rolü,
Anadolu'yu istila etmiş olan Yunan Ordusu'nun Orta Ana-dolu'ya
geçişinin eşiğini oluşturması ve yeni devletin kuruluşuna katkılarıyla
önem kazandı. Türk-Yunan savaşlarının beş
muharebesinin üçü, Birinci İnönü, İkinci İnönü ve Kütahya-Es-kişehir
muharebeleri, Eskişehir 'de gerçekleşti.
Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet'in
ilanı-nın ardından çıktığı yurt gezilerinde trenle sık sık Eskişehir'e
uğradı. Atatürk Eskişehir'e son olarak, 21 Ocak 1938
tarihinde geldi. Bu arada, daha önce isteği üzerine Eskişehir'e
getirilmiş olan "Kalabak" suyuna, "Atatürk Suyu" adının verilmek
istendi-ğini duyunca, şöyle dedi: "Tabiatın vermiş oldu-ğu bir nimetin
sahibi olmak isteği ve iddiasında hiçbir zaman
olmadım." Atatürk yurt gezilerinde İstanbul'dan
sonra en çok Eskişehir'e gelmiş, her gelişinde Eskişe-hirlilerin
sorunlarını sormuş, görüşmeler yapmış.
Eskişehir’de, Cumhuriyet'in ilk yıllarında en-düstriye, tarıma ve doğal
kaynak araştırmalarına hız verildi. Bu yıllarda un, tuğla, kiremit,
kereste endüstrileriyle ilgili araştırmalara da başlandı. 1927 yılında
Eskişehir'de, "Kurt Kiremit Fabrikası" ve "Arslan Kiremit Fabrikası"
kuruldu. Bu iki fabrikanın başarısı bölgede kısa zaman içinde
başka fabrikaların da açılmasını sağladı.
1940'larda Eskişehir'de endüstriyel gelişme-lere teknoloji de eklendi.
29 Ekim 1961 tarihin-de Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in, Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü kutlamaları için Eskişehir'e
gelmesinin planlanması üzerine, bu tarihte ilk otomobil
Cumhurbaşkanı'na sunuldu. Eskişehir'deki atölyelerde üretilen arabaya
"Devrim" adı verildi. Devrim; otomobil üretimin-de ilk deneyim, ilk
adım oldu. Bu, görünüşte sembolik bir işti. Ancak olanaklar dahilinde,
Türkiye'nin endüstri sektöründe neler yapılabileceğinin bir
göstergesiydi de... Bu ilk adımdan birkaç yıl sonra, 29 Ekim 1961
tarihli gazetelerde şu başlıklar yer alıyordu: "İlk Türk
otomobili Devrim, yola çıktı ve yirmi adım sonra durdu".