İş Dünyası / Dr. Nazan Uğur [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 ] Lületaşı



İş Dünyası / Dr. Nazan Uğur [ Anadolu .. 30 31 32 33 34 35 36 ] Lületaşı


     “Orta Anadolu'nun batıya açılan kapısı” ola-rak tanımlanan Eskişehir, tarihi zenginlikleri, ulaşım kolaylığı, enerji olanakları, uygun tarımsal yapısı ve zengin maden kaynaklarıyla Türki-ye'nin önemli illerinden birisi. Orta Anadolu'-nun kuzeybatısında bulunan Eskişehir, Kuzeyde Bozdağ ve Sündiken Dağları, güneyde Emirdağ, doğuda Orta Asya Vadisi ve batıda Türkmen Dağı ile çevrili. Coğrafi yapısında dağların ve ovaların önemli bir yer tuttuğu kentin alanını Sakarya ırmağı ile Porsuk ve Sarısu Çaylarının havzaları kaplıyor.
     Eski Anadolu medeniyetlerinin önemli bir durağı olan Eskişehir çevresinde ilk çağlara ait izlere rastlamak mümkün. Taş Devri' nden gü-nümüze kadar binlerce kültürü yaşatmış olan Eskişehir’in  tarihinde Frig Çağı önemli bir yer tutuyor.  Midas’ın kulakları      Bugün Eskişehir'in merkezi olduğu bölgenin kralı Midas tarihte “en zengin kral” olarak ge-çer. Midas'ın tarihte ilk görünüşü, M.Ö. 700'lü yıllarda Delhi Mabet'ine hükümdarlık yapmasıyla başlar. Bir rivayete göre Midas, Yunan Kralı Agamemnon'un kızıyla evlenir. Ardından uzak bölgelerdeki ticareti yönlendirmekle görevlendi-rilir. Böylece güçlenmeye ve zenginleşmeye baş-lar. Silenus'un ganimetlerini ele geçirir. Bunun üzerine tanrılar tarafından "dokunduğu her şeyin altına dönüşmesiyle" cezalandırılır. Önceleri Mi-das çok mutludur, ancak mutluluğu uzun sür-mez. İlk olarak açlıkla karşı karşıya kalır, çünkü dokunduğu her şey altına dönüşmektedir. Ama en büyük üzüntüyü, çok sevdiği kızına sarıldığında, onun güzel bir altın külçesine dönüşmesiyle yaşar. Bu olay, onun içinde bulunduğu dehşet verici durumu daha iyi anlamasını sağlar. Büyük bir pişmanlıkla tanrılardan yardım diler. Onun bu yalvarışlarını duyan tanrılardan Dionysus, Mi-das'ı bu lanetten kurtarmak için kendisine ait olan Pantolus Irmağı'nda yüzmesine ve güneş-lenmesine izin verir. O andan itibaren Pantolus Irmağı'nın alüvyonları altın olur. Midas'ın, bu ır-mağın neresinde yıkandığı bilinmiyor ancak Kral Midas tüm zamanların en zengin kralı olarak ta-rihteki yerini alıyor.     Midas hakkında halk arasında oldukça yay-gın ikinci bir söylence var: Midas'a, Tanrı Apol-lo ve Satyr Marsyas (Silenus) arasında düzenle-necek müzik yarışmasında jüri üyesi olması teklif edilir. Midas, Satyr ve Apollo tarafından sü-rekli tehdit edilir. Yarışma sonunda Midas, kara-rını adaletli bir krala yakışır şekilde verir. Sonuç-ta Apollo yarışmayı kaybeder, çok öfkelenir ve Midas'ın kulaklarını "eşek kulağına" çevirir. Mi-das, kulaklarını bir şapkanın altında herkesten gizler. Fakat sonunda berberi görür ve Midas'ın isteği üzerine bu sırrı saklayacağına yemin eder. Ancak bir süre sonra berber bu sırrı içinde tutamaz ve sazlıklara haykırır. Rüzgarda sallanan sazlıklardan "Midas'ın kulakları eşek kulağıdır", sesleri duyulur. Böylece herkes Midas'ın sırrını öğrenir. Bu trajedi, Apollo'nun Midas'ı affetme-siyle son bulur. Apollo Midas'a eski kulaklarını geri verir. Böylece Midas, tarihin en popüler kralı olur.Zengin bir tarih     Arkeolojik araştırmalara göre yöredeki ilk yerleşim M.Ö. 3500 yıllarında, Şarhöyük çevre-sinde yoğunlaşmış. Ayrıca Midas Şehri'nde (Ya-zılıkaya) yapılan diğer kazılarda yüzlerce yeni höyük tespit edildi ve bölgenin ilk çağlardan bu yana yaygın bir kültüre sahip olduğu saptandı.     1071 Malazgirt Meydan Muharebesi'nden sonra doğudan gelen Türkler, 1074 yılında Es-kişehir'i aldılar. Şehrin alınmasının ardından, Türk boylarını durdurmak isteyen Manuel Kom-menos, bunda başarılı olamayınca batıya doğru çekilmek durumunda kaldı. Alparslan ve I. Kılıç-arslan zamanında Eskişehir, Haçlı Orduları'nın geçiş yeri oldu. Eskişehir il merkezinde, bu çağa ait fazla bir eser bulunmuyor.      Eskişehir yöresi, Osmanlı İmparatorluğu'nun beşiği ve doğu seferleri yolu üstündeki önemli merkezlerinden biriydi. Ertuğrul Gazi'nin ölümü-nün ardından, yerine oğlu Osman Bey geçti. Osman Bey, uçbeyi olduktan kısa bir süre sonra kuvvetlenerek 1298 yılında, önce Eskişehir'i, sonra İnönü, Seyitgazi ve Sivrihisar'ı topraklarına kattı.       Miralaylarla idare edilen Eskişehir, 1841 yı-lında "Hüdavendigâr" (Bursa) eyaletine bağlandı. Eskişehir ancak 1925 yılında il olarak kendi kimliğini kazandı. Cumhuriyet Dönemi     Eskişehir, Milli Mücadele yıllarında, uzun süre gündemde kalan bir şehir oldu. İstanbul'u Anadolu'ya bağlayan demiryolu üzerindeki stra-tejik konumu, iç çalışmalardaki rolü, Anadolu'yu istila etmiş olan Yunan Ordusu'nun Orta Ana-dolu'ya geçişinin eşiğini oluşturması ve yeni devletin kuruluşuna katkılarıyla önem kazandı.      Türk-Yunan savaşlarının beş muharebesinin üçü, Birinci İnönü, İkinci İnönü ve Kütahya-Es-kişehir muharebeleri, Eskişehir 'de gerçekleşti.
      Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet'in ilanı-nın ardından çıktığı yurt gezilerinde trenle sık sık Eskişehir'e uğradı.   Atatürk Eskişehir'e son olarak, 21 Ocak 1938 tarihinde geldi.  Bu arada, daha önce isteği üzerine Eskişehir'e getirilmiş olan "Kalabak" suyuna, "Atatürk Suyu" adının verilmek istendi-ğini duyunca, şöyle dedi: "Tabiatın vermiş oldu-ğu bir nimetin sahibi olmak isteği ve iddiasında hiçbir zaman olmadım."     Atatürk yurt gezilerinde İstanbul'dan sonra en çok Eskişehir'e gelmiş, her gelişinde Eskişe-hirlilerin sorunlarını sormuş, görüşmeler yapmış.     Eskişehir’de, Cumhuriyet'in ilk yıllarında en-düstriye, tarıma ve doğal kaynak araştırmalarına hız verildi. Bu yıllarda un, tuğla, kiremit, kereste endüstrileriyle ilgili araştırmalara da başlandı. 1927 yılında Eskişehir'de, "Kurt Kiremit Fabrikası" ve "Arslan Kiremit Fabrikası" kuruldu. Bu iki fabrikanın başarısı  bölgede kısa zaman içinde başka fabrikaların da açılmasını sağladı.     1940'larda Eskişehir'de endüstriyel gelişme-lere teknoloji de eklendi. 29 Ekim 1961 tarihin-de Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü kutlamaları için Eskişehir'e gelmesinin planlanması üzerine, bu tarihte ilk otomobil Cumhurbaşkanı'na sunuldu. Eskişehir'deki atölyelerde üretilen arabaya "Devrim" adı verildi. Devrim; otomobil üretimin-de ilk deneyim, ilk adım oldu. Bu, görünüşte sembolik bir işti. Ancak olanaklar dahilinde, Türkiye'nin endüstri sektöründe neler yapılabileceğinin bir göstergesiydi de... Bu ilk adımdan birkaç yıl sonra, 29 Ekim 1961 tarihli gazetelerde şu başlıklar yer alıyordu:   "İlk Türk otomobili Devrim, yola çıktı ve yirmi adım sonra durdu".