Merhaba
Muhabbet Dolunay Uluç Geçenlerde bir Türk
politikacı bana, "Derginizi ve ekibinizi çok takdir ediyorum. Hiçbir
karşılık ve çıkar beklemeden güzel iş yapıyorsunuz" dedi. İltifat etmek
istiyordu herhalde ama ben bu sözlere çok alındım. Karşılık beklemesek,
çıkarımız olmasa bu işi yapar mıyız? Defalarca anlatmadık mı ki Türk
insanının, laik Türk Devleti’nin, yaşadığımız Belçika'nın çıkarlarını
savunuyoruz. Bizim çıkarımız, hedefimize ulaşmak. Hedefimiz bu topluma
bir hizmet vermek. Karşılık beklemez olur
muyuz? Bu kadar insan şu dergiyi her ay çıkarıp sizlere sunabilmek için
o kadar koşturuyor, gece gündüz çalışıyor. Bunun karşılığında ilgi de
bekliyoruz, eleştiri de, teşekkür de... Kimden gelecek bunlar?
Çıkarlarını koruduğumuz devletlerden veya onların temsilcilerinden
değil herhalde... Onlarla muhabbetimiz yok!
Bizim muhabbetimiz okuyucularımızla... 7.000 dergi dağıtıyoruz,
onbinlerce insanın elinden geçiyor bu dergiler. Çok mutluyuz çünkü bu
insanların bizlerle muhabbeti iyice arttı. Gerçi bazıları çok vicdansız
oluyor(!) Gecenin bir saatinde telefon edip, "Gene beceremediniz
galiba! Nerde kaldı dergimiz? Bizim dernekte dağıtılmadı. Ne biçim iş?"
diye azarlıyorlar. Kızmıyoruz. "Kardeşim, abone misiniz, para mı
verdiniz?" diye terslemiyoruz. Aksine, gösterdikleri ilgi ve
sabırsızlıktan mutlu oluyoruz. Özür dileyip, gecikme nedenlerini
anlatmaya çalışıyoruz. Bir lokanta sahibi,
"Derginizi herkes okuyor, seviyor. Size verdiğim ilanlarla bir sürü
müşteri kazandım" dediğinde; bir işadamı, "İyi iş yapıyorsu-nuz.
İnsanlar memnun. Size sponsor olduğuma pişman değilim" diyerek
katkılarını arttırdığında çok keyifleniyoruz.
Lantin Hapishanesi'nden telefon eden, pis bir
suç işleyip müebbet hapis cezası yemiş Türk delikanlı çok zor
koşullarda bizi arayıp, "Derginiz geldi. Buradaki bütün arkadaşlar
okuyoruz, dergi elden ele gezip iyice aşınıyor" dediğinde ve haberlerle
yazılar hakkında fikirlerini bildirdiğinde gerçekten onur
duyuyoruz. Belçikalı bir bürokrat veya avukat
telefon edip, "Neden Fransızca, Flamanca, İngilizce sayılarınız bu
kadar az" diye sitem ettiğinde; Türkçe öğrenen tüm yabancıların
dergimize abone olmak için sıraya girdiklerini gördüğümüzde
heyecanlanıyoruz. Belçikalı bir bakan veya
belediye başkanı bizi görünce, "Haa, evet. Belçika'daki Türklerin
dergisi, değil mi? Tanıyorum, biliyorum, gördüm" dediğinde göğsümüz
kabarıyor. Internet sitesinde dergimizi
Türkiye'den, Amerika'dan, Avustralya'dan onbinlerce insanın izlediğini
görünce keyifleniyoruz. Beklediğimiz karşılığı
fazlasıyla alıyoruz.
"Anadolu" ve ekibi hakkında dedikodular da
bitti galiba. Artık iyi tanışıyoruz. Gerçi, bize gelen son dedikodular,
maddi sıkıntıları aşamadığımız, borçlarımızı ödeyemediğimiz için
aldığımız önlemlere ilişkin... "Anadolu batıyor" diyenler
varmış. Siz hiç merak etmeyin. Hiç kimse size,
"Anadolu'nun bana borcu var" diyemez. Hiç kimse, "Anadolu" ile para
karşılığı bir iş yaptığını da iddia edemez. Hiçbir devlet veya
temsilcisi derginize maddi veya manevi katkıdan söz edemez. Böyle
şeyler duyarsanız inanmayın, kanıt isteyin.
"Anadolu" yok olmuyor.
"Anadolu" daha yeni yeni işe
başlıyor. Sizler gibi iyi, kaliteli,
alçakgönüllü, kadirşinas okuyucuların muhabbetine doyum
olmuyor. Çocuklarınızla, eşlerinizle,
ailelerinizle güzel, sağlıklı, mutlu bir bayram
geçirin. Muhabbetimiz bol olsun.