OProf. Ahmet Taner
Kışlalı Nereden nereye Nereden
nereye… Mussolini'nin hızlı yıllarındadır.
Faşist diktatör, bir konuşmasında bazı
ülkeleri tehdit eder. İsim yoktur. Ama yapılan bazı yorumlara göre, bu
ülkeler arasında Türkiye de yer almaktadır.
Atatürk'ün Türkiyesi çok sert bir yanıt verir.
Ve faşizme adını vermiş olan ünlü diktatör, ilk kabul resminde, Türkiye
Cumhuriyeti'nin büyükelçisini yanına çağırtır. Şöyle der:
"Sayın Büyükelçi! Benim konuşmamda sözünü
ettiğim ülkeler arasında Türkiye yoktu. Olamazdı. Çünkü ben Avrupalı
olmayan bazı ülkelerden söz etmiştim. Oysa Türkiye bir Avrupa
ülkesidir. Ben nasıl Türkiye'yi kastetmiş olabilirim ki?!.."
Faşizm, insanların ve ırkların eşit
olmadıklarından yola çıkan bir ideolojidir. Ona göre kimileri üstün,
kimileri ise aşağı yaratılmıştır. Eğer siz geri kalmış iseniz, bu sizin
aşağı bir ırktan olduğunuzu gösterir. İşte...
Altmış yıl önce... Atatürk'ün yoksul Türkiyesi, faşizmin isim babasının
bile "Avrupalı" saydığı bir ülkedir! Siyaset
biliminde benzeyenler karşılaştırılır. Tarihçi
Prof. Sina Akşin'in, Atatürk dönemi Türkiyesi'ni aynı dönemin Avrupası
ile karşılaştıran bir çalışması var. Hem de demokrasi
açısından... Haksızlık!
Çünkü o dönemin Türkiyesi'nde demokrasinin
hiçbir önkoşulu yoktu. O dönemin Avrupa'sında ise o önkoşulların hepsi
vardı. Ama karşılaştırma, ortaya çok ilginç iki
sonuç çıkardı. Birincisi... Atatürk dönemi
Türkiyesi'nin demokratiklik düzeyi, aynı dönemin Avrupa ortalamasının
üzerindedir. (Avrupa'da ve dünyada demokrasi gerilemekte, baskı
rejimleri yükselmektedir.) İkincisi...
Kemalist devrimin attığı temeller sayesinde, bugün Türkiye'de çok daha
demokratik kurum ve kurallara sahibiz. Ama bugünün Türkiyesi'nin
demokratiklik düzeyi, Avrupa ortlamasının altındadır.
Bu sonuçları kuşku ile karşılayanlar, biraz
belleklerini yoklasınlar. Nazi zulmünden kaçan
bilim adamlarına ABD kucak açmıştı. Dünyada o dönemin en varlıklı ve en
demokratik ülkesi olarak... Bunlardan tam 142
tanesi, acaba niçin Atatürk'ün yoksul Türkiyesi'ni seçti? Hem de
içlerinde dünya çapında olanlar bile bulunduğu
halde? Nereden nereye!
Mussolini'nin bile "Avrupalı" saydığı bir Türkiye'den... Baskı
rejimlerinden kaçanların sığınak olarak gördüğü bir Türkiye'den... Çok
sayıda Alman bilim adamının, sanatçısının ABD'ye bile tercih ettiği bir
Türkiye'den...
Batılı hanedan temsilcilerinin, devlet ve hükümet
başkanlarının bile ziyaret için kuyruğa girdiği bir Türkiye'den... (
Hem de Atatürk tek birini bile ziyarete gitmediği halde! )
Avrupa'nın kapısında yalvaran bir
Türkiye'ye... - N'olur inanın ben de sizdenim!
Nasıl oldu da oralardan buralara geldik?
Menderes'lerin... Demirel'lerin...
Evren'lerin... Özal'ların... Çiller'lerin sayesinde!
“Atatürk'e evet, Kemalizm'e hayır!" diyenlerin
sayesinde! Atatürk'ün laiklik anlayışının
da... demokrasi anlayışının da... "ulus" ve ulusçuluk anlayışının da...
halkçılık, devrimcilik ve devletçilik anlayışının da... içine edenler
sayesinde! ABD'nin istediği "İkinci
Cumhuriyet"i kurabilmek için, Atatürk'ün Cumhuriyeti'ni yıkmaya
çalışanların Çankaya'lara kadar tırmanabilmesi sayesinde!
Partisi dahil... Atatürk'ün kendi
elleriyle kurduğu ve çok önemsediği hemen tüm kurumları birer birer
kapatanlar sayesinde! Atatürk'ün
Cumhuriyeti'ni "Türk - İslam sentezcileri"ne terk edenler sayesinde!
"Ülkücü mafya"yı, çeteleri, devletin bir
parçası haline getirenler sayesinde!
Atatürk'ün dış siyasetini adım
adım terk edenler sayesinde!.. Son bir söz:
Altmış yıl öncesinin Türkiyesi ile
bugünkünü kıyaslayın... "Gaflet"in ya da "ihanet"in boyutlarını
anlarsınız.
Cumhuriyet, 14 Aralık 1997 (Ben Demokrat Değilim)