Büyükelçi Oğuz Demiralp'in AB değerlendirmesi [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Nereden nereye / Prof. Ahmet Taner Kışlalı



Büyükelçi Oğuz Demiralp'in AB değerlendirmesi [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Nereden nereye / Prof. Ahmet Taner Kışlalı


ruz, saklayacağımız bir şey olmadığını belirtiyo-ruz.      Biz Kafkaslar bölgesinde geleceği hazırlamak istiyoruz. Bunun için de her şeyden önce o bölgede Ermenistan'ın daha barışçı bir politika benimsemesi gerekiyor. Dağlık Karabağ'daki iş-galden vazgeçmesi, uluslararası hukuka uyması, hâlâ tanımadığı Türkiye sınırını tanıması, Türki-ye'den her hangi bir toprak talebinde bulunma-ya kalkışmaması gerekiyor. Ermenistan'ın ba-rışçı politikaya yönelmesi, Kafkaslar bölgesinde, hepimizin istediği olumlu işbirliği ortamının doğmasını kolaylaştıracaktır. Türkiye'nin istediği, iş-birliği ve iyi komşuluk ilişkilerine dayalı olumlu bir ortam oluşturmak ve ortak bir gelecek inşa etmektir. Bunun önüne, geçmişe ilişkin tek ta-raflı iddialar çıkarılmamalıdır.     Ege konusu zaten kendi boyutları içinde yü-rüyor. Bu konuda istikşafi dediğimiz temaslar sü-rüyor. Bu konuda da rahatız. Hukuken ve siyase-ten herhangi bir güçlüğümüz yok. Çözüme hazır tarafız. Dosya iyi incelenirse, rahatsız olan tara-fın Türkiye olmadığı görülecektir.     Kıbrıs konusunda da üzerine düşeni yapmış olan tarafız. Maalesef, GKRY'nin AB üyeliği ne-deniyle üzerimize bir baskı uygulama girişimleri oluyor. Bunlara karşı çıkmaya devam edeceğiz. Kıbrıs sorununun adil bir çözüme ulaşması için gayretlerimizi sürdüreceğiz.     Uzun müzakere sürecinde elbette karşımıza siyasi engeller çıkarmaya çalışanlar olacaktır. Bunlara karşı kararlı ve ciddi bir şekilde direnmek, oyunu kurallarına göre oynamak ve karşı tarafa da böyle olması gerektiğini hatırlatmak politikalarımızın temel ilkelerindendir. ü "AB kamuoyunu ikna"dan sürekli söz edili-yor. Bir yandan da, sadece Türk işçisinin değil, Türk insanının serbest dolaşım hakkına sürekli kısıtlama getirilmesi olasılığından... Bu durumda, Türk kamuoyunun ikna edilmesi zorlaşmayacak mı? ü AB ülkelerinin halklarına Türk halkını daha iyi tanıtmaktan söz etmeliyiz. Bu konuda belirli bir eksikliğimiz var doğrusu... Dolayısı ile, önü-müzdeki müzakere sürecinde üzerinde ulusal bir konu olarak durmamız gereken bir unsur bu olacak. AB Komisyonu'nun da Kültürel Diyalog Planı var. Bu plan, Türkiye ve Türk halkı konu-sunda önyargıların silinmesi ve daha iyi tanıtım açısından bize yardımcı olacaktır. Türk halkı da-ha iyi tanıtılmaya layıktır. Bunu yaparsak birçok mesele daha kolay çözüm bulacaktır.     Serbest dolaşım hakkını sürekli koruma önle-mine ilişkin söylediğiniz doğrudur. Bunu kabul edemeyiz. Geçici dönemler olabilir. İlke düzeyin-de, kalıcı bir şeyi kabul edemeyiz. Türk halkı da kabul etmez. Bu olursa elbette Türk halkının ik-nası zorlaşır ama hiçbir Türk hükümetinin de bu-nu kabul etmeyeceği bellidir. Bu konuda tutumumuzu resmen ortaya koyduk. Sanıyorum bu, müzakere süreci içinde, zamanı gelince aşılacak bir konu olacaktır.ü Sizce 17 Aralık zirvesi sonrasında Türkiye uzun ince yolun hangi aşamasında? ü 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasıyla, yeni bir aşamaya geçmiş olacağız. Müzakerelere baş-lamış bir aday ülke olmak daha güçlü bir statü getirecek. Dolayısıyla uzun ince yolun daha ka-rarlı ve hedefe yönelik bir şekilde devam etmesi aşamasına gelmiş olacağız. ü Zirve sırasında Türkiye bir tavır izledi. Bu, önceden Ankara'da belirlenmiş bir tavır olmalı... Türkiye'nin "halı tüccarı" gibi davrandığını söyle-yenler oldu. Oldukça gergin bir hava vardı galiba... O gerginlik veya pazarlık nasıl geçti?ü Gerginlik,  uyarlama  protokolünü GKRY'yi tanıtma aracı olarak kabul ettirme gayretlerinden kaynaklandı. Buna karşı çıkmamız gerekti. Konu nihayet istediğimiz şekilde sonuçlandı.   Karşı ta-raf bize istediğini kabul ettiremeyince herhalde bir sinirlilik içine girdiler. Tepkilerinden bunu an-lıyorum. "Halı tüccarı" lafına gelince, bu soruyu bana başka yerlerde de sordular. Verdiğim yanıt şu oldu: Halı tüccarlığı kötü bir deyim değildir. Batı sözlüklerinde de "at tüccarlığı" lafı vardır. Bunlar arasında pek fark yoktur. Halı tüccarlığı-nın en rafine şekilde yapıldığı iki yer vardır: Bi-rincisi Dünya Ticaret Örgütü, ikincisi AB... Do-layısı ile, halı tüccarlığını yapamayanlar, bugünkü küreselleşme ortamında yaşayamazlar. ü Zirvede gerçekten sert tartışmalar oldu mu?ü Oldu. Gerginlik oldu. Genelde aday ülkele-rin daha uysal davranmasına alışılmış bir ortam var. Bir aday ülke kuvvetli bir müzakere havasına girerse, bu, alışılmamış bir tavır oluyor.ü Önemli bir döneme giriliyor. Bu sürece sa-dece Dışişleri değil, Türk basını, kamuoyu, sivil toplum örgütleri de dahil olacak. Önerileriniz, beklentileriniz nelerdir?ü Elbette herkese görev düşecek. Burada, Devlet'in yapması gereken bir şey de, bir enformasyon birimi kurarak halkı gelişmeler hakkında sürekli bilgili tutmak olabilir. Halka yalın bir şe-kilde bundan sonra olacakları anlatmak lazım. Masada bürokrasi oturacak ama bu sadece bü-rokrasinin yürüteceği bir süreç olmayacak. İşbirliği ve danışma mekanizmaları oluşturmak gere-kiyor. Bürokrasi içerisinde eşgüdüm çok önemli. Bir eşgüdüm yasası çıkarılması ve bürokrasinin nasıl çalışacağının ortaya koyulması gerekiyor. Tabiatıyla bunlar benim şahsi düşüncelerim. Tür-kiye'de hem devlet hem de ilgili sivil toplum ku-ruluşları ciddi hazırlıklara başladılar.ü 10-15-20 yıllık bir süreçten söz ediliyor. Siz-ce 15 yıl sonra AB'nin durumu ne olabilir? O zaman ortada Türkiye'nin girmek isteyeceği bir kurum kalmazsa...ü Bunu konuşmak için çok erken. 1985'te kimse 1990'ı tahmin edemiyordu. AB o kadar da kötü gitmiyor. Geleceğe dönük spekülasyonlar yapmak ve vadeler saptamak doğru değil. Müzakere süreci başlayınca kendi dinamiğini ya-ratacak. Bu dinamiğin neler getireceğini görece-ğiz. AB'nin kendi zorlukları olduğu doğrudur. Bunların en önemlisi, bugünkü aşamada, Fransa ve Almanya'daki ekonomik durumdur. Bunu aşarlarsa AB gene birlik olarak, daha güvenli adımlarla ilerlemeye devam edecektir. Ekonomik engelleri aşamazlarsa AB'de bazı olumsuz geliş-meler olabilir ama bunlar AB'nin birlik olarak ortada kalmasını engellemez. Avrupa devletlerini bir araya getiren bir birlikte de Türkiye'nin yer alması gerekir. AB mutlaka ya-şayacaktır ama alacağı şekil gelişmelere bağlı olacaktır.