MR'in Türk asıllı politikacıları [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Büyükelçi Demiralp



MR'in Türk asıllı politikacıları [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Büyükelçi Demiralp


Büyükelçi Oğuz Demiralp ü 17 Aralık zirvesi sonrasında çok çeşitli yo-rumlar yapıldı. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, "Kıbrıs artık kaybedilmiş bir davadır" dedi. Baş-bakan, Brüksel dönüşü Türkiye'de, "AB bayraklarıyla", "krallar gibi" karşılandı ama kendisi de bir zaferin söz konusu olmadığını söyledi. Siz, 17 Aralık'ta Türkiye'nin önüne koyulan karar belgesini, olumlu ve olumsuz yönleriyle nasıl de-ğerlendiriyorsunuz?ü Olumlu olan, Türkiye ile katılım müzakere-lerinin başlayacağı tarihin verilmesi... Olumsuz olan ise derogasyon ve kalıcı koruma önlemleri olasılığında söz edilmesi. AB, bunlarla temel il-kelerinden sapıyor. Bunları kabul etmediğimizi notayla bildirdik. Bunun, müzakere sürecinde aşılacak bir sorun olduğunu düşünüyorum.ü Türkiye, AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı varsayılan 3 Ekim tarihinden önce Ankara Anlaşması'nın Uyum Protokolü'nü im-zalayacak. AB'nin genişlemesi ve üçüncü ülke-lerle olan anlaşmaları çerçevesinde bir "uyarlama protokolü" söz konusu... Türkiye'nin de, adaylık sürecinden bağımsız olarak, bu konuda yükümlülükleri var. Bu yükümlülükler 70'li yıllardan beri yerine getirilmemiş, şimdi getirilmesi isteniyor. Bu protokolün imzalanmasının, huku-ken Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıma an-lamına gelmeyeceği ancak bu yönde atılmış önemli bir adım olduğu resmi ağızlardan söylendi. Nasıl değerlendiriyorsunuz? ü 2004 yılındaki son genişlemeyle birlikte yü-rürlüğe giren Katılım Antlaşması'nın 6. maddesine göre AB'nin ortaklık anlaşması olan 27 ül-kenin hepsiyle bu tür uyarlama protokolleri ya-pılması isteniyor. Türkiye aday olsa da, olmasa da, AB ile arasındaki anlaşma çerçevesinde AB Türkiye'den böyle bir talepte bulunacak ve bulu-nuyor. "Şimdiye kadar bunu neden yapmadı?" diyorsunuz. Haklısınız. AB bu konuda açığını kabul ediyor, "Şimdiye kadar gereken hassasiye-ti göstermemiştik ama şimdi hukuki bir boşluk var. Bu boşluğu doldurmak istiyoruz" diyor. ü Bu konuda Türkiye'ye yaptıkları baskıyı di-ğer ülkelere de yapıyorlar mı?ü Başka ülkelerle de sorunlar yaşandı ama bizde konu ayrı bir boyut kazandı. Bunun nede-ni, AB'nin tümü değil ama AB'de bazı çevreler, söz konusu uyarlama protokolünü Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Türkiye'ye tanıtmak için bir araç olarak kullanmaya çalıştılar. Dolayısıyla, teknik bir konu birdenbire siyasi bir nitelik ka-zandı. Zirvede tartışılan temel konulardan birisi bu oldu. Karşı tarafın bize dayatmaya çalıştığı, "Bu uyarlama protokolünü imzalayın, böylece Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıyın" idi. Tür-kiye bunun ayrı bir konu olduğunu, protokolü imzalamanın GKRY'yi tanımak anlamına gelme-yeceğini belirtti ve bunun AB tarafından kabul edilmesini istedi. Sonunda Türkiye'nin tezi üs-tün geldi ve Dönem Başkanı Hollanda başta ol-mak üzere önemli liderler, Tony Blair, Gerhard Schröder, hepsi böyle bir protokolün imzalanmasının GKRY'nin Türkiye tarafından tanınması anlamına gelmeyeceğini açıkça söylediler ve tu-tanaklara geçirdiler. Mesele bu aşamada çözül-müş oldu. Uluslararası bir antlaşma söz konusu olduğu için, Anayasamıza göre hükümetin imzasından sonra TBMM'nin onayı gerekecektir. 17 Aralık metninde Türkiye'nin bu iç prosedürü de göz önüne alması gerekiyor.ü AB üyesi Rumların, Türkiye'nin müzakere sürecini engelleyebileceğine yönelik sinyaller sürekli geliyor. Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne tutumu nasıl olacak?ü Rumlar maalesef AB'nin hataları sonucu tam üye oldular. Teorik olarak veto hakları ve bu haklarını kullanabilecekleri çok geniş bir alan var. Ancak bu, tabii ki, bir siyasi sorumluluk me-selesi... Bunu yapan taraf, siyasi sorumluluğunu üstlenmeye hazır olmalıdır. ü Rumların AB üyeliğinin AB hataları sonucu olduğunu belirtiyorsunuz ama geçmişte Türki-ye'nin de hataları olmadı mı bu konuda?ü Benim söylediğim şu: AB kurallarına göre Kıbrıs meselesi gibi bir meselenin çözümüne hayır diyen bir tarafın üye yapılmaması gerekirdi. Kıbrıs sorununun müzakere süreci içerisinde Türkiye'nin hataları olup olmadığı ayrı bir konu-dur. Bu süreç son üç senenin değil, 1968'de başlamış bir müzakerenin sürecidir. Bu uzun sü-reç sonunda nihayet bir çözüm belgesi ortaya konmuştur. Rum tarafı bunu reddetti. AB'nin Gündem 2000'de ortaya koyduğu kriterlere gö-re böyle bir şeyin reddedilmesinin, üyeliğin önünde engel olması gerekir. Kanımca yapılan hata budur. Tek taraflı olarak Rumları almakla sorunu bünyelerine ithal etmiş oldular. ü Bir de Avrupa Parlamentosu'nun kararı var. Çok ağır içerikli bir karar ki bu karara AB zirvesi belgesinde atıfta bulunuluyor. Avrupa Parlamentosu'nun "evet"i çok ağır koşullar içe-riyor. "Yaptırım gücü yok" deyip geçmek artık mümkün gözükmediğine göre Türkiye'nin yanıtı ve yaklaşımı ne olacak?
ü Avrupa Parlamentosu'nun kararının "evet" tarafı önemli. Büyük bir çoğunluk, Türkiye ile müzakerelerin açılmasına evet dedi. Bütün dik-katler bu olumlu yöne çevrildi. Kararın öbür ta-rafında birçok olumsuz unsur var. Bunların hiç-biri yeni değil. Avrupa Parlamentosu'nun nasıl bir yer olduğunu biliyoruz. Türkiye hakkında yaklaşık 25 senedir çeşitli kararlar alıyorlar. O kararlardaki olumsuz unsurları yeniden bu kara-ra taşıdılar. Avrupa Parlamentosu kararlarının hukuki yaptırım gücü yok. Bu aşamada, Parla-mento'nun, müzakerelerin başlatılmasına verdiği destek üzerinde durmak lazım. Olumsuz unsur-ları, bugüne kadar yaptığımız gibi, reddetmeye devam etmek lazım. İlişkiler devam edecek, ko-nuları kendilerine anlatmaya çalışacağız. Anla-yabildikleri kadar... Maalesef, Avrupa Parlamen-tosu'ndaki dinamikler her zaman çok kontrollü olmuyor.ü    Müzakerelerin 3 Ekim'den sonraya sarkması olasılığı var mı? Önümüzdeki teknik süreç nedir?ü Bugünkü aşamada müzakerelerin 3 Ekim'-den sonraya sarkması olasılığı yok. Bu tarihte başlaması kararı alındı. Şimdi AB tarafı kendi müzakere çerçevesini hazırlayacak. Bu, tahminen, 2005'in ikinci yarısında, İngiliz Dönem Başkanlığı sırasında olacak. Müzakereler başla-dıktan sonra herhalde önce tarama süreci olacak. Sonra fasıllar halinde müzakerelere geçilecek ancak bunlar henüz belirlenmiş aşamalar değil. AB Komisyonu bu konuda iç hazırlık ça-lışmalarını henüz başlatmadı.ü 3 Ekim'de bir tören mi olacak?ü    Katılım müzakerelerinin yürütüleceği  fo-rum  olarak Türkiye ile AB arasında, İkili Hükü-metlerarası Konferans kurulacak. O açılış, Kon-ferans'ın açılışı olacak. Müzakerelerin cereyan edeceği zeminin adı da İkili Hükümetlerarası Konferans olacak. ü O aşamada Kıbrıslı Rumların olumsuz bir tavrı görülebilir mi?ü Neler olacağını şu anda öngöremeyiz. Bildiğiniz gibi, bir çok aşamada veto hakları var ama bunu yapan, siyasi sorumluluğu üstlenir. ü Uzun müzakere sürecinde Türkiye başka ne gibi siyasi engellerle karşılaşabilir? Ermeni me-selesi, Ege, Kıbrıs'a ilişkin yeni talepler ve deği-şik dosyaların gündeme getirilmesi, referandumlarla engelleme girişimleri herhalde şaşırtıcı ol-mayacak... ü Ermeni meselesini Fransa ve diğer bazı ül-keler söylediler. Bu meselenin, Türkiye'nin AB'-ye katılım süreci ile bugüne kadar hiçbir alakası olmadı. Bu siyasi bir kriter olmadı, bundan son-ra da olmaması gerekir. Bu konuda Türkiye'nin tutumu bellidir. Bu, tarihçilerin meselesidir. Ta-rihte sakladığımız hiçbir husus yoktur. Tarihçiler oturup konuyu tartışırlar. Özellikle Fransa'da ba-zı çevreler kendi tezlerini kabul ettirmek için bu konudaki ifade ve araştırma özgürlüğünü engelliyorlar. Bunun da üzerinde durmak lazım. Birisi Fransa'daki Ermenilerin tezlerine aykırı bir gö-rüş ortaya atınca onu suçlamaya kalkıyor, mah-kemeye veriyorlar. Açıkça, ifade ve bilimsel araştırma özgürlüğünü engelliyorlar. Biz, tersine, bu özgürlükleri savunuyor, araştırılmasını istiyo-