Ermeniler
kullanılıyor. Önce Rusya, ardından İngiltere saldırıyor. Rusya
Akdeniz'e inmek istiyor; İngiltere ve Fransa da bunu istemiyorlar ve
müdehale ediyorlar. Osmanlı o dö-nemde Fransızla, İngilizle ve Rus'la
savaşta... Osmanlı değişik cephe-lerde, Çanakkale'den, Mısır'a,
Lib-ya'ya kadar savaşıyor. Ekonomik olarak çökmüş bir imparatorluk
sa-vaş halinde... Ermenilerin yabancı ordulara yaptığı yardımdan da çok
yıpranıyor. Ermeniler, orduya giden yiyeceklere el koyuyorlar, Ermeni
Türkü olarak orduya kayıt oluyorlar, sonra da silahlarıyla kaçıyorlar
ve Fransız, Rus ordularına giriyorlar. Fransızlar Ermenilerden oluşmuş
bir ordu oluşturuyorlar. Türk askeri bunlarla mücadele ediyor. Sonra da
"tehcir" dedikleri olay oluyor ki bu kelime de yanlış kulla-nılır.
Çünkü tehcirin esas anlamı yurtdışına gönderilmektir ki o dö-nem
gönderildikleri yerler Irak, Su-riye, Mısır, hepsi Osmanlı
toprakla-rı... Yani tehcir yok, yer değiştirme var.
MR'in eski başkanı Daniel Du-carme'a kitabın
taslağını vermiştim. Karşılıklı olarak konuşarak da ko-nunun
aslını ona anlatmıştık ve ik-na olmuştu. Reynders daha çok ye-ni bir
genel başkan. Burada konunun anlatılması ve
ikna edilmesi gereken kitle Avrupa-lı Politikacılar. Bu kitabı bu
nedenle hazırladım ve hepsine gönderece-ğim. Benim partimin içinde iki
kişi var, müthiş Ermeni yanlısı olan. Onlara da hodri meydan diyorum,
gelip benimle tartışsınlar, ben hazı-rım. Acaba Avrupalı biliyor mu,
bir Ermeni'nin, çocuğunu emziren ka-dının kucağından bebeğini alıp
ate-şe atıp, kızartıp anneye zorla etini yedirdiklerini ?.. Hamile
kadının karnını deşip, cenini havaya fırlatıp süngünün ucunda bebekle
sokak ortasında yürüdüğünü hangi Avru-palı biliyor? Yaşlı genç demeden
eve insanları kapatıp yaktıklarını kim biliyor? Osmanlı Arşivleri'ne
son 10 senede kaç yabancı tarihçi veya araştırmacı girmiş? Milyonlar-ca
doküman var. Tarihçiler kitaplar yazıyorlar ama hiçbiri Osmanlı
ar-şivlerine bakmamış bile. Bugün mahkemelerde bile hakim tek tarafı
dinleyerek karar vermez. Politikacı da karar almadan önce araştırmak
zorunda. 1915 olayları tarihtir çün-kü o gün 10 yaşında olan bir insan
bugün hayatta değil. Dolayısıyla, yaşayan tanık kalmadığı zaman gerçeği
ancak tarihçiler tespit edebilirler. Özgürlükler ülkesi Fransa Cezayir
hürriyetini istediğinde vermedi ve 1 milyona yakın insan öl-dürdü.
Eşitlik de vermedi, kardeş olarak hiç görmedi... Bu ülke 1915'i
yargılıyor ! Bu yargısız in-fazdır. Tarihçiler oturup karar ver-sinler,
o zaman hepimiz sonucu kabul ederiz. Biz parti
başkanına bunları an-latacağız. Bütün bunlarda Türkiye'-nin susmasının
da etkisi var. Rus-larla Ermeniler 1992'de, Yukarı Karabağ'da, bir
gecede 800 kişiyi öldürdüler, katliam yaptılar. Bir mil-yondan fazla
insan da evsiz kaldı. Bugün hala bu insanlar Azerbay-can'da çadırlarda
yaşıyorlar. BM de, AB de suskun kaldı... Bu niye hiç konuşulmuyor? İşte
bu ikiyüz-lülük...Anadolu: Şimdi daha da şaşırıyo-ruz. Yapmış olduğunuz
araştırma ve konuya hakimiyetinize bakıyo-ruz, bir de sizin partinizden
gelen açıklamalara... Mustafa Öztürk: Biz de bunları an-latmaya
çalışıyoruz. İki buçuk sene bunun için çalıştım ve kitap yaz-dım.
Bunlara anlatmak için. Bu arada da, Türkiye'den bir buçuk senedir
bürokrasi yüzünden cevap gelmedi. Tek başımıza bu insanlara doğruları
anlatmak için mücadele veriyoruz. Ben politikaya girmeden önce de
araştırmalarımı yapıyordum ve politikaya girmekte ama-cım sesimi
duyurabilmekti. Beledi-ye Meclis Üyesi imzalı bir kitap ya-zıp
politikacılara gönderebiliyorum şimdi. Kimseden para almadım, aksine
bütün harcamaları cebimden yaptım. Bu hepimizin ortak meselesi, kişisel
bir mesele değil. Ben istiyorum ki yabancı siyasetçiler gelsinler ve
bana "yalan söylüyorsun" desinler ki onlarla tartışıp doğruları
anlatabileyim. İstedikleri yerde, meydanlarda çıkıp "yalancı" olduğumu
söylesinler ki ben de onların "daha büyük yalancı" olduklarını
kanıtlayayım. Sait Köse: Siz bizim yerimizde ol-sanız, (bütün bu
konudaki çalışma-larımızı ve düşüncelerimizi bildikten sonra) böyle bir
basın açıklamasını gördükten sonra ne hissedersiniz? Ne kadar
üzüldüğümüzü tahmin edersiniz herhalde...Mustafa Öztürk: Öte yandan
şunu da iddia ediyorum ki Belçika'da hiçbir Türk politikacı, hangi
parti-den olursa olsun, bu konulara vakıf değil. Ben, kim isterse
istesin bu konuda konuşurum ve tüm sorulara cevap veririm.
Sosyalistlerden, ye-şillerden, benim partimden de kim isterse konuşmaya
ve tartışmaya hazırım. Benim partim liberal bir parti. Herkesin mâkul
seviyede dü-şüncesini açıklayabileceği bir parti-dir, yasak yoktur. Ben
demokratik koşullarda kendi parti başkanımı bile eleştiririm. Başka
partilerde bu var mı?Anadolu: O zaman bu konuda parti Başkanınızı
eleştiriyorsunuz?Mustafa Öztürk: Hayır eleştirmiyorum. Çünkü bu
uluslararası bir ko-nudur. Devletler arası bir çıkar da sözkonusuysa
benim partim bunu konuşacaktır. Ama benim Türk kö-kenli bir seçilmiş
olarak da görevim, başkanıma gidip, gerçeği gös-termek ve anlatmaktır.
Ermeni anıtının dikildiği Ixel-les'in belediye
başkanı sosyalist. Emir Kır da bugün tarihi eserlerden sorumlu Bakan
olduğu için geçen ay Ermeniler, Ixelles Belediye Mec-lisi'nde soru
sordurttular, anıtın kal-dırılıp kaldırılmayacağı konusunda. Ixelles
Belediye Başkanı, "Hayır, kaldırmayacağız, böyle bir olay ya-şanmıştır"
diye cevap verdi. Göze batan benim parti başkanımın açıklaması oluyor.
Öte tarafta sosyalist belediye başkanı da anıtı kaldırma-yacağını
söylüyor. Bu haksızlık ol-muyor mu?Sait Köse: Bizim başka
sıkıntıları-mız da var. Biz propagandamızı iyi yapamıyoruz. Partimiz bu
seçimlerde çok oy kaybetti. "Sait'in partisi işsizlik parasını
kaldıracak" diye propaganda yaptılar. Belçika'da as-la işsizlik parası
kalkmaz. Bizim partimizin önerisi "pointage"ı kal-dırma önerisiydi.
Amaç işsizlik tazminatını kaldırmak değil, çalışmaya teşvik etmek.
Çalışan kesim gittikçe azalıyor ve bir gün bunun altında kalacağız.
1300 euroya ça-lışan bir adam 900 euro işsizlik pa-rası alıp, gerisini
de kaçak çalışırım diyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu yok. Bunları
söyleyince oy kaybediyoruz. İnsanlar daha fazla para almak için
eşlerinden boşanıyorlar! Bunlar sağlıklı mı? Sosyalistler bunlara göz
yumuyorlar ama böyle gi-derse Belçika'da 10 yıl sonra sistem çöker.
Belçika'da sosyalistler statükocu oldu. Mustafa Öztürk:
Seçimlerde MR'in Brüksel'deki kaybını ben Schaer-beek'e ve Türk
toplumuna bağlı-yorum. 40 seneden beri ilk defa Türk toplumu
po-tansiyel bir şekilde 2000'de yerel se-çimlere katıldı. Orada hiç
fire ver-meden listesindeki adayları seçtirebi-len tek parti bizim
partiydi. O zaman sosyalistlerden Schaerbeek'ten hiç aday seçilemedi.
Geçen seçimlerdeki (2004) ne-ticede de MR'den hiç seçilemedi, oylar
sosyalistlere gitti. MR'in zayıf seçim kampanyası yapmasının
neti-cesidir bu. Sosya-list Emir Kır 7 bin oy, Emin Özkara 3 bin oy
aldılar. Zaten Schaerbeek'teki Türk kökenli oy sayısı yaklaşık 7 bin.
Brüksel genelindeyse 12 bin civarında. Biz-den biri 4 bin oy alsaydı,
bu oylar sosyalistlerden eksilecekti çünkü neticede Türk adaylar ancak
Türk-lerden oy alabilirler. Belediye Mec-lisi'nde 25'e 26 sandalye var.
Kıl payı dengeler değişti. MR o zaman seçim kaybetmemiş olacaktı. Bu
açıdan bakılınca MR'e seçim kaybettiren Türklerdir. Buradan şu so-nuç
çıkıyor: Biz 3 Türk seçilmişi, MR, Türklerle parti arasında köprü gibi
kullanamadı. Türkleri tanıyacak ve kendisini tanıtacaktı, bunları
yapmadı. Kabahat MR'dedir. Bunu da partiye anlattık. Bu eleştirilerim
de partinin lehine çünkü kendi yanlışlarınızı bilmezseniz doğruyu da
bulamazsınız. Bundan sonra hiçbir parti Türk toplumunu gözardı edemez.
Bunu yaparsa kendini batırır. Her zaman muhallefette kalmaya mahkum
olur. Bugüne kadar Türki-ye'ye hangi siyasi partinin başkanı gitti? Ama
MR'den Daniel Ducarm gitti. Louis Michel'in bir ayağı ora-da... Bunlar
da işin bir başka yü-zü. Garaj Uysal Osman