MR'in Türk asıllı politikacıları [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Büyükelçi Oğuz Demiralp'in AB değerlendirmesi



MR'in Türk asıllı politikacıları [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Büyükelçi Oğuz Demiralp'in AB değerlendirmesi


Ermeniler kullanılıyor. Önce Rusya, ardından İngiltere saldırıyor. Rusya Akdeniz'e inmek istiyor; İngiltere ve Fransa da bunu istemiyorlar ve müdehale ediyorlar. Osmanlı o dö-nemde Fransızla, İngilizle ve Rus'la savaşta... Osmanlı değişik cephe-lerde, Çanakkale'den, Mısır'a, Lib-ya'ya kadar savaşıyor. Ekonomik olarak çökmüş bir imparatorluk sa-vaş halinde... Ermenilerin yabancı ordulara yaptığı yardımdan da çok yıpranıyor. Ermeniler, orduya giden yiyeceklere el koyuyorlar, Ermeni Türkü olarak orduya kayıt oluyorlar, sonra da silahlarıyla kaçıyorlar ve Fransız, Rus ordularına giriyorlar. Fransızlar Ermenilerden oluşmuş bir ordu oluşturuyorlar. Türk askeri bunlarla mücadele ediyor. Sonra da "tehcir" dedikleri olay oluyor ki bu kelime de yanlış kulla-nılır. Çünkü tehcirin esas anlamı yurtdışına gönderilmektir ki o dö-nem gönderildikleri yerler Irak, Su-riye, Mısır, hepsi Osmanlı toprakla-rı... Yani tehcir yok, yer değiştirme var.      MR'in eski başkanı Daniel Du-carme'a kitabın taslağını vermiştim. Karşılıklı olarak  konuşarak da ko-nunun aslını ona anlatmıştık ve ik-na olmuştu. Reynders daha çok ye-ni bir genel başkan.     Burada konunun anlatılması ve ikna edilmesi gereken kitle Avrupa-lı Politikacılar. Bu kitabı bu nedenle hazırladım ve hepsine gönderece-ğim. Benim partimin içinde iki kişi var, müthiş Ermeni yanlısı olan. Onlara da hodri meydan diyorum, gelip benimle tartışsınlar, ben hazı-rım. Acaba Avrupalı biliyor mu, bir Ermeni'nin, çocuğunu emziren ka-dının kucağından bebeğini alıp ate-şe atıp, kızartıp anneye zorla etini yedirdiklerini ?.. Hamile kadının karnını deşip, cenini havaya fırlatıp süngünün ucunda bebekle sokak ortasında yürüdüğünü hangi Avru-palı biliyor? Yaşlı genç demeden eve insanları kapatıp yaktıklarını kim biliyor? Osmanlı Arşivleri'ne son 10 senede kaç yabancı tarihçi veya araştırmacı girmiş? Milyonlar-ca doküman var. Tarihçiler kitaplar yazıyorlar ama hiçbiri Osmanlı ar-şivlerine bakmamış bile. Bugün mahkemelerde bile hakim tek tarafı dinleyerek karar vermez. Politikacı da karar almadan önce araştırmak zorunda. 1915 olayları tarihtir çün-kü o gün 10 yaşında olan bir insan bugün hayatta değil. Dolayısıyla, yaşayan tanık kalmadığı zaman gerçeği ancak tarihçiler tespit edebilirler. Özgürlükler ülkesi Fransa Cezayir hürriyetini istediğinde vermedi ve 1 milyona yakın insan öl-dürdü. Eşitlik de vermedi, kardeş olarak hiç görmedi... Bu ülke 1915'i yargılıyor ! Bu yargısız in-fazdır. Tarihçiler oturup karar ver-sinler, o zaman hepimiz sonucu kabul ederiz.      Biz parti başkanına bunları an-latacağız. Bütün bunlarda Türkiye'-nin susmasının da etkisi var. Rus-larla Ermeniler 1992'de, Yukarı Karabağ'da, bir gecede 800 kişiyi öldürdüler, katliam yaptılar. Bir mil-yondan fazla insan da evsiz kaldı. Bugün hala bu insanlar Azerbay-can'da çadırlarda yaşıyorlar. BM de, AB de suskun kaldı... Bu niye hiç konuşulmuyor? İşte bu ikiyüz-lülük...Anadolu: Şimdi daha da şaşırıyo-ruz. Yapmış olduğunuz araştırma ve konuya hakimiyetinize bakıyo-ruz, bir de sizin partinizden gelen açıklamalara... Mustafa Öztürk: Biz de bunları an-latmaya çalışıyoruz. İki buçuk sene bunun için çalıştım ve kitap yaz-dım. Bunlara anlatmak için. Bu arada da, Türkiye'den bir buçuk senedir bürokrasi yüzünden cevap gelmedi. Tek başımıza bu insanlara doğruları anlatmak için mücadele veriyoruz. Ben politikaya girmeden önce de araştırmalarımı yapıyordum ve politikaya girmekte ama-cım sesimi duyurabilmekti. Beledi-ye Meclis Üyesi imzalı bir kitap ya-zıp politikacılara gönderebiliyorum şimdi. Kimseden para almadım, aksine bütün harcamaları cebimden yaptım. Bu hepimizin ortak meselesi, kişisel bir mesele değil. Ben istiyorum ki yabancı siyasetçiler gelsinler ve bana "yalan söylüyorsun" desinler ki onlarla tartışıp doğruları anlatabileyim. İstedikleri yerde, meydanlarda çıkıp "yalancı" olduğumu söylesinler ki ben de onların "daha büyük yalancı" olduklarını kanıtlayayım. Sait Köse: Siz bizim yerimizde ol-sanız, (bütün bu konudaki çalışma-larımızı ve düşüncelerimizi bildikten sonra) böyle bir basın açıklamasını gördükten sonra ne hissedersiniz? Ne kadar üzüldüğümüzü tahmin edersiniz herhalde...Mustafa Öztürk: Öte yandan şunu da iddia ediyorum ki Belçika'da hiçbir Türk politikacı, hangi parti-den olursa olsun, bu konulara vakıf değil. Ben, kim isterse istesin bu konuda konuşurum ve tüm sorulara cevap veririm. Sosyalistlerden, ye-şillerden, benim partimden de kim isterse konuşmaya ve tartışmaya hazırım. Benim partim liberal bir parti. Herkesin mâkul seviyede dü-şüncesini açıklayabileceği bir parti-dir, yasak yoktur. Ben demokratik koşullarda kendi parti başkanımı bile eleştiririm. Başka partilerde bu var mı?Anadolu: O zaman bu konuda parti Başkanınızı eleştiriyorsunuz?Mustafa Öztürk: Hayır eleştirmiyorum. Çünkü bu uluslararası bir ko-nudur. Devletler arası bir çıkar da sözkonusuysa benim partim bunu konuşacaktır. Ama benim Türk kö-kenli bir seçilmiş olarak da görevim, başkanıma gidip, gerçeği gös-termek ve anlatmaktır.      Ermeni anıtının dikildiği Ixel-les'in belediye başkanı sosyalist. Emir Kır da bugün tarihi eserlerden sorumlu Bakan olduğu için geçen ay Ermeniler, Ixelles Belediye Mec-lisi'nde soru sordurttular, anıtın kal-dırılıp kaldırılmayacağı konusunda. Ixelles Belediye Başkanı, "Hayır, kaldırmayacağız, böyle bir olay ya-şanmıştır" diye cevap verdi. Göze batan benim parti başkanımın açıklaması oluyor. Öte tarafta sosyalist belediye başkanı da anıtı kaldırma-yacağını söylüyor. Bu haksızlık ol-muyor mu?Sait Köse: Bizim başka sıkıntıları-mız da var. Biz propagandamızı iyi yapamıyoruz. Partimiz bu seçimlerde çok oy kaybetti. "Sait'in partisi işsizlik parasını kaldıracak" diye propaganda yaptılar. Belçika'da as-la işsizlik parası kalkmaz. Bizim partimizin önerisi "pointage"ı kal-dırma önerisiydi. Amaç işsizlik tazminatını kaldırmak değil, çalışmaya teşvik etmek. Çalışan kesim gittikçe azalıyor ve bir gün bunun altında kalacağız. 1300 euroya ça-lışan bir adam 900 euro işsizlik pa-rası alıp, gerisini de kaçak çalışırım diyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu yok. Bunları söyleyince oy kaybediyoruz. İnsanlar daha fazla para almak için eşlerinden boşanıyorlar! Bunlar sağlıklı mı? Sosyalistler bunlara göz yumuyorlar ama böyle gi-derse Belçika'da 10 yıl sonra sistem çöker. Belçika'da sosyalistler statükocu oldu.  Mustafa Öztürk: Seçimlerde MR'in Brüksel'deki kaybını ben Schaer-beek'e ve Türk toplumuna bağlı-yorum. 40 seneden beri ilk defa Türk toplumu po-tansiyel bir şekilde 2000'de yerel se-çimlere katıldı. Orada hiç fire ver-meden listesindeki adayları seçtirebi-len tek parti bizim partiydi. O zaman sosyalistlerden Schaerbeek'ten hiç aday seçilemedi. Geçen seçimlerdeki (2004) ne-ticede de MR'den hiç seçilemedi, oylar sosyalistlere gitti. MR'in zayıf seçim kampanyası yapmasının neti-cesidir bu. Sosya-list Emir Kır 7 bin oy, Emin Özkara 3 bin oy aldılar. Zaten Schaerbeek'teki Türk kökenli oy sayısı yaklaşık 7 bin. Brüksel genelindeyse 12 bin civarında. Biz-den biri 4 bin oy alsaydı, bu oylar sosyalistlerden eksilecekti çünkü neticede Türk adaylar ancak Türk-lerden oy alabilirler. Belediye Mec-lisi'nde 25'e 26 sandalye var. Kıl payı dengeler değişti. MR o zaman seçim kaybetmemiş olacaktı. Bu açıdan bakılınca MR'e seçim kaybettiren Türklerdir. Buradan şu so-nuç çıkıyor: Biz 3 Türk seçilmişi, MR, Türklerle parti arasında köprü gibi kullanamadı. Türkleri tanıyacak ve kendisini tanıtacaktı, bunları yapmadı. Kabahat MR'dedir. Bunu da partiye anlattık. Bu eleştirilerim de partinin lehine çünkü kendi yanlışlarınızı bilmezseniz doğruyu da bulamazsınız. Bundan sonra hiçbir parti Türk toplumunu gözardı edemez. Bunu yaparsa kendini batırır. Her zaman muhallefette kalmaya mahkum olur. Bugüne kadar Türki-ye'ye hangi siyasi partinin başkanı gitti? Ama MR'den Daniel Ducarm gitti. Louis Michel'in bir ayağı ora-da... Bunlar da işin bir başka yü-zü. Garaj Uysal Osman