Geçen sayımızda Valon liberal parti MR'in Türkiye hakkındaki
açıklamasına yer vermiş ve "Valon liberallerden kemer altı darbe"
başlığını kullanmıştık. AB'deki yoğun Türkiye tartışmaları sırasında
MR'in yaptığı açıklama öylesine bilgisizlik, ilgisizlik ve Türk
toplumuna ihanet kokuyordu ki, tepkisiz kalmak mümkün değildi. MR,
Türkiye'den, "Kıbrıs Rum yönetimini tanımasını", "Ermeni soykırımını
kabul etmesini", "başta Kürtlere olmak üzere azınlık haklarını
geliştirmesini", "kadın-erkek eşitliği ve fikir özgürlüğü garantisini
sağlamasını" istiyordu. Haberi okuyucularımıza yansıttıktan sonra, "Not
ettik! Gelecek seçim döneminde Valon liberal dostlarımızı lokanta ve
dernekleri-mizde bizlerle yine "göbek atmaya" bekleriz! Çok iyi dönüyor
ve kıvırtıyorlar!" demiştik. Bu habere
okuyucularımızdan çok fazla tepki geldi. Belçika'da onbinlerce Türk oy
kullanıyor ve bunlar arasında MR'in seçmenleri de elbette çok. Şimdi,
bu partiye oy verdiği için pişman olduğunu söyleyenler çok fazla. Oysa,
MR bünyesinde Türkiye'yi kuvvetle savunan, örneğin Louis Michel gibi
güçlü politikacılar da var. Buna rağmen, Valon liberaller, birkaç
Ermeni lobicisinin baskısına boyun eğerek onbinlerce Türk'ü öylesine
büyük bir hayal kırıklığına uğrattılar ki, bunun kendilerine siyasi
maliyeti çok yüksek olacak."Türk toplumu unutkandır" zihniyetiyle,
uyduruk bir soykırım iddiasını gündeme taşıyan MR hangi lobinin daha
güçlü, hangi görüşlerin daha doğru ve dürüst olduğunu gelecek
seçimlerde fark edecek. Bu "siyasi olay" MR'in
Türk adaylarını ve seçilmiş politikacılarını çok üzdü ve onları çok zor
bir duruma düşürdü. Bu "Türk asıllı" politikacılardan da tepkiler aldık
ve memnuniyetle gördük ki, onların tepkisi de "partiden" değil,
"Türkiye'den" ve "Türk toplumundan" yana. Schaerbeek Belediye
Meclisi'nin seçilmiş MR üyelerinden Sait Köse ve Mustafa Öztürk,
"Anadolu" dergisinin "sinirli" ve "sataşkan" sorularına çok dürüst ve
cesur yanıtlar verdiler. Kendileriyle yaptığımız söyleşinin özetini
aktararak, bu politikacıların
duygularını ve kalitelerini de yansıtmış, yerel basındaki görevimizi
tarafsız bir şekilde yapmış olacağımızı düşünüyoruz: Anadolu: Türk
asıllı MR üyeleri olarak partinizin açıklamasını nasıl
hazmedebiliyorsunuz? Seçim dö-nemi yaklaştığında MR Türkler-den oy
istemeye gelebilecek mi?Sait Köse: Biz pirincin taşını ayıklamakta çok
zorluk çekiyoruz. Va-tandaşa karşı çok zorlanıyoruz. İnsanlara bir sürü
hizmet götürebiliyoruz ama parti bu şekilde çıktığında herşeyi alıp
götürebiliyor. Partinin bu konuda basın bildirisi yayınladığını ilk
duyduğumda he-men basın danışmanına telefon açtım. İlk iş olarak, parti
genel başkanından randevu talep ettim. Bu konuyu görüşmek ve ona
ay-rıntılı bilgi vermek için randevu aldık. Görüşeceğiz. Belçika'daki
bütün partiler aslında aynı görüşü savunuyorlar. Soykırım konusu
Belçika Senatosu'nda görüşüldü ve orada kabul edildi. Parlamento
gündemine daha gelmedi. Bazı partiler fikirlerini açık açık
söyle-miyorlar. Burada "MR kıvırıyor" diye yazmışsınız ama asıl diğer
partiler kıvırıyor. MR bütün konularda biraz daha direk konuşur. Diğer
partiler gibi politik davranmaz.
Partililer burada olayın özünü yanlış biliyorlar. Bizlerin görevi de bu
durumda parti içi lobi yapmak ve partideki insanlara işin aslını
anlatmak. Doğruyu anlatmamız gerekiyor. Burada tarihsel bir olay var,
bunları tarihçilere bırakmak lazım. Ben hiçbir tarih kitabında
"soykırım" olmuştur dendiğini okumadım. Yıllardan beri, Fransa başta
olmak üzere, bu olay siyasi amaçlarla kullanılıyor. Bugün MR'in
içinde de 5-10 kişilik bir kesim böyle düşünmektedir. Bir-kaç kişi
toplanıp bu basın bildirisini sunmuşlardır. Biz de, Belma Tek, Nezahat
Namlı, Mustafa Öz-türk ve ben, gidip bu konudaki ra-hatsızlığımızı ve
olayın özünü baş-kanımıza anlatacağız.Anadolu: Bu girişiminizin ne
getireceğini umuyorsunuz?Sait Köse: Bu tip çalışmalarda parti başkanı
hemen basın bildiri-sini geri çekip açıklama yapmaz. Önemli olan
beyinlerde değişiklik yapmak. Bunun için de usanma-dan izah etmek
gerekiyor. Bizim umudumuz uzun vadede bu insanları ikna edip onlara
doğruları göstermek. Mesela aynı partiden olan Louis Michel de
Türkiye'nin adaylığı konusunda en taraftar in-san. Türkiye'nin adaylığı
için çok uğraştı ve buna devam ediyor. Bu insan yakın zamana
kadar MR'in Genel Başkanı'ydı. Her partide değişik düşünenler her zaman
olur. Ben bu basın bildirisinden Didier Reynders'in bire bir haberi
olduğunu hiç zannetmiyorum. (Şimdiden sonra olacak tabii!) Bu arada
Reynders çok büyük bir Türkiye dostudur. En azından bi-zim
çabalarımızla bundan sonra böyle bir açıklama olmaz diye tahmin
ediyorum...Mustafa Öztürk: Bu siyasi bir dek-larasyondur. Her zaman bu
tip açıklamalar yapılabilir. Ancak Er-meni konusunun özüne
bakıldığında, soykırımın gerçekten yapılıp yapılmamış olması Didier
Reyn-ders açısından hiç de önemli de-ğil. Olay siyasi bir deklarasyon.
Avrupa'da ve dünyada çok fazla politikacı “1915 soykırımı” dedikleri
olayın gerçek yüzünü bilmiyor. Bilen de siyasi açıdan sözkonusu
edemiyor gerçekleri... Bir Ermeni soykırımı yoktur. Aslında Türkler
soykırıma uğramıştır. Ben bunu iddia ediyorum. Bir ay sonra çıkacak
olan "Pouvoir du Lobi" (Lobi'-nin Gücü) adlı kitabım da bunun
kanıtlarıyla doludur. Devlet arşivlerine dayalı olarak, belgelerle
ya-zılmış bir kitaptır. Azerbaycan Devleti'nin belgeleri, Osmanlı
Devlet arşivleri, Brüksel Milli Kü-tüphanesi belgelerine dayanarak
yaptığım araştırmalar Türklerin Ermeni soykırımına uğradığını
ka-nıtlıyor. Bunun için soykırım keli-mesini açıklamak lazım. Soykırım:
silahlı bir milletin, organize bir şe-kilde, sistemli olarak, silahsız
bir milleti, bir toplumu veya bir dini gurubu imha etmesidir.
Olay 1915'te geçmiş ama 1800'lü senelerden
itibaren Er-menilerin yapmış oldukları organizasyonlara ve söylemlere
baktığı-mızda; Papazlar tarafından yolla-nan paralarla silah alımı için
para transferleri yaptıklarını biliyoruz. Anadolu'daki kiliselerin
mahzenlerinde bulunan silahlar var. Kurul-muş olan onlarca komite var.
Bunların içinde hâlâ varlığını ko-ruyanlar var. 1886 senesinde ilk
Hınçak kuruluyor. Ardından başka komiteler kuruluyor. Bütün bunların
tüzükleri de var bende. Bu komiteler Anadolu'nun en ücra köşelerinde ve
dünyanın belli başlı ülkelerinde şubeler açıyorlar. Köy-lere nasıl
saldırılacağını, ne şekilde adam öldürüleceğini programla-mışlar. Sözde
soykırım 1915'te oluyor ama bu komiteler 1880'-lerde kuruluyor! Peki
neden? Fransızların, İngilizlerin, Rusların misyonerleri Anadolu'da
büyük bir faliyet gösteriyorlar. Gayeleri Ermenistan devletini kurmak.
Av-rupanın o günkü güçlü devletleri Fransa, İngiltere, Rusya,
Macaris-tan, Almanya gibi devletlerin yapmış oldukları gizli anlaşmada,
"hasta adam" denilen Osmanlı İm-paratorluğu'nun bitirilmesi
hesap-lanıyor. Ancak durup dururken de Osmanlı İmparatorluğu'na
saldıramazsınız, bunun için gerekçelere ihtiyacınız var... Bu gerekçe
de azınlıklar... 1878'de biten Rus-Osmanlı
Savaşında Ayastafanos'ta yapılan anlaşmanın 16. maddesinden
Av-rupalılar memnun olmuyorlar ve 1878'de Berlin'de başka toplantı
yapıyorlar, burada yapılan toplantının 61. maddesine azınlıklar adı
altında Ermeniler ekleniyor. Er-menilerin amacı devlet kurmak, Avrupa
devletlerinin amacı da Osmanlı'yı yok etmek. Burada