Klavsen sanatçısı Leyla Pınar 2005 yılına girerken "Geleneksel Dostluk
ve Barış Konseri"'yle mü-zikseverlerle buluştu. Leyla Pınar'ın
başlatmış olduğu "Kadınlar Klavye-de" (Femmes au Clavier) sanat
et-kinliği çerçevesinde verilen dizi konserlerin ikinci yılında
Avrupa'-nın sayılı büyük orglarından birine sahip olan Avrupa Kültür
Merkezi “Musique au Chant d'Oiseau” ve Belçika Türk Kadınlar
Derneği'nin işbirliğiyle gerçekleştirilen konserde klasik batı
müziğinin yanısıra Dede Efendi, Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun gibi
değerli Türk bestecile-rin de eserleri çalındı. Konserde klavsen çalan
Leyla Pınar'a soprano Danielle Eliane Piana sesiyle ve Francis Givron
flütle eşlik ettiler. Büyük beğeni
toplayan müzik grubuyla altı yıldır ortak çalıştıkları-nı söyleyen
Leyla Pınar, müzik ar-kadaşlarının İstanbul'a Barok festivali
çerçevesinde gelerek çalışmalar yaptıklarını ve buna benzer bir
ça-lışmayı Belçika'da da yapma ama-cıyla bu konserlere başladıklarını
belirtiyor. Chant d'Oiseau Kilise-si’nin klavsen sanatçısı olan
Dani-elle Eliane Piana'nın bu amaçla kendilerine çok destek olduğunu
söyleyen Pınar, kendisiyle pek çok Türk eseri üzerinde çalıştıklarını
ifa-de ediyor. Kadınlar Klavyede projesi
çer-çevesinde yeni yılı dostluk ve barış içinde karşılamak amacıyla
konser verdiklerini belirten Leyla Pınar, Belçika'da bu yıl çok sayıda
konser planlıyor. Pınar'ın Belçika projeleri biraz da Ankara'daki
işlerine bağlı. Çünkü Ekim'den bu yana Ankara Devlet Operası'nda bir
barok opera sahneliyor. Operanın turnelerinin tarihlerine göre
Belçika'daki konserlerini organize etmeyi düşünen Pınar, Türkiye'de bir
ilk olan bu gelişmeyi de anlattı. Leyla
Pınar'ın hem klavsen çal-dığı hem de müzik ve sanat yönetmenliğini
yaptığı bu opera, George Frideric Handel'e ait. Troya savaşı-nın konu
edildiği opera Barok tar-zında sahneleniyor. Türkiye'de bu-nun ilk
olduğuna işaret eden sanatçı, operanın büyük arya sesleri olmaksızın
konunun sadelikle anlatıldığını, kısacası üslup içinde sahnelendiğini
aktardı. Barok çağının Avrupa'lılar
tara-fından sahiplenildiğini söyleyen Leyla Pınar, bunu doğru bulmuyor.
Barok çağında dünyanın önemli devletlerinden birinin Osmanlı
İm-paratorluğu olduğuna dikkat çeken Pınar, gerek cami mimarilerinin
gerekse saray içindeki adapların Barok çağıyla benzeştiğini vurgulu-yor
ve "Türkiye'nin tarihi ve arkeolojik mirası bu tür öykülerle dolu, bu
çağa biz de sahip çıkmalıyız" ifadesiyle, Barok çağına ait ağırbaş-lı,
oturaklı tavır ve tutumların Os-manlı'da zaten bulunduğunu
hatırlatıyor, "Bunları Batı'ya biz aktarmalıyız" diyor.
Bugünlerde Ankara Devlet Operası'nda
sahnelenen Barok opera Truva'da, Efes'te ve Stut-gart'taki Truva
müzesinde de sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Pınar gündemi yakından takip eden ve modern
sanatları dikkatle izleyen Türkiye Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü
Remzi Buha-ralı'nın da Barok operanın sahnelenmesinde değerli katkıları
bulunduğunu söylüyor. Barok operanın Türkiye'de
sahnelenmesine ilişkin zorlukları anlatan Leyla Pınar, Türkiye'nin
büyük şehirleri arasında bu konudaki iletişimsizlikten şikayetçi. Sanat
faaliyetlerinin bölgesel kaldığından yakınan Pınar, aynı şekilde
Avru-pa'nın da Türkiye'yi duymamasına dikkat çekiyor. Türkiye'den
Avru-pa'ya sanatçı gelmesinin bürokratik ve maddi engellerine işaret
eden Pınar, Avrupalı bir sanatçının yurtdışına giderken devlet yardımı
aldı-ğını anlatıyor. Bunun bir çeşit tanı-tım olduğunu söyleyen Leyla
Pınar, özellikle genç sanatçılar için bunun gerekli olduğuna işaret
ediyor. Şu anda sahnelenen operayı gençlerle
birlikte yapan Pınar, eki-bini oluştururken 12 yıldır Barok müzik
sanatının içinde olan oğulla-rıyla çalışmak istemiş. Operanın
re-jisörlüğünü, ışık ve video tasarımını Ali Pınar yaparken, dekor ve
kos-tümünden de Levent Selahattin Pınar sorumlu olmuş.
Türkiye'deki sanatseverlerin Barok operayı
ilgiyle izlediğini söy-leyen Leyla Pınar, Türk gençlerini ülkemizin
arkeolojisini, mitolojisini daha iyi bilerek bu çağa sahip çıkmaya
çağırıyor. Restaurant La Fantasie