DHB
"Fakirlik, yokluk bizi Belçika'ya getirdi"
diyordu Çorumlu Ahmet Karuç. 1964'te, 34 yaşında gel-mişti:
"60'lı yılların Türkiye'sinde ko-şullar zordu,
iş yoktu. Belçika'ya geldik, çalıştık. Bu ülkenin ekono-misine katkımız
oldu, alın terimizle para da kazandık. Bugünkü gençler işsizliği,
fakirliği bilmezler. Borç alıp geldim ben buraya. Bizi Brük-sel'de
karşıladılar, cebimize 200'er frank para koydular. Kantinlere
yerleştirdiler. O, çalışmadan bize verdikleri 200 frankı hiç unutmam.
Büyük paraydı, ısıttı beni. Bir hafta yer üstünde tatbikat yaptırıp
kurs verdiler. Sonra indik kömür ocağına. Gece gündüz çalıştım. Her
kaz-ma vuruşumda, Türkiye'de çekti-ğim yokluğu, yoksulluğu
düşün-düm…" Saint Nicolas'dan 63 yaşındaki Bartınlı
Halis Mengen, kendi ifadesiyle, "1963'ün yedinci ayının 24'ünde"
Belçika'ya gelmişti. Zaten 8 yıllık madenciydi, deneyimliydi.
Belçika'ya uçakla gelmiş. Gelirken de bir file içinde 3 karpuz, 6 balık
konservesi vermişler ellerine... Biz onu hastanede ziyaret etmiştik
röportaj için... Yorgundu, hastaydı. Vefat etmeden birkaç gün
önce, "Havaalanında indik. Bizi sıraya
dizdiler. Gazeteciler bir sürü fotoğ-raf çektiler. Ellerimizde fileler
ve bavullarla biz de onlara poz verdik. Geldiğimizde bizi güzel
karşıladılar ve yerleştirdiler. Daha Ankara'day-ken, yola çıkmadan,
beğenmez de geri dönmek istersek 15 gün içinde dönebileceğimizi ve
masrafların kendilerine ait olduğunu söyleme-leri hepimizi
rahatlatmıştı zaten..." diye anlatıyordu o günleri ve "Gel-dik
buralara, önce 15 gün bitti, ar-dından 15 sene… Şimdi 40 oldu hala
dönmedik" diye ekliyordu. Ne yaşamöyküleri
dinledik ma-den işçilerinden veya geride bıraktıklarından !.. Türkler
çok şehitler verdiler o galerilerde… Pek çoğu sağlığını orada bıraktı.
Belçika'daki Türk öğretmenler, dernekler, spor kulüpleri çocukları,
gençleri topla-yıp Blegny'deki müzeyi gezdirmeli, onları ocaklara
indirip babalarının, dedelerinin eskiden ne koşullarda, nerelerde
çalıştıklarını göstermeli-ler. Göstermeliler ki çocuklar, genç-ler bu
ülkedeki varlıkları için ne be-deller ödendiğini, ne mücadeleler
verildiğini bilsinler.BLEGNY'DEKİ TÜRKLER
Blegny kömür ocaklarının tarihi Belçika
tarihinden eski… 16. yüz-yılda başlanmış kömür çıkarılma-ya… 1970
yılında 680 işçi, yılda 232.000 ton kömür çıkarırmış bu-radan. 31 Mart
1980'de, törenle kapatıldı ocaklar. O törende son kömürü çıkaran,
ocaktan son çıkan işçi de bir Türk, Mustafa Yurtlak
oldu. Bölgedeki Türkler bugün 50 hanede
toplanmış durumdalar ve örnek bir toplum oluşturuyorlar. Hem kendi
aralarında, hem diğer yabancılarla, hem de belediyeyle ve
Belçikalılarla çok sağlıklı, güzel bir diyalogları var. Misafiri
olduğumuz Blegny Cami Derneği Başkanı İb-rahim Kaya, herkesin dernek
üyesi olduğunu, başkanlık gibi sıfatlara önem vermediklerini anlattı.
Ocak-lar kapanınca Türkiye'ye dönenler de olmuş, Charleroi bölgesine
ge-çip oradaki son ocaklarda çalışmayı sürdürenler
de… 1978 yılında, maden ocağının bir
barakasında kurulup faaliyete başlayan Blegny Derneği bugünler-de yeni
binasının onarımıyla meş-gul. Özellikle gençlere ve kadınlara yönelik
faaliyetlerini yoğunlaştırmak, bölgedeki Türk toplumunun seçkin
yapısını korumak için çok güzel projeler üzerine çalışılıyor. Herkes bu
amaca maddi ve manevi katkıda bulunuyor. Liege
bölgesinde 10 kadar der-neğin bir araya gelerek federasyon kurma
çalışmaları da son aşamasında. Blegny
ziyaretimizde sohbet et-tiğimiz Hasan Güler, Osman Tirya-ki, Şaban
Tombuloğlu, Ahmet Sa-kar, Muhittin Gündüz, Ömer Göksu gibi birçok isim
maden emeklisi… Bölgeyi çok seviyor, huzurlu ve gü-zel buluyorlar. Geri
dönmek için çok geç olduğunu, çocukların ve torunların Belçika'da
yerleştiğini anlatıp, "Buralıyız" diyorlar.
Belçika'nın en iyi ve sağlıklı 21. belediyesi
olarak belirlenen Blegny'deki Türkler arasında işsiz hemen hemen hiç
yok. Bölgenin faal ve renkli simala-rından biri
de din öğretmeni İsmail Türkmen. Bölgedeki Türklerin hep-si onun
eğitiminden geçmiş çeyrek yüzyıl boyunca… Türkmen, Belçi-ka'daki din
görevlilerinin son dö-nemde yaşadıkları sorunlara değinmemizi istedi.
25 yıldır görev yaptığını, emek verdiğini, şimdi başlarına bir imtihan
sorunu çıkarıldığını anlattı. Din görevlileri dört aşamalı sınavlardan
geçiriliyor, başarısız olurlarsa işlerine son veriliyor. Ül-kede 730
kadar din öğretmeni var, 170'e yakını Türk. Bu görevlilerin geçmeleri
istenen sınavlar, özellikle yazılı olan aşama o kadar zor ki, bezdirici
oluyor. Yıllarca hizmetle-rinden yararlanılan kişilerin yeni bir
uygulamayla görevlerinden koparılmaları haksızlık olarak algılanıyor.
Konuşulan bakanlıklar, yetkililer de bunu kabul ediyorlar ama çözüm
gelmiyor. Yer yer toplum tepkisi de artıyor. Gerçekten de, Belçika,
baştan beri din eğitimi ve din görevli-leri konularına gevşek yaklaştı,
so-run çözümünde yeteneksiz kaldı. Türkmen, "Gelecek yıl başında tekrar
imtahalar var. Geçen yıl 25 kişi işssiz kaldı, dava açtılar" diyor ve
durumun zorluğunu anlatıp sı-kıntı ve endişeleri dile getiriyor.