BELÇİKA
TARİHİNDE MADEN OCAKLARI Belçika, 1920'li
yıllardan, yani Birinci Dünya Savaşı'nın sonundan bu yana dört ayrı göç
hareketi ya-şadı. Birinci aşamada (1920-1956) Kömür Ocakları
Federasyonu ve Çalışma Bakanlığı, Doğu Avrupa ülkelerinden işçi
getirdiler. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Belçi-kalılar maden
ocaklarında çalışma fikrinden iyice soğumuşlardı. 1946'da, İtalya ile
bir anlaşma im-zalandı ve her hafta iki bin İtalyan ülkeye gelip
ocaklarda çalışmaya başladı. 8 Ağustos
1956'da, dünyanın en büyük maden ocağı felaketlerin-den biri,
Marcinelle'de yaşandı. Tüm ocak yandı, 136'sı İtalyan, 95'i Belçikalı
olmak üzere 12 tabi-yetten toplam 262 işçi öldü. Arşiv-lere göre
ölenler arasında Türk yoktu. Bu felaketten
sonra İtalyanlar ocaklara sırt çevirince Belçika ikinci aşamaya geçti
(1956-1962) ve İspanyollarla Yunanlılara yöneldi. Bu taraflarda
aradığını bulamayınca üçüncü aşama başlatıldı (1962-1974). Türkiye ve
Fas emekçileri o zaman gündeme girdi. Bu
aşamada Belçika'da müthiş bir işgücü sıkıntısı yaşanıyor, nüfu-sun
yaşlanması ve ekonomik geliş-me bu sıkıntıyı iyice barizleştiriyordu.
Ülkenin tüm bölgelerinde, baş-ta maden ocaklarında olmak üzere,
çalışacak işçi aranıyordu. Öyle ki, Türkiye'den turist pasaportuyla
ge-lenler bile hemen kapışılıyor, yaşla-rına, yeteneklerine bakılmadan
işe alınıyor, ocaklara indiriliyordu. Bu durum, dördüncü aşamaya (1974)
kadar devam etti. Bu tarihten iti-baren Belçika göç hareketini kontrol
altına almayı kararlaştırdı. TÜRKİYE-BELÇİKA İLİŞKİLERİ
İşgücü göçü konusunda Türkiye ile Belçika arasında
ilk resmi anlaşma adımları 1963 yılında atıldı. Türkiye, bir yıl önce,
1962'de, Bel-çika kömür ocaklarında çalışma üzere 9.000 işçi önermişti.
Belçika Kömürcülük Federasyonu'yla ilk toplantı, 5 Nisan 1963'te,
Anka-ra'da yapıldı. Türkiye'den ilk kafile 1 Mayıs 1963'te geldi. Türk
işçisi Belçika ocakları için gerçek bir "kurtarıcı" idi. Belçika ve
Türkiye, 17 Temmuz 1964 tarihinde ilk göç anlaşmasını imzaladılar ama o
gü-ne kadar tam 9.948 Türk işçisi Belçika ocaklarında çalışmaya
baş-lamıştı. Belçikalılar Ankara'da büro kurup işçi kayıtları
yapıyorlardı. Türk basınına ilanlar veriliyor, propogandalar, reklamlar
yapılıyor, Türkçe broşürler dağıtılıyor, Türk işgücünü cezbetmenin
mücadelesi veriliyordu. Ankara, Kayseri, Zon-guldak, Trabzon… Belçika
Federas-yonu her yerdeydi. Tabii işçi adaylarının sıkı sağlık
kontrolundan ge-çirilmesi, "sağlamların seçilmesi" söz konusuydu. Bu
amaçla Türki-ye'deki kliniklere güvenemeyen Belçikalılar Ankara'da
kendi klinik-lerini kurdular, Anadolu'dan topla-dıkları işçi adaylarını
başkente geti-rip sağlık muayenesinden geçirdi-ler, özellikle
ciğerlerini kontrol etti-ler. Nefesi, ciğeri güçlü olanlara vize
verildi ama Belçika'ya gelince iş ve sözleşme değiştirmenin söz konusu
olmayacağı da bildirildi. Belçika hükümeti
Türkiye’den işçi ithalini otobüslerle başlattı. Ma-yıs 1963'te başlayan
otobüs seferlerinden çabuk vazgeçildi, temmuzdan itibaren uçaklar
devreye girdi. Bir "hava koridoru" oluşturuldu. Ankara'dan Brüksel'in
Zaventem veya Charleroi'nın Gosselies alanlarına THY uçakları dolu
geliyor, boş dönüyordu. Türkiye’den Belçika
ocaklarına 1963'te, resmi olarak 5.490; 1964'te 6.524 işçi geldi. Resmi
kanallardan gelen işçilerdan daha fazla "turist" Belçika'ya girince ve
hemen çalışmaya başlayınca, 4 Temmuz 1966'da, Sosyal Güvenlik Anlaşması
imzalandı. Resmi kanaldan Belçika'ya ge-len
Türk maden işçisi sayısı, 1971'de toplam 14.363 idi. O yıl, resmi işçi
alımlarına son verildi. Belçikalılar “gevşek sistemden” vazgeçmeye
karar verdiler. Topar-lanma dönemi 1974’e kadar de-vam etti ve o yıl
kaçaklara, turist-lere son af gerçekleşti.