Kuruluşundan itibaren batılılaşma yolunda adımlar atan Türkiye
Cumhuriyeti, dış politikada, başlan-gıçta, Batılı ülkelerle
ilişkilerini güç-lendirme konusunda biraz çekingen ve tereddütlüydü. Bu
durum, 1930'ların başından itibaren, uluslararası değişimler ve Lozan
sonra-sına sarkan sorunların büyük oranda ortadan kalkması sonucu
değiş-ti. II. Dünya Savaşı'nda yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin "Batı
İttifakı" içinde yer alma tercihinin çok daha somut bir şekilde ortaya
çıkmasına neden oldu ve bu tercih, savaş sonrasında belirgin bir
biçim-de dile getirildi. Batı
İttifakı'nın temel simgesi, 1949'da kurulan NATO oldu. Tür-kiye,
NATO'ya, 1953'te, yani ku-ruluşundan dört yıl sonra ve çok büyük
mücadeleler ardından girebildi.
1948'de, NATO'nun temelindeki Brüksel
Antlaşması imzalandı-ğı zaman Türkler de memnun gö-züküyorlardı. Komşu
Sovyetler Bir-liği'nin tehditkar tavırları, NATO'-nun Batılılaşma
yönünde bir sıçrama sağlayacağı düşüncesi, Ameri-kan yardımlarının
İttifak üyeliği sa-yesinde daha güvenceli ve fazla olacağı kanaati
Türkleri NATO'ya katılım konusunda istekli kılıyordu. Türk hükümeti ve
aydınlar, Sovyet tehdidi karşısında uluslararası bir ittifak
oluşturulmasının gereğine inanıyor, Türkiye'nin de, böyle bir ittifakın
doğal parçaşı olacağını dü-şünüyorlardı. Avrupa ülkelerinin ilk
adımlarını attığı bu ittifaka ABD ve Kanada'nın da katılacağının
anlaşılması, olayın boyutların büyütüyor, işin ciddiyeti daha bariz bir
şekilde ortaya çıkıyordu. Türkiye, bu uluslararası örgütlenmede yer
alma is-teğini açık bir şekilde dile getirme-ye başladı. Bu tutum,
Kuzey Atlan-tik Antlaşması metninin hazırlık ça-lışmaları sırasında
daha da yoğunlaştı. Bütün bu çabalara rağmen
Tür-kiye, 1949'da, NATO'nun kurucu üyeleri arasında yer almayı
başaramadı. Bu durum hem kamuoyunda, hem de hükümette büyük bir tepki
yarattı. NATO'nun kurulma-sından sonra da Türkiye'ye beklenen davetin
gelmemesi büyük ha-yal kırıklığı ve memnuniyetsizlik ne-deni oldu.
Ankara'daki CHP hükümeti, 11 Mayıs 1950'de,
NATO'ya üyelik başvurusu yaptı. Aynı ay yapılan seçimleri Demokrat
Parti kazanınca, bu başvurunun takibi de yeni hükümete kaldı. DP, seçim
kam-panyası sırasında, CHP'yi, "NATO üyeliği için yeterli çaba
harcamamakla ve bu alanda başarısız ol-makla"
suçluyordu. DP hükümetinin, Türkiye'nin NATO
üyeliğini sağlama yolunda attığı ilk adım, Kore'ye asker göndermek
oldu. Menderes hükümeti, Kore Savaşı'nı, Türkiye'nin "Hür Dünya" ile
birlikte yer alarak NATO üyeliğinin sağlanması açısından kaçırılmaması
gereken bir fırsat olarak görmekteydi. Türkiye,
1 Ağustos 1950'de, NATO'ya katılım için ikinci başvurusunu yaptı. Bu
başvuru, eylül ayında toplanan NATO Konseyi'n-de reddedildi. Bu
kararda, elbette, ABD'nin olumsuz tavrının büyük etkisi oldu. ABD
Genelkurmayı ta-rafından hazırlanan raporda, Türki-ye ve Yunanistan'ın
örgüte alınma-sının NATO'nun gelişimini olumsuz etkileyeceği iddia
ediliyordu. Bu ra-pora göre, söz konusu iki ülkeye, üyelik yerine,
Akdeniz savunmasına katılmak için "özel işbirliği"
önerili-yordu. ABD, Türkiye'ye, "Akdeniz'e
ilişkin NATO askeri planlamalarına katılım" teklifi getirdi. Türk
hükü-metini tatmin etmekten uzak olsa bile, bu teklif, "NATO üyeliğine
bir adım" olarak değerlendirildi ve ka-bul gördü.
Bu aşamada, NATO'nun iki bü-yük gücü olan
İngiltere ve ABD arasında görüş ayrılıkları vardı. Tür-kiye'nin
üyeliğine diğer Batı Avru-palı müttefikler gibi soğuk bakan İngilizler,
Türkiye'nin İttifak ile doğ-rudan bağ kurmasına karşı çıkıyor, ABD'nin
Türkiye'ye tek taraflı ga-ranti vermesini öneriyorlardı. İngil-tere'ye
göre Türkiye, NATO içinde değil, İngiltere öncülüğünde Orta-doğu'da
kurulacak farklı savunma örgütlerine dahil
olmalıydı. Batı Avrupalılar Türkiye'yi NATO
bünyesinde görmek istemi-yorlardı. Türkiye,
ortaya atılan "Akdeniz Paktı" önerisine soğuk bakıyor ama kesinlikle
karşı çıkmıyordu. Ancak bu durum kısa bir süre sonra değiş-ti. Türkiye,
daha onurlu ve daha "hedefi belli" bir tavır izlemeyi ka-rarlaştırdı,
"koşullu" ve "farklı" seçe-nekleri geri çevirme kararı aldı. Bu kararın
alınmasında etkili olan un-sur, ABD Genelkurmay Başkanı Omar
Bradley'in, "Reader's Digest" dergisinde yayımlanan, "ABD'nin
1950'lerdeki Askeri Politikası" baş-lıklı makalesi oldu. Bradley, bu
ma-kalesinde, Türkiye'nin ABD çıkarları açısından hiçbir öneme sahip
olmadığını ileri sürerek Ankara hü-kümetinin ve Türk kamuoyunun büyük
tepkisini çekti. Türk hükü-meti ve bürokrasisi, artık NATO üyeliği
dışında hiçbir seçeneğin ka-bul edilmemesi yönünde görüş
sa-vunuyordu. Ankara'nın kararlı tutumunu
sürdürdüğü birkaç ay ardından Washington, Türkiye ve Yunanis-tan'ın
üyeliğini NATO Konseyi'ne önerdi. ABD politikasındaki bu de-ğişikliğin
çeşitli nedenleri vardı: Sovyetler Birliği'nin
nükleer yetenekleri artıyordu. Bu, kitlesel bir kıyıma ve büyük bir
yıkıma gö-türebilirdi. ABD eğer caydırıcılık ve süratli tepki göstermek
istiyorsa, Sovyetler'e komşu ülkelerde üslere sahip olmak durumundaydı.
Was-hington Türkiye'den askeri üsler kurma izni istemişti ama Ankara,
NATO üyesi olmadıkça bunu kabul etmeyeceğini
bildirmişti. Bir başka neden, Kore Savaşı'-nın
da gösterdiği gibi, "uluslararası komünizm"in güç kazandığıydı. Sovyet
etkisinin Ortadoğu'ya sarkmaması için Türkiye bir "kalkan" olarak
kullanılabilirdi. Bu amaçla güçlendirilmesi ve Batı askeri sistemine
tam olarak dahil edilmesi gerekiyordu. Bu
arada, 1948'de Sovyetler ile bağlarını koparan ilk sosyalist ülke olan
Yugoslavya'nın korunma-sı da ABD açısından büyük önem taşıyordu. Bunu
sağlamakta, Türki-ye ve Yunanistan'ın önemli bir rolü olacaktı. Bu iki
ülkenin İttifak'a ka-tılımı, NATO'nun Balkanlar'daki et-kisini
artıracaktı. Petrol kaynakları nedeniyle
Or-tadoğu'nun da önemi artıyor, Tür-kiye'nin stratejik konumu daha da
ön plana çıkıyordu.
Kore Savaşı'nda Türk askerle-rin gösterdiği
üstün performans ve Amerikan birliklerinin imha edil-mekten Türkler
tarafından kurtarılması, ABD kamuoyunda Türkiye'-ye yönelik sempatiyi
artırmıştı. ABD'nin, NATO Konseyi'ne, Türkiye
ve Yunanistan'ı İttifak'a alma önerisi, o zamanlar da ortak tavır
belirlemekten aciz olan Batı Avrupa ülkelerini böldü. Fransa, Hollanda,
İtalya ve Lüksemburg öneriyi desteklerken İngiltere, Nor-veç ve
Danimarka olumsuz yaklaş-tılar. Norveç ve
Danimarka, sıcak bir bölge olan Akdeniz için savaşmak durumunda kalmak
istemiyorlardı. Uzakta bulunuyorlardı ve fazla ileri görüşlü
değillerdi. Akdeniz; ilgi, çı-kar ve kapsama alanları dışındaydı. Bu
ülkeler NATO'yu sadece askeri bir örgüt olarak değil, siyasal,
eko-nomik ve kültürel bir yapılanma olarak değerlendiriyorlardı.
Türkiye ve Yunanistan'ın farklı değer ve kültür yapıları olduğunu
savunuyorlardı.
NATO'da, her zamanki gibi, Amerika'nın dediği
oldu. 16-20 Eylül 1951'de yapılan NATO Kon-seyi toplantısında Türkiye
ve Yu-nanistan'ın İttifak'a katılıma davet edilmeleri kararlaştırıldı.
Bu tarihi izleyen aylarda yeni ülkelerin ko-muta paylaşımlarına ilişkin
bazı sorunlar yaşandıysa da, 18 Şubat 1952'de, Türkiye ve Yunanistan
NATO üyesi oldular.
Türkiye'nin NATO'ya girişiyle birlikte on
binlerce Amerikan aske-ri personeli bu ülkede konuşlandı-rılmaya
başlandı. Bu personelin statüsünün belirlenmesi için çeşitli anlaşmalar
yapıldı. Bu anlaşmaların bir bölümü NATO çerçevesinde, bir bölümü ise
Türkiye-ABD ikili ilişkileri çerçevesinde imzalandı.
60'lı yıllarda Türkiye'deki Ame-rikan
varlığının iyice artması tepki-lere de neden oluyordu. NATO, müttefik
ülke askerlerine bir çeşit "serbest dolaşım" hakkı kazandırı-yor ancak
bu alanda, özellikle Amerikalılara kapılar açan yükümlülükler de
getiriyordu. Türkiye'nin birçok bölgesinde yer
alan 90'a yakın askeri ve sivil nitelikli Amerikan tesisi bulunuyordu.
Bunların büyük bir kısmı, Sov-yetler Birliği'nin dağılmasının ardından
kapatıldı veya Türkiye'ye dev-redildi. Günümüzde, Ankara ve İz-mir'deki
idari tesisler ile İncirlik üs-sü dışında, Türkiye'de NATO üs ve tesisi
kalmadı. Türkiye, bugün, 26 üyeli NATO’nun en güçlü müttefiklerinden
biri...