NATO'da yeni büyükelçi: Ümit Pamir [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] İş Dünyası / Nazan Uğur



NATO'da yeni büyükelçi: Ümit Pamir [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] İş Dünyası / Nazan Uğur


     Kuruluşundan itibaren batılılaşma yolunda adımlar atan Türkiye Cumhuriyeti, dış politikada, başlan-gıçta, Batılı ülkelerle ilişkilerini güç-lendirme konusunda biraz çekingen ve tereddütlüydü. Bu durum, 1930'ların başından itibaren, uluslararası değişimler ve Lozan sonra-sına sarkan sorunların büyük oranda ortadan kalkması sonucu değiş-ti. II. Dünya Savaşı'nda yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin "Batı İttifakı" içinde yer alma tercihinin çok daha somut bir şekilde ortaya çıkmasına neden oldu ve bu tercih, savaş sonrasında belirgin bir biçim-de dile getirildi.      Batı İttifakı'nın temel simgesi, 1949'da kurulan NATO oldu. Tür-kiye, NATO'ya, 1953'te, yani ku-ruluşundan dört yıl sonra ve çok büyük mücadeleler ardından girebildi.
     1948'de, NATO'nun temelindeki Brüksel Antlaşması imzalandı-ğı zaman Türkler de memnun gö-züküyorlardı. Komşu Sovyetler Bir-liği'nin tehditkar tavırları, NATO'-nun Batılılaşma yönünde bir sıçrama sağlayacağı düşüncesi, Ameri-kan yardımlarının İttifak üyeliği sa-yesinde daha güvenceli ve fazla olacağı kanaati Türkleri NATO'ya katılım konusunda istekli kılıyordu. Türk hükümeti ve aydınlar, Sovyet tehdidi karşısında uluslararası bir ittifak oluşturulmasının gereğine inanıyor, Türkiye'nin de, böyle bir ittifakın doğal parçaşı olacağını dü-şünüyorlardı. Avrupa ülkelerinin ilk adımlarını attığı bu ittifaka ABD ve Kanada'nın da katılacağının anlaşılması, olayın boyutların büyütüyor, işin ciddiyeti daha bariz bir şekilde ortaya çıkıyordu. Türkiye, bu uluslararası örgütlenmede yer alma is-teğini açık bir şekilde dile getirme-ye başladı. Bu tutum, Kuzey Atlan-tik Antlaşması metninin hazırlık ça-lışmaları sırasında daha da yoğunlaştı.     Bütün bu çabalara rağmen Tür-kiye, 1949'da, NATO'nun kurucu üyeleri arasında yer almayı başaramadı. Bu durum hem kamuoyunda, hem de hükümette büyük bir tepki yarattı. NATO'nun kurulma-sından sonra da Türkiye'ye beklenen davetin gelmemesi büyük ha-yal kırıklığı ve memnuniyetsizlik ne-deni oldu.      Ankara'daki CHP hükümeti, 11 Mayıs 1950'de, NATO'ya üyelik başvurusu yaptı. Aynı ay yapılan seçimleri Demokrat Parti kazanınca, bu başvurunun takibi de yeni hükümete kaldı. DP, seçim kam-panyası sırasında, CHP'yi, "NATO üyeliği için yeterli çaba harcamamakla ve bu alanda başarısız ol-makla" suçluyordu.     DP hükümetinin, Türkiye'nin NATO üyeliğini sağlama yolunda attığı ilk adım, Kore'ye asker göndermek oldu. Menderes hükümeti, Kore Savaşı'nı, Türkiye'nin "Hür Dünya" ile birlikte yer alarak NATO üyeliğinin sağlanması açısından kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak görmekteydi.     Türkiye, 1 Ağustos 1950'de, NATO'ya katılım için ikinci başvurusunu yaptı. Bu başvuru, eylül ayında toplanan NATO Konseyi'n-de reddedildi. Bu kararda, elbette, ABD'nin olumsuz tavrının büyük etkisi oldu. ABD Genelkurmayı ta-rafından hazırlanan raporda, Türki-ye ve Yunanistan'ın örgüte alınma-sının NATO'nun gelişimini olumsuz etkileyeceği iddia ediliyordu. Bu ra-pora göre, söz konusu iki ülkeye, üyelik yerine, Akdeniz savunmasına katılmak için "özel işbirliği" önerili-yordu.     ABD, Türkiye'ye, "Akdeniz'e ilişkin NATO askeri planlamalarına katılım" teklifi getirdi. Türk hükü-metini tatmin etmekten uzak olsa bile, bu teklif, "NATO üyeliğine bir adım" olarak değerlendirildi ve ka-bul gördü.
     Bu aşamada, NATO'nun iki bü-yük gücü olan İngiltere ve ABD arasında görüş ayrılıkları vardı. Tür-kiye'nin üyeliğine diğer Batı Avru-palı müttefikler gibi soğuk bakan İngilizler, Türkiye'nin İttifak ile doğ-rudan bağ kurmasına karşı çıkıyor, ABD'nin Türkiye'ye tek taraflı ga-ranti vermesini öneriyorlardı. İngil-tere'ye göre Türkiye, NATO içinde değil, İngiltere öncülüğünde Orta-doğu'da kurulacak farklı savunma örgütlerine dahil olmalıydı.     Batı Avrupalılar Türkiye'yi NATO bünyesinde görmek istemi-yorlardı.     Türkiye, ortaya atılan "Akdeniz Paktı" önerisine soğuk bakıyor ama kesinlikle karşı çıkmıyordu. Ancak bu durum kısa bir süre sonra değiş-ti. Türkiye, daha onurlu ve daha "hedefi belli" bir tavır izlemeyi ka-rarlaştırdı, "koşullu" ve "farklı" seçe-nekleri geri çevirme kararı aldı. Bu kararın alınmasında etkili olan un-sur, ABD Genelkurmay Başkanı Omar Bradley'in, "Reader's Digest" dergisinde yayımlanan, "ABD'nin 1950'lerdeki Askeri Politikası" baş-lıklı makalesi oldu. Bradley, bu ma-kalesinde, Türkiye'nin ABD çıkarları açısından hiçbir öneme sahip olmadığını ileri sürerek Ankara hü-kümetinin ve Türk kamuoyunun büyük tepkisini çekti. Türk hükü-meti ve bürokrasisi, artık NATO üyeliği dışında hiçbir seçeneğin ka-bul edilmemesi yönünde görüş sa-vunuyordu.     Ankara'nın kararlı tutumunu sürdürdüğü birkaç ay ardından Washington, Türkiye ve Yunanis-tan'ın üyeliğini NATO Konseyi'ne önerdi. ABD politikasındaki bu de-ğişikliğin çeşitli nedenleri vardı:     Sovyetler Birliği'nin nükleer yetenekleri artıyordu. Bu, kitlesel bir kıyıma ve büyük bir yıkıma gö-türebilirdi. ABD eğer caydırıcılık ve süratli tepki göstermek istiyorsa, Sovyetler'e komşu ülkelerde üslere sahip olmak durumundaydı. Was-hington Türkiye'den askeri üsler kurma izni istemişti ama Ankara, NATO üyesi olmadıkça bunu kabul etmeyeceğini bildirmişti.     Bir başka neden, Kore Savaşı'-nın da gösterdiği gibi, "uluslararası komünizm"in güç kazandığıydı. Sovyet etkisinin Ortadoğu'ya sarkmaması için Türkiye bir "kalkan" olarak kullanılabilirdi. Bu amaçla güçlendirilmesi ve Batı askeri sistemine tam olarak dahil edilmesi gerekiyordu.     Bu arada, 1948'de Sovyetler ile bağlarını koparan ilk sosyalist ülke olan Yugoslavya'nın korunma-sı da ABD açısından büyük önem taşıyordu. Bunu sağlamakta, Türki-ye ve Yunanistan'ın önemli bir rolü olacaktı. Bu iki ülkenin İttifak'a ka-tılımı, NATO'nun Balkanlar'daki et-kisini artıracaktı.     Petrol kaynakları nedeniyle Or-tadoğu'nun da önemi artıyor, Tür-kiye'nin stratejik konumu daha da ön plana çıkıyordu.
     Kore Savaşı'nda Türk askerle-rin gösterdiği üstün performans ve Amerikan birliklerinin imha edil-mekten Türkler tarafından kurtarılması, ABD kamuoyunda Türkiye'-ye yönelik sempatiyi artırmıştı.     ABD'nin, NATO Konseyi'ne, Türkiye ve Yunanistan'ı İttifak'a alma önerisi, o zamanlar da ortak tavır belirlemekten aciz olan Batı Avrupa ülkelerini böldü. Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg öneriyi desteklerken İngiltere, Nor-veç ve Danimarka olumsuz yaklaş-tılar.     Norveç ve Danimarka, sıcak bir bölge olan Akdeniz için savaşmak durumunda kalmak istemiyorlardı. Uzakta bulunuyorlardı ve fazla ileri görüşlü değillerdi. Akdeniz; ilgi, çı-kar ve kapsama alanları dışındaydı. Bu ülkeler NATO'yu sadece askeri bir örgüt olarak değil, siyasal, eko-nomik ve kültürel bir yapılanma olarak değerlendiriyorlardı. Türkiye ve Yunanistan'ın farklı değer ve kültür yapıları olduğunu savunuyorlardı.
     NATO'da, her zamanki gibi, Amerika'nın dediği oldu. 16-20 Eylül 1951'de yapılan NATO Kon-seyi toplantısında Türkiye ve Yu-nanistan'ın İttifak'a katılıma davet edilmeleri kararlaştırıldı. Bu tarihi izleyen aylarda yeni ülkelerin ko-muta paylaşımlarına ilişkin bazı sorunlar yaşandıysa da, 18 Şubat 1952'de, Türkiye ve Yunanistan NATO üyesi oldular.
     Türkiye'nin NATO'ya girişiyle birlikte on binlerce Amerikan aske-ri personeli bu ülkede konuşlandı-rılmaya başlandı. Bu personelin statüsünün belirlenmesi için çeşitli anlaşmalar yapıldı. Bu anlaşmaların bir bölümü NATO çerçevesinde, bir bölümü ise Türkiye-ABD ikili ilişkileri çerçevesinde imzalandı.      60'lı yıllarda Türkiye'deki Ame-rikan varlığının iyice artması tepki-lere de neden oluyordu. NATO, müttefik ülke askerlerine bir çeşit "serbest dolaşım" hakkı kazandırı-yor ancak bu alanda, özellikle Amerikalılara kapılar açan yükümlülükler de getiriyordu.     Türkiye'nin birçok bölgesinde yer alan 90'a yakın askeri ve sivil nitelikli Amerikan tesisi bulunuyordu. Bunların büyük bir kısmı, Sov-yetler Birliği'nin dağılmasının ardından kapatıldı veya Türkiye'ye dev-redildi. Günümüzde, Ankara ve İz-mir'deki idari tesisler ile İncirlik üs-sü dışında, Türkiye'de NATO üs ve tesisi kalmadı. Türkiye, bugün, 26 üyeli NATO’nun en güçlü müttefiklerinden biri...