Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, zirve öncesinde, Türkiye'nin
AB'ye katılımına karşı çıkmanın tarihi bir hata olacağını savundu.
Demeçlerinde, “Türkiye'nin AB üyesi olmasından yana tavrımızı kamuoyuna
anlatmamız için çok çalışmamız gerekiyor” diyen De Gucht şöyle
konuştu: “Bu tavır kamuoyuna anlatılabilir
çünkü tam üyelik, Türkiye'yi Avrupa yörüngesinde tutmanın en iyi
yöntemidir. Avrupa stratejisi açısından, Batı ile Ortadoğu arasında bir
tampon ve köprü sahibi olmak önemlidir. Zaten Türkiye bizim
komşumuzdur. Dolayısı ile bu ülkede Avrupa toplumu ile uyumlu bir
İslam'ın gelişmesi ve etkisini Ortadoğu'ya doğru yayması önem
taşımaktadır. Türkiye, toplumsal refah ve ekonomik başarı getiren
modernleşmesi ve demokratikleşmesiyle İslam dünyası için bir model
olabilir. Bu, İslam dünyasına verilebilecek en iyi
yanıttır” Karel De Gucht sözlerini şöyle
sürdürdü: ''AB bu çerçevede temel rol
oyunu-yor. Türkiye'de, tam üyelik hedefi, demokratikleşme ve
modernleşme getiriyor. Bu gidiş tam üyelik müzakereleri sırasında devam
edecek, Türkiye yasalarının büyük kısmını AB'ye uyarlamak durumunda
olacak. AB'nin, bu etki olanağından kendini mahrum bırakması tarihi bir
hata olur.'' Belçika Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin sözde
Ermeni soykırımı iddiaları karşısındaki tavrını anlayışla
karşıladığını, Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik “sataşkan tavrının”
ise “görmezden gelinemeyeceğini” de söyledi.
Sözde Ermeni soykırımını tanımış olan Belçika Senatosu'nda, AB ve
Türkiye konulu bir panelde konuşan
De Gucht, “geçmişte yaşanan bazı acı olaylar” konusunun çok “hassas”
olduğunu belirterek, “Bir siyasetçinin geçmişe değil geleceğe baktığını
da kabul etmek gerekir” dedi.
Senato'daki panelde bazı katılımcıların,
Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamadan önce sözde
soykırımı kabullenmesi gerektiğini savunması üzerine Ermenistan ve
Azerbaycan arasındaki sorunlara da değinen Karel De Gucht, “Dağlık
Karabağ'da Ermenistan'ın sataşkanlığını görmezden gelmek zor” diye
konuştu ve bu konuda, diyalog ile çözümden yana tavır
koydu. Türk katılımına karşı tavır alanların
ileri sürdükleri iddiaları çürüten De Gucht, Türkiye'nin AB üyeliğinin
maliyetinin “sınırlı”olacağını, Avrupa'nın sınırlarının “coğrafi”
değil, “siyasi” olarak belirlenmesinin önem taşıdığını ifade etti.
“La Libre Belgique” gazetesi, 17 Aralık öncesinde
Türkiye’ye ilişkin değerlendir-meler yaptığı bir yazısında, “Kamuoyunda
bu kadar tartışma yaratan bir dosyanın ül-kemizde bu kadar az siyasi
gündeme alınmış olması görülmüş şey değil” diyordu. Gerçekten,
Belçika’nın siyasi partileri ve siyasetçileri Türkiye dosyasından söz
et-mek durumunda kalmamak için ellerinden geleni yaptılar. Aleyhte
tavır alan Valon liberaller dışında hiçbir parti resmi açıklamada
bulunmadı; her partiden çok farklı sesler yükseldi.
Bunlar arasında not edebildiklerimiz şöyle: Belçika
Meclis Başkanı Herman De Croo, İstanbul’daki bir konuşmasında,
po-litikacıların, bazen kamuoylarının istekleri yönünde gitmemeleri
gerektiğini belirterek, AB devlet ve hükümet başkanlarına, zirve-de,
“kamuoylarını değil mantıkarını izleme-leri”, sözlerinde durmaları
çağrısında bu-lundu. Flaman hıristiyan
demokratlar, Alman Angela Markel’i izleyerek Türkiye’nin AB üyeliğine
karşı tavır aldılar ve “özel işbirli-ği” önerisini desteklediler.
CD&V, “AB’nin Türkiye’yi hazmetme gücü olmadığını; Türkiye’nin de
girmeye hazır olmadığını” savundu. Bu parti içinde ılımlı ve temkinli
bir yaklaşım sergileyen tek isim eski başba-kan Jean-Luc Dehaene
oldu. Valon sosyalistler çok suskun kaldılar.
Konuşmaları gerektiği zaman da, “Türki-ye’nin katılımı halinde
Avrupa’nın zayıfla-yabileceği endişelerini” dile getirdiler. Philippe
Busquin, “Türkiye’ye evet diyoruz ama” diye başlayıp, “maalesef”
Helsinki’de bu ülkenin adaylığının resmen tanındığını anlattı ve gene
de, “Geri adım atamayız ama genişlemeden önce derinleşmeye önem
vermeliydik” dedi. Flaman sosyalistlerin Meclis
Grup Baş-kanı Dirk Van der Maelen Türkiye’den ya-na tavır koyarken,
halkının çoğunluğu müslüman olan bu laik ülkenin dışlanması halinde
“medeniyetler çatışması” yaşana-cağı üzerinde durdu. Van der Maelen,
“2050 yılında, AB’de, Türkiye hariç 50 milyon müslüman bulunacak” dedi
ve Tür-kiye’nin bir “model” oluşturacağı görüşünü desteklemeyi
seçti. Başbakan Verhofstadt’ın Flaman liberal
partisi VLD bünyesinde de Türkiye konusu tartışıldı ve çelişkili
değerlendirmeler oldu ancak son sözü Verhofstadt
söyledi. Aşırı sağcı Vlaams Belang’ın tavrını
not etmeye gerek yok: Her zamanki gibi Türkiye karşıtı olan neonazi
ruhlu bu parti, zirveden bir gün önce aleyhte gösteri dü-zenlemeyi de
ihmal etmedi ama “it ürür, kervan yürür”..