Türkiye-AB ilişkileri [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] NATO'da yeni büyükelçi: Ümit Pamir



Türkiye-AB ilişkileri [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] NATO'da yeni büyükelçi: Ümit Pamir



     Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, zirve öncesinde, Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı çıkmanın tarihi bir hata olacağını savundu. Demeçlerinde, “Türkiye'nin AB üyesi olmasından yana tavrımızı kamuoyuna anlatmamız için çok çalışmamız gerekiyor” diyen De Gucht şöyle konuştu:     “Bu tavır kamuoyuna anlatılabilir çünkü tam üyelik, Türkiye'yi Avrupa yörüngesinde tutmanın en iyi yöntemidir. Avrupa stratejisi açısından, Batı ile Ortadoğu arasında bir tampon ve köprü sahibi olmak önemlidir. Zaten Türkiye bizim komşumuzdur. Dolayısı ile bu ülkede Avrupa toplumu ile uyumlu bir İslam'ın gelişmesi ve etkisini Ortadoğu'ya doğru yayması önem taşımaktadır. Türkiye, toplumsal refah ve ekonomik başarı getiren modernleşmesi ve demokratikleşmesiyle İslam dünyası için bir model olabilir. Bu, İslam dünyasına verilebilecek en iyi yanıttır”     Karel De Gucht sözlerini şöyle sürdürdü:     ''AB bu çerçevede temel rol oyunu-yor. Türkiye'de, tam üyelik hedefi, demokratikleşme ve modernleşme getiriyor. Bu gidiş tam üyelik müzakereleri sırasında devam edecek, Türkiye yasalarının büyük kısmını AB'ye uyarlamak durumunda olacak. AB'nin, bu etki olanağından kendini mahrum bırakması tarihi bir hata olur.''   Belçika Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımı iddiaları karşısındaki tavrını anlayışla karşıladığını, Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik “sataşkan tavrının” ise “görmezden gelinemeyeceğini” de söyledi.     Sözde Ermeni soykırımını tanımış olan Belçika Senatosu'nda, AB ve Türkiye konulu bir panelde konuşan
De Gucht, “geçmişte yaşanan bazı acı olaylar” konusunun çok “hassas” olduğunu belirterek, “Bir siyasetçinin geçmişe değil geleceğe baktığını da kabul etmek gerekir” dedi.
     Senato'daki panelde bazı katılımcıların, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamadan önce sözde soykırımı kabullenmesi gerektiğini savunması üzerine Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sorunlara da değinen Karel De Gucht, “Dağlık Karabağ'da Ermenistan'ın sataşkanlığını görmezden gelmek zor” diye konuştu ve bu konuda, diyalog ile çözümden yana tavır koydu.     Türk katılımına karşı tavır alanların ileri sürdükleri iddiaları çürüten De Gucht, Türkiye'nin AB üyeliğinin maliyetinin “sınırlı”olacağını, Avrupa'nın sınırlarının “coğrafi” değil, “siyasi” olarak belirlenmesinin önem taşıdığını ifade etti.     “La Libre Belgique” gazetesi, 17 Aralık öncesinde Türkiye’ye ilişkin değerlendir-meler yaptığı bir yazısında, “Kamuoyunda bu kadar tartışma yaratan bir dosyanın ül-kemizde bu kadar az siyasi gündeme alınmış olması görülmüş şey değil” diyordu. Gerçekten, Belçika’nın siyasi partileri ve siyasetçileri Türkiye dosyasından söz et-mek durumunda kalmamak için ellerinden geleni yaptılar. Aleyhte tavır alan Valon liberaller dışında hiçbir parti resmi açıklamada bulunmadı; her partiden çok farklı sesler yükseldi.    Bunlar arasında not edebildiklerimiz şöyle:    Belçika Meclis Başkanı Herman De Croo, İstanbul’daki bir konuşmasında, po-litikacıların, bazen kamuoylarının istekleri yönünde gitmemeleri gerektiğini belirterek, AB devlet ve hükümet başkanlarına, zirve-de, “kamuoylarını değil mantıkarını izleme-leri”, sözlerinde durmaları çağrısında bu-lundu.     Flaman hıristiyan demokratlar, Alman Angela Markel’i izleyerek Türkiye’nin AB üyeliğine karşı tavır aldılar ve “özel işbirli-ği” önerisini desteklediler. CD&V, “AB’nin Türkiye’yi hazmetme gücü olmadığını; Türkiye’nin de girmeye hazır olmadığını” savundu. Bu parti içinde ılımlı ve temkinli bir yaklaşım sergileyen tek isim eski başba-kan Jean-Luc Dehaene oldu.     Valon sosyalistler çok suskun kaldılar. Konuşmaları gerektiği zaman da, “Türki-ye’nin katılımı halinde Avrupa’nın zayıfla-yabileceği endişelerini” dile getirdiler. Philippe Busquin, “Türkiye’ye evet diyoruz ama” diye başlayıp, “maalesef” Helsinki’de bu ülkenin adaylığının resmen tanındığını anlattı ve gene de, “Geri adım atamayız ama genişlemeden önce derinleşmeye önem vermeliydik” dedi.     Flaman sosyalistlerin Meclis Grup Baş-kanı Dirk Van der Maelen Türkiye’den ya-na tavır koyarken, halkının çoğunluğu müslüman olan bu laik ülkenin dışlanması halinde “medeniyetler çatışması” yaşana-cağı üzerinde durdu. Van der Maelen, “2050 yılında, AB’de, Türkiye hariç 50 milyon müslüman bulunacak” dedi ve Tür-kiye’nin bir “model” oluşturacağı görüşünü desteklemeyi seçti.     Başbakan Verhofstadt’ın Flaman liberal partisi VLD bünyesinde de Türkiye konusu tartışıldı ve çelişkili değerlendirmeler oldu ancak son sözü Verhofstadt söyledi.     Aşırı sağcı Vlaams Belang’ın tavrını not etmeye gerek yok: Her zamanki gibi Türkiye karşıtı olan neonazi ruhlu bu parti, zirveden bir gün önce aleyhte gösteri dü-zenlemeyi de ihmal etmedi ama “it ürür, kervan yürür”..