Türkiye-AB İlişkileri / Sıtkı Uluç [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türkiye-AB ilişkileri



Türkiye-AB İlişkileri / Sıtkı Uluç [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türkiye-AB ilişkileri


Sıtkı Uluç da aslında, söylevleri ve karar metniyle “Hayır” diyor :     “Ermeni soykırımını tanıyacaksın...”     “Tam üyelik yolu Diyarbakır’dan geçer...”     “Aleviler, Kürtler azınlıktır...”
     “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıyacaksın, işgale son verecek, adayı terk edeceksin...”     “Son sözü sen değil, biz söyleyeceğiz...”     Vs, vs...     Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell, geçenlerde, Türkiye ziyareti öncesinde biz Türk gazetecileri bir kahvaltıya davet edip konuştuğu zaman, Ankara’daki temaslarının ardından “Kürdistan’ı ziyaret edeceğini” söyle-mişti. Galiba “dil sürçmesi” olmuş !     Sürçe sürçe Türkiye’yi bir yerlere götüreceklerini sanıyorlar.     Yani garp cephesinde değişen bir şey yok. Biz o “evet” pankartlı parlamenterlerin büyük kısmının gerçek niyetlerini biliyor, görüyoruz ama şimdi onlar da gördüler ve bildiler ki, “gereğinde”, “zamanı gelince” Türk Devleti, Türkiye Cumhuriyeti; başbakanı, dışişleri bakanı kim olursa olsun, “Ben büyüğüm, onurluyum, güçlüyüm ve muhtaç değilim” demesini, “rest çekmesini” biliyor.      Avrupa Parlamentosu’na da sıra gelecek!  Zaman sadece Türkiye’yi değil, onları da çok değiştirecek. Eğer, bugün Avrupa Parlamentosu bünyesinde sağlam temeller oluşturan aşırı sağ ve AB karşıtları, 10-15 yıl içinde bu kurumu tamamen çökertme hedeflerine ulaşamazlarsa, o zaman kurum daha mâkul ve kendi menfaatlerini bilen politikacıların elinde olacak demektir ki bu da Türkiye’ye karşı tavrın tamamen deği-şeceği anlamına gelir.q q q      Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, feci sıkışmış bir durumda, ülkesinin televizyonunda dil dökü-yordu. Heyecanla dinliyor, flaş haberler geçiyordum:
     “Türk halkı onurludur, sonucu belli olmayan önerileri kesinlikle kabul etmez...”     “AB biraz küçüktür, Türkiye büyüktür. Tür-kiye’ye ihtiyacımız var. Dışlamamak menfaati-miz icabıdır...”     “Türkiye ekonomik açıdan dev bir pazardır, ekonomisi çok güçlü bir devlettir...”     “Türkleri kışkırtmayalım, biz kaybederiz!”     Vay be!     Gene gözlerim doldu!
     Sonra, gene kendi kendime “Salak!” dedim, “Beklesene! Adamın tam olarak hangi mesajı verdiğini dinlesene!”     Chirac devam etti:     “Türkiye’nin olası tam üyeliği iyidir ama müzakerelerin başlaması, tam üyeliğin gerçekleşeceği anlamına gelmez...”     “Türkiye’nin 15-20 yıl yapması gereken çok şey var... Müzakereleri istediğimiz an durdururuz...”
     “Ermeni soykırımı bizim yasamızda tanınmıştır, Türkiye bu konuda gerekeni yapmalıdır.”     “Türkiye, 15-20 yıl boyunca her istediğimizi yapsın, müzakereleri tamamlasın. Bitince, son sözü referandumla Fransız halkı söyleyecektir. İstemezseniz Türkiye AB’ye giremez...”     Ne diyo, ne diyo?..     Türkiye 15-20 yıl mücadeleyi verecek, istenen her şeyi yapacak, her tavizi verecek ve sonunda birkaç Fransız ‘olmaz’ dedi diye AB’ye giremeyecek!      Gene gözlerim doldu!      Chirac, kendi halkına hiçbir zaman bu ka-dar açık konuşmamıştı:
     “Hayır” diyor... “Merak etmeyin, siz ‘he’ demedikçe bu iş olmaz...”     Fransa ve Türkiye’deki AB karşıtları, Ermeni lobisi, bölücü takımı rahat bir nefes alıyorlar.
     Ve “bilinçli” Türk basını manşetlerini atıyor:     “Mersi Mösyö!”q q q    Siyasi ihtirası nedeniyle AB karşıtı aşırı sağ ile koalisyon yapmakta tereddüt etmeyen Avusturyalı Başbakan Schüssel de referandum sözü verdi.     “Danke Schön!”q q q    Neticede zorlu mücadele daha yıllarca devam edecek ama ben yoruldum. Türkiye’nin AB’ye üye olacağı günleri görmeye ömrümün yeteceğine de, o zamanlarda ortada “üye olmaya değer bir AB” kalacağına da inanmıyorum. Ama bugün, tüm koşullara, zorluklara, yaşananlara ve yaşanacaklara şöyle bir bakınca, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmaktan büyük gurur duyuyor, ülkemizin geleceğini, AB’li veya AB’siz, AB’ninkinden çok daha parlak görüyorum.     Şimdi bütün bunları bir kenara bırakıp esas “zorlu mücadele”ye bakmak istiyorum. Geleceği pek parlak gözükmeyen, beni üzen ve endişelendiren bir durum...      Bizim Akçaabat Sebatspor’un durumu !     İsterdim ki AB’nin “Diyarbakır’dan geçen yolu” Akçaabat’tan da geçsin.      Bizim takımın da yüzü biraz para, biraz des-tek görsün de şu lig sonununculuğundan kurtulsun.
     Akçaabat Sebatspor ikinci lige düşmesin !     AB bir işe yarasın !      Zirve’de “aile fotoğrafı” çekiliyor, bu amaçla tüm devlet ve hükümet başkanları bir podyum üzerinde buluşuyordu. Her liderin fotoğraf için durmaları yerin belirlenmesi için yerlere ülkelerin bayrakları koyulmuştu. Liderler, bayraklarının bulunduğu yerde duruyorlardı.    Recep Tayyip Erdoğan, kendi yerini belirlerken yerdeki Türk bayrağının üzerine basmadı, bayrağı yerden alıp, diğer liderlerin şaşkın  bakışları önünde temizledi ve özenle cebine yerleştirdi.     Abdullah Gül de bu tavırı izledi.    Zirvede Türk bayrağı yerlerde sürüklenmedi, üzerine basan olmadı...