Deceuninck Genel Müdürü Clement De Meersman [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türkiye-AB İlişkileri / Sıtkı Uluç



Deceuninck Genel Müdürü Clement De Meersman [ Anadolu .. 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 .. ] Türkiye-AB İlişkileri / Sıtkı Uluç


mızı düşündük. Ama Ege Pen eki-binin tamamı temizliğe ve onarıma öyle bir girişti ki tesisler inanılmaz kısa bir sürede tekrar faal oldu, üretime geçti. Böyle bir şey dünya-nın başka hiçbir yerinde olamaz. Üstelik bu su baskını felaketi Türki-ye'deki kâr ve gelir rakamlarını hiç etkilemedi oysa kolay bir özür olabilirdi.     ü Deceuninck dünyanın her yerinde aynı standart ve yöntemlerle mi çalışıyor ?     ü Evet, standartlar her yerde aynı ama Türkiye'de insanlar çok daha sorumlu çalışıyorlar ve çok daha yaratıcılar. Örneğin atıklar ko-nusunda… Atmak yerine bunları değerlendirme yöntemleri arayıp buluyorlar. Enformatik sistemimizi de süratla benimsediler. Diğer bi-rimlerimizde yeniliklere kapalı tavırlarla sık sık karşılaşıyoruz, Türkiye'-de bu hiç olmuyor. Oysa, enforma-tik sistemimiz Türk Lirası'nın çok sayıda sıfırına uyumlu değildi, so-runlar vardı. Türkler, yaratıcılık güçleriyle bu sorunları hemen aş-tılar…
     ü Türkiye'de olumsuz dene-yimleriniz de var mı?     ü En büyük şoku 2002'de, TL'nin yüzde 160'a ulaşan deva-lüasyonu ile yaşadık. O yılı 5 mil-yon euro zararla kapattık. Enflas-yon ve TL'nin istikrarsızlığı karşı-laştığımız en büyük sorunlar…     ü Türk makamlarla temaslar konusunda ne düşünüyorsunuz?     ü Yerel yönetimlerle temaslar çok yapıcı… Su baskını olayı sıra-sında onların da çok yardımını gör-dük. Hemen önlemler aldılar, pompalar yerleştirdiler ve bu tür olayla-rın tekrar yaşanmaması için fabrika çevresine duvar yapmamıza izin verdiler. Yüksek düzey yetkililerle fazla bir temas olduğunu sanmıyorum ama uyum sürecinde hiçbir sorunla karşılamadık. Zaten yönetici olarak gönderdiğimiz Belçikalı, bir Türk bayanla evlendi. Uyum süreci gayet iyi gidiyor ve ben Tür-kiye'ye her gidişimde insanların iyi çalışma ve iyi eğlenme sanatlarına hayran oluyorum.     ü Türkiye-AB ilişkilerinin bu-günkü boyutu hakkında ne düşünü-yorsunuz?     ü Elbette Türkiye'nin müm-kün olan en kısa zamanda AB üye-si olacağını umud ediyoruz. Bizim açımızdan, parasal istikrar yönünden, bu çok olumlu bir şey olacak. Türkiye'nin euro alanına girmesini istiyoruz. Bugünkü durumda hammadde euro ile ödeniyor, satış TL üzerinden yapılıyor. En ufak bir dalgalanma sorun kaynağı oluyor. Bunun dışında Türkiye'de çalışmayı frenleyen fazla bir unsur yok. Zaten Türkiye'deki fabrikamız Avrupa'ya ihracat yapıyor. Bence AB böyle bir pazarı ve böyle bir genç nüfusu bünyesine almalıdır. Bu, Avrupa için çok olumlu etkileri beraberinde getirir. AB bir şeyler yapmazsa yok olacak. Nüfus piramiti gittikçe dengesizleşiyor. Avrupa nüfusunun, Türkiye'den göç olma-dan, Türkiyesiz, 50 yıl sonraki halini görmek isterdim. Nüfus yarı yarıya düşer. Ben-ce pazarı muhakkak genişletmek, yeni tüketici-ler ve işgücü bulmak gerekiyor. Bü-tün bunlar Türkiye'de bulunuyor!
     ü Yasalar ve standartlar açı-sından da Türkiye'de bazı avantaj-lar görüyor musunuz?    ü Bazı dengelemeler gereki-yor ama bütün ülkelerin bizde mevcut olan bürokratik sisteme doğru itilmesinin iyi bir fikir olduğunu da düşünmüyorum. Her ülkenin ken-dine özgü yöntemleri var ve buna saygı göstermek gerekir. Zaten bu-günkü AB ülkeleri arasında da önemli yasa ve yöntem farklılıkları var. Bu alanda İtalya ile İngiltere'yi mukayese etmek mümkün değil. Türkiye için de öyle olacak. Bana öyle geliyor ki, Türkiye konusunda pek çok soru gündeme taşınırken, örneğin Polonya konusunda bu hiç yapılmadı. Türkiye'ye kayıt dışı ekonomi ithamı yapılıyor, oysa bu Polonya'da da var. Kimse bunu görmek istemiyor. Üstelik biz Tür-kiye'deki varlığımız sürecinde bu alanda hiçbir sorun yaşamadık.     ü O zaman neden AB kamu-oyu Türkiye konusunda tereddütlü ve genelde karşı tavır izliyor?
     ü Bence bunun temelinde din korkusu var. Oysa bizim dene-yimlerimizde ve faaliyetlerimizde bu unsur hiçbir zaman sorun olmadı. Bu ülke yeterince tanınmıyor, ileti-şim sorunu var. Batı Avrupalılar, en iyi durumda, Antalya'ya bir-iki haf-ta gidip otellere kapanıyorlar. Bir ülke böyle tanınmaz. Türkiye'ye gi-den, oradaki insanları, güncel yaşa-mı ve profesyonel yaklaşımı izleyen Deceuninck personeli din unsurunun olumsuz etkisini görmüyor, iş-lere karıştırılmadığını görüyor. İs-lam bir yaşam felsefesi, kendine özgü değerleri var ama dine yakla-şım Belçika'dakinden farklı değil. Bunu daha iyi anlatmak gerekiyor. Zaten Avrupa'nın Hıristiyan olduğu nerede yazıyor? Üstelik, Türkiye'ye kapıların kapatılması, aşırı uçlara daha fazla şans tanımaktan başka bir şey getirmez.