Röportaj: Sofie
Brutsaert ü Deceuninck firmasının gurur duyabileceği
zengin bir tarihi var. Kısaca anlatır mısınız ?
ü 1937'de, dede Bernard Deceuninck şirketi tek
başına oluşturdu. Plastik elbise düğmeleri, ta-raklar, çocuk
oyuncakları imal edi-yordu. O zamanlar plastik çok yeni bir üründü.
Yıllar sonra, üç oğlu, İtalya'da bir tatil sırasında, plastik panjur
üretimine yönelik yepyeni bir teknoloji buldular. 1950'li yılla-rın
sonunda, 60'lı yılların başında küçük bir devrimdi bu. "Extrusion"
olarak adlandırılan bir teknik söz konusuydu ki bugünkü plastik
üretimimizde de bu yöntem temel oluşturuyor. O zamandan itibaren
Deceuninck ürün çeşitlerini artırdı. Tavanlar için plastik çıtalar,
duvarlar için döşemeler… 60'lı yılların sonunda pencere şasileri
üretimine başladık. Bugün anahtar ürünümüz bu… Önce Belçika pazarını
ele ge-çirdik, sonra, 80'li yıllardan itiba-ren, komşu ülkelerden
başlayarak yavaş yavaş küresel pazarda söz sa-hibi olduk. Bugün 32
ülkede faali-yet gösteriyoruz. ü Deceuninck
gibi bir firma için uluslararası bir ticaret politikası neden önemli,
hatta kaçınılmazdır? ü Her şeyden önce, Belçika
pazarı oldukça kısıtlı. İhraç etmek lazım, öncelikle bunu yaptık.
Ma-alesef ürünlerimiz çok yer tutuyor, hacımlı ve içi hava dolu…
Nakliyat maliyeti yüksek olunca üretimi tü-ketim yerinde, pazarında
faal ol-mak istediğimiz ülkelerde yapmak gerekiyor. Önce Fransa'da,
sonra İngiltere'de fabrika kurduk. Polon-ya'ya ihracatımız vardı, orada
üretim başlattık. Rusya'ya ihracatımız var, yakında orada da bir üretim
bi-rimi kuruyoruz. Girdiğimiz her yeni pazar için doğal bir süreç bu…
Bi-zim sektörümüzde rekabet gücünü korumak için istikrar, süreklilik ve
belirli bir tırmanış önemlidir. Örne-ğin hammadde alımında… On yıl önce
Solvay'den 20.000 ton plastik hammadde alıyorduk ve en bü-yük
müşterisiydik. Bugün grubumuz yılda 200.000 ton plastik hammadde alıyor
ve en büyükler arasındayız. Hammaddeyi daha ucuza almamızı sağlayan
tırmanış avantajımız olmasa bu pazardaki rakiplerle başa çıkmamız
mümkün olmazdı. Bir başka avantajımız da, yeni ürünlere ve yeni
teknolojilere yönelik bilimsel araştırmaların ma-liyetini grubumuz
bünyesinde paylaşabilmemizdir. ü Deceuninck,
Türkiye'de daha çok "Ege Pen" ismiyle tanı-nıyor. Ne zamandan beri bu
ülke-desiniz? ü 1999'dan beri… O dö-nemde
masamızın üzerinde iki proje vardı: Türkiye ve Çin… İkisi de ilginç,
cazip gözüküyordu ama Yönetim Kurulu iki projeyi eşzamanlı başlatmaktan
yana değildi. Birini seçmek gerekiyordu. Fazla tereddüt etmedik ve en
pragmatik yolu seçtik. Çin fazla uzaktaydı, çok farklı bir kültür söz
konusuydu ve o zamanlar şirketlerin adli yapısı pek net değildi.
Projenin Çin'de gerçekleştirilmesi, Türkiye'ye oranla daha karmaşık
geldi gözümüze… Türk pazarı çok daha cazip gözü-küyordu. Genç bir nüfus
ve büyük bir inşaat pazarı ve kültürü var Türkiye'de… Üstelik çok yakın
ül-ke, gerektiğinde üç saatte oradayız. İnsanlar lisan biliyorlar,
İngilizce, Fransızca, Almanca konuşuyorlar. Bütün bunlar, seçimimizi
süratle yapmamız için yeterli unsur oldu. ü
Süratli bir seçim yaptınız. İyi bir seçim
miydi? ü Evet. Son 5 yılda aldığımız en iyi
karardı bu… Önce Zorlu ailesiyle işbirliği yaptık. Mevcut şirketin
yüzde 51 hissesini satın aldık. 2002'de kalan hisselerin de hemen
hepsini satın aldık, yüzde 2 kadarı hariç... Türkiye'de hissedarları
his-selelerini satmaya mecbur eden ya-sal bir yapı yok ve bu konuda
sıkıntılar olabiliyor. Türkiye'nin AB'ye adaylığı çerçevesinde bu
alanda da yasal değişiklikler olacak gibi gözü-küyor, tartışmalar iyi
yönde gelişi-yor. ü Türkiye'nin Deceuninck
açısından bu kadar önemli bir pa-zar olmasının başka nedenleri var
mı? ü Para kazanılacak pazarlara yatırım yapmak
gerekir elbette. Ya-ni gelişen pazarlara… Rekabet or-tamı ve rakiplerin
konumu da önemlidir. Yüzde 10, 20, 30 büyü-yen pazarlar caziptir. Bizim
için Türkiye, Doğu Avrupa ve Rusya ile birlikte, gerçekten çok iyi bir
gelecek vaad eden bir pazar…