Merhaba Ulus Olmak
AB zirvesi yaklaştıkça, Türkiye üzerinde
oynanmak istenen oyunlar da giderek daha fazla gündeme taşınıyor.
Gelecek ay tablo netleşecek: AB ya müzakerelerin 2005’in ilk yarısında
ve koşulsuz başlamasını isteyen Türkiye’nin bu talebini olumlu
yanıtlayacak veya her zamanki gibi vakit kazanmaya yönelik formüllerle
oyalama taktiği izleyecek. Bugünkü durumda AB
Komisyonu’nun Türkiye’ye ilişkin “koşullu evet” önerisinde öylesine
ayırımcılık ve adaletsizlikler var ki, o önerilerin altına imza atıp
genç nesillerin geleceğini ipotek altına aldırmak cesaretini herkes
gösteremez. Kıbrıs konusunda yaşananların ardından, AB’den bir de bu
“kazık” yenemez. Türkçe olmayan belgelere
imzalar atmak durumunda kalan siyasetçilerin işi zor. “İki ucu pis
değnek” hikayesi... Bu gelişmeleri heyecan ve
endişeyle izler-ken, AB Komisyonu’nun ve Avrupa Parlamen-tosu’nun
Türkiye hakkındaki yaklaşımlarını, şaşı bakışlarını hayretle
gözlemlerken, Brüksel’deki bazı kulis gelişmelerini de görmezden
gelmemek gerekiyor. Örneğin Leyla Zana’nın “resmi
ziyareti” sırasında olup bitenleri... Bazı
Belçikalı politikacılar, “Belçika Federal Anayasası”nın Türkiye’de
uyarlanabileceği gibi “dâhiyane” bir fikri Zana ile paylaşmışlar.
Kapalı kapılar ardında, bu konunun incelenmesi için heyetler
oluşturulmasından bile söz edildiği
belirtiliyor. Türkiye’de de Belçika sistemi
örnek alınarak bazı sorunlara çözüm bulunabileceğini ileri sürenler
ortaya çıkmaya başladı. Bunların başında terör örgütü yandaşları
geliyor. Bir de, dünyadan haberi olmayan bazı köşe
yazarları... Belçika Anayasası’nın en temel
ilkelerinden ve hedeflerinden birinin “bölücülük” olduğunu, Belçika
Devleti’nin artık sonunun geldiğini, bunu bizzat kendi üst düzey
politikacı ve yöneticilerinin söylediğini, sistemin çöktüğünü, tek
çözümün “bağımsız devletler kurmak” olarak görüldüğünü ve bu yönde çok
ciddi, yoğun çalışmalar yapıldığını anlatmak
gerekiyor. Türkiye’yi bu hallere düşürmek
isteyenlerin Brüksel’deki arayışları doğaldır. Diğer cahillere anlatmak
gerekiyor ki, Türkiye’de, Belçika’da-kinin aksine, bir “ulus” vardır.
Bölünmeyi, azınlık sayılmayı, iç çatışmaları her zaman reddetmiş olan
insanlardan oluşan bir “ulus”! Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurucusu olan bu “ulus” Belçika’yı örnek almaz. Keşke
Belçika Türk Ulusu’nu örnek alsaydı da haritadan silinme noktasına
gelmeseydi!
Dolunay Uluç