Prof.
Ahmet Taner Kışlalı Atatürk ve din
Fransızların sevdiğim
bir lafı var... "İ'lerin üzerine noktalarını koymak" derler...
Nokta nedir ki! Ama noktaları koymazsanız, 'i' kendisi olamaz, 'i'
olamaz.
Bir dinsel bayramı yaşarken, Atatürk ve din konusuna - bir kez daha -
değinmenin tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Yani noktaları koymanın tam
zamanı.
Noktaları yobazların gözlerine sokmak gerekiyor.
Hem sağın yobazlarının... hem de 'kendini solda sanan' yobazların... q
q q
Çok ilginç bir şekilde, sağın ve solun yobazları, 'Atatürk ve din'
konusundaki yorumda buluşuyorlar:
- Laiklik Hristiyanlık ile bağdaşır ama İslam ile bağdaşmaz... Atatürk
dine karşı idi... Herkesin yapması gereken temel bir 'tercih' var. Ya
dini seçeceksiniz ya da laikliği!
Sağ yobazlara göre, en büyük düşman laikler değil... "Ben Müslümanım ve
aynı zamanda da laiklikten yanayım" diyenler.
Sol yobazlara göre de dinciler içtenlikli ve tutarlı... Ama hem dine
saygılı hem de laik olduklarını öne sürenler, ya içtenliksiz ya da
tutarsız... Hele hele böyle bir tutum kendini Kemalist sayan
birilerinden geliyorsa, ona yönelik hareketlere bir de 'cehalet'
(yani bilgisizlik) ekleniyor.
Ünlü ruh bilimci Adorno'nun İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD'de
yaptığı, çok önemli bir araştırma vardır. Faşizmin temelindeki
'otoriter kişiliği' aydınlatmak amacıyla yaptığı bir
araştırma.
O araştırma, faşizmin insansal tabanındaki ruhsal bozukluğun en çarpıcı
belirtisini şöyle tanımlar:
- Bir şey ya iyidir ya da kötüdür... Ya siyahtır ya beyazdır... Başka
seçenek yoktur...
Prof. Yaşar Nuri Öztürk de suçlulardan. ( ! )
Hem İslamı seviyor, hem Atatürk'ü, hem de laikliği... Üstüne üstlük,
Türkiye'de İslamı en iyi bilen ilahiyatçılardan da birisi... Şöyle
diyor:
"Atatürk, dine karşı olanlar tarafından dine karşı gösterildi, ama
dinin gerçeğine karşı olanlar tarafından da dine karşı gösterildi.
Dinden rahatsız olanlar da dine karşı gösterildi. Dinden rahatsız
olanlar da dinin gerçeğinden rahatsız olanlar da Atatürk'ü buna paravan
yapmak istediler... Türkiye'nin tahribi için, dinciler de dinsizler de
dini kullandılar."
Ve "Atatürk dine karşı mıydı?" sorusunu yanıtlıyor:
"Atatürk'ün hurafe dinciliğini yıktığını herkes biliyor. Yıktığı
hurafenin yerine konması gereken gerçek dinin en ciddi ilk adımı attı.
Elmalı'ya tefsiri yaptırdı. O tefsirden bir şikayetiniz var mı?..
Atatürk dine nasıl bakıyordu? Elmalı'lı tefsiri nasıl bakıyor idiyse
öyle bakıyordu... Arkasından ikinci büyük adımı attı. 12 ciltlik Buhari
tercüme ve şerhini yaptırdı... Atatürk, yıkılması gereken hurafenin
yerine neyin konması gerektiğini tespit etti ve bunun ilk adımın attı.
Biz, arkasını getiremedik."
Ya Atatürk'ün çok önem verdiği 'Türkçe ibadet' konusu?
"Anadilde ibadet tartışılıyor. Tartışmalıyız... Arapça çarpıklığın
aşılması lazım!.." q q q
Laikliği zorunlu kılan koşullar İslam dünyası için de geçerli midir?
Laiklik ile bağdaşma açısından, Hristiyanlık ile Müslümanlık arasında
temel bir ayrım var mıdır? Atatürk Türkiye'de değil de İran'da ya da
Arabistan'da doğmuş olsaydı, devrimini aynı boyutlarda yapabilir miydi?
Kitaplarım, konuşmalarım ve yazılarım, bu soruların somut yanıtlarıyla
dolu. 'Sosyalizm, Kemalizm ve Din' konusunu kafalarında yan yana
getiremeyen bağnazlar için, Alpaslan Işıklı'nın - özel yazılmış -
kitabı da var.
Kafaları karışık olanlar, 'otoriter kişiliğin' cenderesinden
kurtulamayanlar, ne söylerlerse söylesinler... Atatürk'ün dine karşı
olduğu değil, dinde reform yapmak istediği açıktır.
'Aydınlanma' ile dine saygının bağdaşmayacağını sananlar ya bilgisizdir
ya aptaldır, ya da aymazdır!.. Batı'da Aydınlanma Çağı düşünürlerinin
büyük çoğunluğu ne dinsizdi, ne de Allah'sızdı.
Dinin sosyolojik bir olgu ve psikolojik bir gereksinme olduğunu en iyi
kavrayanların başında ise Atatürk geliyordu. Tıpkı Atatürk'ü en iyi
anlamış birkaç isimden birisi olan Hasan Âli Yücel gibi... Neredeyse
bir 'Mevlevi dervişi düzeyinde' dindar olan Hasan Âli Yücel gibi!
Ve Mustafa Kemal, cumhurbaşkanı seçildikten sonra TBMM'ye teşekkür
konuşmasını şu sözlerle noktalamıştı:
"... Ancak böylelikle ve Allah'ın yardımıyla, bana verdiğiniz ve
vereceğiniz görevleri iyi bir biçimde yapabileceğimi umarım." q q q
Yıl 1926... Yer, Trabzon'un Kavaklı Meydanı
Ortaokulu...
Birinci sınıfın kapısı açılır ve Atatürk görülür. Yanında ünlü din
adamlarından Tevfik Hoca vardır. Hoca'ya "Buyrunuz" diye yol gösterir.
Hoca, "Önce siz buyurunuz paşam" diye saygıyla eğilir. Ama Atatürk
kabul etmez. Etrafındakilerle birlikte girerler. Dersin konusu "Sireti
Nebi ve Kuran"dır.
Atatürk bir öğrencinin Kuran okumasını ister. Bu görev de, daha sonra
öğretmen olacak olan Hakkı Okan'a düşer...
Atatürk dinler ve okunan suredeki "Semibasir" sözcüğünün "tecvit"teki
anlamını sorar.
Sonra dersi veren Vasfı Hoca'ya döner. "İnşirah Suresi"ni okumasını ve
yorumlanmasını rica eder. Ama Hoca, sıra yoruma geldiğinde ezilip
büzülür.
- Yanımda yorum kitabı yok.
Atatürk'ün kaşları çatılır... "Birkaç satırlık bir sureyi yorumlamak
için, yorum kitabına ne gerek var" der. Sureyi "tecvit" kurallarına
uyarak kendisi okur. Herkesin anladığı Türkçe sözcüklerle yorumlar. Ve
Vasıf Hoca'ya, bir yanlışlık yapıp yapmadığını sorar.
Hoca mutlu ve hayrandır:
- Siz Tanrı'nın ulusumuza armağan ettiği eşsiz bir öndersiniz...
Olay ilginç ve anlamlı!
Olayın anlatıldığı yazıyı yıllar öncesinde saklayan ve bana ileten
Sayın Feridun Tokalp'e teşekkür borçluyum. q q q
Atatürk Kuran'ı da iyi biliyor, dinimizi de... Gerçek din adamlarına
saygı duyuyor. Onlarda da saygı uyandırıyor.
İlk Türkçe "hutbe"yi veren ve bu geleneği Anadolu'ya yerleştiren O...
İlk kez Kuran'ı Türkçe'ye çevirttiren ve şiir olarak çevrilmesi için
çaba gösteren O... Ezanın Türkçeleştirilmesini sağlayan gene O...
Yaşamın hiçbir anında dine ve dindarlara saygısızlık etmemiş.
Yukarıdaki olay 17 Kasım 1984 tarihli Cumhuriyet'te aktarmış olan
Emekli Öğretmen Mahmut Yağmur şöyle diyor:
"Atatürk laiklik ilkesini oluştururken çok duyarlı davrandı. Dinlerin,
toprağın derinliğine kök salmış toplumsal kurumlar olduğunu gözönünde
tuttu. Hz. Muhammed'in 'İnsanlar, dokumacı tarağının dişleri gibi
birbirine eşittirler. Beyazı, zenciden; Arabı, Arap olmayandan daha
üstün yapan bilim ve eğitimdir' buyruğuna uydu..."
Ve Sayın Yağmur ekliyor:
"Atatürk, Tanrı'yla kul arasındaki yola dikilen usdışı engelleri yıktı.
Mezhep, inanç ayrılığından doğan düşmanlıkları ortadan kaldırıp ulusal
bütünlüğümüzü sağladı."
Doğru...Ama son elli yılın aymazlıkları sonucu, bugün o düşmanlıkların
yeniden filizlendiği de bir gerçek!