Seçkin
ERDEM Kanun çalanları hayranlıkla iz-lerken,
ellerindeki pek kolay bir sazmış gibi görünür. Oysa ne yapması, ne de
çalması kolay değil. Nazmi Durak, konuya merak sarmış, yıllarını
vermiş. Şimdi hem üretiyor, hem çalıyor, hem
öğreti-yor. Önce biraz “teknik bilgi”: Ka-nunun
herbir perdesi, tek ses verecek kadar kusursuz şekilde kaynaş-tırılmış,
tiz bölgeye doğru çapları incelen üçer naylon telden oluşu-yor. Bu
nedenle, kanunların 72 veya 78 teli var. Kanun, 0.6 mm et kalınlığı ve
1-1.5 cm genişliğindeki gümüş yüksüklerle işaret parmaklarının alt
kısmına tesbit edilen mızraplarla, tellere üst ve alttan vu-rularak
çalınıyor. Sazın göğsünde, kasa içindeki sesin dışarıya daha güzel
çıkmasını sağlayan, üçü köşe-lerde büyük, üçü de yanlarda, bunların
arasında olmak üzere etrafı filetolu 6 adet işlemeli kafes var. Kenar
suları ise iki renkli kaplama veya masif ağaçtan,erkek-dişi geçmeli
olarak yapılıyor. Bölmeleri filetolu olan derili kısmın dış tarafında,
eşikten atlayıp burgulara ulaşacak olan tellerin ucunun kalın düğümle
bağlandığı kanalı örten ve kızak içinde çalışan, aynı şekilde su
deseniyle süslenmiş ince bir ağaç var ki adına sürgü deniyor. Peki, 4
kg ağırlığındaki bu heybetli saz aca-ba nasıl taşınır? Burgu tahtasının
sivri ucu, keman sapındaki gibi (tabii çok daha iri) oyma bir
salyangozla bitiriliyor ve saz buradan tutularak taşınıyor.
Musikimizin mızraplı sazları içinde çın çın
öten sesiyle en “dişi”si, yani en kalabalık topluluklarda dahi kendini
duyuran sazı olan Kanun, sabit akortlu ve hazır sesli olması
bakımından, çalınması kolay gibi görünen eşsiz bir renk ve melodi sazı.
Halk arasında "Üzerin-de kedi gezinse bir nağme çıkar" deyiminin
yerleşmiş olması bu yüzden... 1955
yılında, Kırklareli'nde do-ğan Nazmi Durak, 1964 yılında Belçika'ya
gelmiş. Belçika'daki eği-timinden sonra çeşitli işlerde çalış-mış ve
geçtiğimiz yıl Ford fabrika-sından emekli edilmiş.
Nazmi Durak gerçek bir Türk müziği hayranı,
özellikle de kanunu çok seviyor. Bu sevgiyi şu ifadelerle anlatıyor:
"Trakya yöresine, yani bizim oralara ait değil bu
çalgı ama sesi beni büyülüyor. Çok gizemli bir sesi var ve çalarken
adeta matema-tik hesabı yapar gibi düşünmek
ge-rekiyor." Gurbeti ve gurbetçiyi çağrıştı-ran
bağlama Nazmi Durak’ın çok ilgisini çekmiyor. Tatil için gittiği,
eşinin memleketi olan İzmir'de ka-nunun özelliklerini araştırıyor ve
yapımından, teknik özelliklerine kadar her şeyini öğrenmeye başlı-yor.
İzinlerini kanun dersleri alarak geçiriyor. Rahmetli kanun ustası Ahmet
Yatman'dan, Turan Tezelli'-den dersler alıyor. Büyüsüne kapıl-dığı bu
güzel çalgıyı kendisi, el emeğiyle yapmaya
başlıyor. Limburg’daki “Music Club”ün de kurucu
üyelerinden olan Nazmi Durak, "Ben kahvehaneleri, kağıt oyunlarını
falan bilmem. İşten çıktığımda doğru eve gelirim. Gara-jımda küçük bir
köşem vardır, ora-da kanun, kemençe gibi çalgıları yapıp, onlara hayat
vererek çalacaklar için titiz bir şekilde onları hazırlarım" diyor.
Bugüne kadar 40'a yakın ka-nun, 25 kadar
kemençe yapan Du-rak, izine giden arkadaşlarının kendisine dut ağacı,
ya da çalgıların teknik parçalarından getirmelerin-den çok memnun
olduğunu söylü-yor. Nazmi Durak’ın eşi Fatma
Ha-nım kocasının Kanun sevdası için şu yorumu yapıyor:
"Kanun'u çalmaktan ziyade; sı-fırdan bir ağaç
kütüğünü alıp böyle güzel bir enstrüman haline dönüş-türmek onu daha
mutlu ediyor". Tatile gittiklerinde,İzmir’de,
Nazmi Durak soluğu hemen kanun üstadı Ender Usta'nın yanında
alı-yormuş. Ustayı saatlerce izlemek ve izlerken de öğrenmek...
Belçi-ka'ya dönüşte şevkle yeni öğren-diklerini ve araştırdıklarını
ortaya koyacağı eserlerde uygulama heyecanı...
Bu işin ustalarından tam not alan Nazmi Usta'nın ürettiği sazlar bugün
birçok müzisyenin ellerinde hayat buluyor.