halde bu
lisanı konuşmayı reddediyor. Flaman-cacıysanız, Valon polis bu lisanı
hemen hiç bil-miyor. Belediyelere işiniz
düşerse ve o bölgenin lisanını bilmiyorsanız, yandınız. İstediğiniz
kadar, “Ben Belçikalıyım, kendi ülkemde yaşıyorum” deyin... Kendi
vatandaşınıza, kendi memuru-nuza derdinizi
anlatamazsınız. Brüksel "uluslararası"
havaalanına indiğiniz-de Flamanların Fransızcacıları nasıl
karşıladıkları malum... Orası "Flaman bölgesi"!
En son maskaralığı "Valon kalorifer tamircileri" yaşadı. Flamanca
bilmeyen Valonların, Fla-man kesiminde iş yapmaları engelleniyor!
Kalo-rifercilerin, Flaman müşterilerinin kaloriferlerini tamir etmek
için "lisan imtihanından" geçmeleri gerekiyor!
Belçika'nın yaşadığı bir "rejim krizi" değil, "devlet krizi"... Çünkü
"federal kurumlar" devle-tin ortak malları, değerleri, menfaatleri için
ka-rar alamaz duruma geldiler. Her şey "bölgesel"...
Ve bu, "devletin sonu"nu getiriyor.
Flamanların büyük bir kesiminin ne istediği
artık belli, bunu açıkça söylüyorlar:
"Bağımsızlık!" Bazı ülkelerde
“büyükelçilik” bile açtılar. Valonların ise
bunu ne isteyecek, ne de te-laffuz edecek güçleri yok. Onlar Fransa'yla
bü-tünleşmeyi tek çare olarak görüyorlar. Önceleri bu kadar sağlıksız
ve sorunlu bir bölgeyi bünye-sinde istemeyen Fransızlar fikir
değiştirdiler. Bu konuda yapılan toplantılara artık diplomatlarıyla
katılıyorlar. Şatolarda bir araya gelen işadamları, diplomatlar,
sendikacılar, politikacılar "Devleti nasıl paylaşacağız?", “Yeni
devletleri nasıl kuracağız?” sorularına yanıt arıyorlar. Bu çalışmalar
sonunda, 2005'te bir "manifesto" yayımlanacak.
Federal sistem devleti öylesine böldü ve fa-kirleştirdi ki, paylaşacak
fazla bir şey de kalma-dı. Ama Flamanların haklı feryatları
var: "Flaman bölgesinde otoyollarda 100 tane
radar var. Valonya'da sadece 4 tane... Bu ra-darlardan gelen cezalar
devlet kasasına gidiyor. Bizim paramız Valonlara
akıtılıyor..." Buyrun size "devlet
sorunu"! Belçika'da artık hep "Çekoslovakya
örneği" gündeme getiriliyor. 1993'te, birkaç günde bö-lünen bir ülke...
Sınırları ve koşulları Belçika'ya çok
benziyordu. Ama Belçika'da paylaşılamayan bir
"Brük-sel" var ki, eğer olmasaydı ülke şimdiye kadar çoktan bölünmüş,
haritadan silinmişti. Flamanlar Brüksel'in
"kendi toprakları" ol-duğunu savunuyorlar ama kentte Fransızcacıla-rın
oranı neredeyse % 90. Fransızlar, "Valonya'yı
alırız ama Brüksel'i de isteriz" diyorlar. Bu
sorunun aşılmasının zorluğunu görenler de "özerk bir bölgeden" veya
"Brüksel" isimli farklı bir ülkeden söz
ediyorlar. "Le Vif" dergisinde çıkan karikatüre
bakınız: Hakim, boşanmakta olan Valon-Flaman çiftinin arasındaki çocuk
olarak gösterilen Brüksel'e soruyor:-Sen annenle mi yaşamak istersin,
babanla mı? Yanıt:
-Ben AB teyzem ile yaşamak istiyorum! Brüksel'i
AB kurtaracak. "Federal sistemi" halleden
Belçika, şimdi "konfederal sistem"den söz ediyor. Nedir konfederalizm?
"İki veya daha çok sayıda bağımsız devletin, bazı alanlarda yönetim
işbirliğinde bulunmaları..." "Federalizm" ve
"Separatizm" o boyutlara taşındı ki devletin bütçesi küçüldü, yılda 45
milyar euroya indi. Aynı devlet, sosyal sigortalar için 40 milyar, kamu
borçları için 26 milyar harcamak durumunda kalınca "bloke"
oluyor. Devletin sonu!
Şimdi demiryollarını, vergi sistemini ve sos-yal sigortaları
"bölgeselliştirmek" hedefi var. Böylece "devlet kasası" tamamen
kaynaksız kalacak. Devletin
sonu! Flamanlar haksız değil: O tarafta
işsizlik ora-nı % 8,8, öbür tarafta % 20'nin üzerinde... Ne-den
Flamanlar Valonların işsizlik tazminatlarını
ödesinler? "Belçikalı olmak" diye bir şey yok
ki! Federal sistemin en önemli koşulu olan
"da-yanışma" diye bir şey yok ki! Bir devletin
sonundan söz ederken, bu dev-letin nasıl kurulduğunu hatırlatmakta
yarar var: Napolyon’un Waterloo’da yenilmesine
kadar bu topraklar değişik Avrupa ülkelerinin hegemonyasında kalmış.
1830’da, Avrupa’nın güçlü ülkeleri bir “tampon bölge” oluşturmak
ihtiyacı hissetmişler. Bu devleti kurup başına da İngilte-re’da yaşayan
bir Alman prensi, Leopold’ü “Kral” yapmışlar. Kral, Kongo’yu (nasıl
oluyorsa) “satın alıp” sömürgeleştirmiş, ekonomi ga-riban Kongo’nun
elmas ve diğer maden kaynak-larıyla “düzene”
sokulmuş.
Belçika böyle kurulmuş bir devlet... Türkiye
Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğunu, o ülkenin insanlarının, el ele,
gönül gönüle ne mücadeleler verdiklerini hatırlatmaya gerek var
mı?“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,Toprak, eğer uğrunda ölen
varsa vatandır..” Değil
mi? Bundan 25 yıl kadar önce, Belçika pasaportu
aldığım için beni askere çağırmışlardı. Brük-sel'de, "Petit Chateau"
denilen yerde sağlık kontrolundan geçmem istenmişti. Gittiğim zaman bir
sürü genç asker adayı arasına karışıp bekle-miştim. Çavuşun biri gelip,
"Flamanlar şu gişe-ye, Valonlar şu gişeye" diye avaz avaz bağırmış-tı.
Ben ortada kalmış, "Belçikalılar nereye gidecek?" diye sormuştum. Az
kalsın ilk asker daya-ğını orada yiyordum!
Gerçekte Belçika'da hiçbir zaman "Belçikalı" olmadı. Gerçekte Valonlar
ve Flamanlar hiçbir zaman birbirlerine sevgi bağlarıyla bağlanmadı-lar.
Birlikte yaşamadılar, hemen hiç bir şey paylaşmadılar. Ulusal
kimlikleri, marşları, bayrakları hep çok önemsiz kaldı. Düşmana karşı
gerçek anlamda birlikte savaşmadılar. Aynı lisanı konuşmadılar; aynı
kültürleri ve hatta aynı dini eğilimleri paylaşmadılar. Aynı
toprakların insanları olamadılar. Birbirlerini ezmenin mücadelesini
verdiler, önce Valonlar Flamanları, sonra Fla-manlar Valonları... Ve
bunu “intikam” aşaması izledi... Ortak iç ve dış politikaları, siyasi
partile-ri; ortak mücadeleleri olmadı. İspanya'nın, İngil-tere'nin,
Fransa'nın, Türkiye'nin teröristlerini "etnik azınlık savaşçısı" diye
besleyip kucakladı-lar. Bunca yıl Batı Avrupa
ülkelerinde yaşadık, bu ülkelerin insanlarını tanıdık. Flamanıyla,
Valonuyla, Brüksellisiyle "Belçikalılar" iyi kalpli, dürüst, hoşgörülü,
düzgün insanlar... Aşırı sağ partilere oy veren yüz binler bile
"çaresizlikten", "bezginlikten" söz ediyorlar. Onları bu noktaya
getiren "bölücü federal sistem"den başka bir şey değil...
İşte bu nedenlerle Belçika Kraliyeti'nin ve
Belçika Federal Devleti'nin sonu geldi! Ve işte
bu nedenlerle, Belçika, Türkiye Cumhuriyeti için asla bir "model"
olamaz!