Belçika Devleti'nin sonu [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Faymonville



Belçika Devleti'nin sonu [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Faymonville


halde bu lisanı konuşmayı reddediyor. Flaman-cacıysanız, Valon polis bu lisanı hemen hiç bil-miyor.     Belediyelere işiniz düşerse ve o bölgenin lisanını bilmiyorsanız, yandınız. İstediğiniz kadar, “Ben Belçikalıyım, kendi ülkemde yaşıyorum” deyin... Kendi vatandaşınıza, kendi memuru-nuza derdinizi anlatamazsınız.     Brüksel "uluslararası" havaalanına indiğiniz-de Flamanların Fransızcacıları nasıl karşıladıkları malum... Orası "Flaman bölgesi"!     En son maskaralığı "Valon kalorifer tamircileri" yaşadı. Flamanca bilmeyen Valonların,  Fla-man kesiminde iş yapmaları engelleniyor! Kalo-rifercilerin, Flaman müşterilerinin kaloriferlerini tamir etmek için "lisan imtihanından" geçmeleri gerekiyor!     Belçika'nın yaşadığı bir "rejim krizi" değil, "devlet krizi"... Çünkü "federal kurumlar" devle-tin ortak malları, değerleri, menfaatleri için ka-rar alamaz duruma geldiler. Her şey "bölgesel"...      Ve bu, "devletin sonu"nu getiriyor.
     Flamanların büyük bir kesiminin ne istediği artık  belli, bunu açıkça söylüyorlar:      "Bağımsızlık!"      Bazı ülkelerde “büyükelçilik” bile açtılar.     Valonların ise bunu ne isteyecek, ne de te-laffuz edecek güçleri yok. Onlar Fransa'yla bü-tünleşmeyi tek çare olarak görüyorlar. Önceleri bu kadar sağlıksız ve sorunlu bir bölgeyi bünye-sinde istemeyen Fransızlar fikir değiştirdiler. Bu konuda yapılan toplantılara artık diplomatlarıyla katılıyorlar. Şatolarda bir araya gelen işadamları, diplomatlar, sendikacılar, politikacılar "Devleti nasıl paylaşacağız?", “Yeni devletleri nasıl kuracağız?” sorularına yanıt arıyorlar. Bu çalışmalar sonunda, 2005'te bir "manifesto" yayımlanacak.     Federal sistem devleti öylesine böldü ve fa-kirleştirdi ki, paylaşacak fazla bir şey de kalma-dı. Ama Flamanların haklı feryatları var:     "Flaman bölgesinde otoyollarda 100 tane radar var. Valonya'da sadece 4 tane... Bu ra-darlardan gelen cezalar devlet kasasına gidiyor. Bizim paramız Valonlara akıtılıyor..."     Buyrun size "devlet sorunu"!     Belçika'da artık hep "Çekoslovakya örneği" gündeme getiriliyor. 1993'te, birkaç günde bö-lünen bir ülke... Sınırları ve koşulları Belçika'ya çok benziyordu.     Ama Belçika'da paylaşılamayan bir "Brük-sel" var ki, eğer olmasaydı ülke şimdiye kadar çoktan bölünmüş, haritadan silinmişti.      Flamanlar Brüksel'in "kendi toprakları" ol-duğunu savunuyorlar ama kentte Fransızcacıla-rın oranı neredeyse % 90.      Fransızlar, "Valonya'yı alırız ama Brüksel'i de isteriz" diyorlar.     Bu sorunun aşılmasının zorluğunu görenler de "özerk bir bölgeden" veya "Brüksel" isimli farklı bir ülkeden söz ediyorlar.     "Le Vif" dergisinde çıkan karikatüre bakınız: Hakim, boşanmakta olan Valon-Flaman çiftinin arasındaki çocuk olarak gösterilen Brüksel'e soruyor:-Sen annenle mi yaşamak istersin, babanla mı?     Yanıt:
-Ben AB teyzem ile yaşamak istiyorum!     Brüksel'i AB kurtaracak.     "Federal sistemi" halleden Belçika, şimdi "konfederal sistem"den söz ediyor. Nedir konfederalizm? "İki veya daha çok sayıda bağımsız devletin, bazı alanlarda yönetim işbirliğinde bulunmaları..."     "Federalizm" ve "Separatizm" o boyutlara taşındı ki devletin bütçesi küçüldü, yılda 45 milyar euroya indi. Aynı devlet, sosyal sigortalar için 40 milyar, kamu borçları için 26 milyar harcamak durumunda kalınca "bloke" oluyor.     Devletin sonu!     Şimdi demiryollarını, vergi sistemini ve sos-yal sigortaları "bölgeselliştirmek" hedefi var. Böylece "devlet kasası" tamamen kaynaksız kalacak.     Devletin sonu!     Flamanlar haksız değil: O tarafta işsizlik ora-nı % 8,8, öbür tarafta % 20'nin üzerinde... Ne-den Flamanlar Valonların işsizlik tazminatlarını ödesinler?     "Belçikalı olmak" diye bir şey yok ki!     Federal sistemin en önemli koşulu olan "da-yanışma" diye bir şey yok ki!     Bir devletin sonundan söz ederken, bu dev-letin nasıl kurulduğunu hatırlatmakta yarar var:     Napolyon’un Waterloo’da yenilmesine kadar bu topraklar değişik Avrupa ülkelerinin hegemonyasında kalmış. 1830’da, Avrupa’nın güçlü ülkeleri bir “tampon bölge” oluşturmak ihtiyacı hissetmişler. Bu devleti kurup başına da İngilte-re’da yaşayan bir Alman prensi, Leopold’ü “Kral” yapmışlar. Kral, Kongo’yu (nasıl oluyorsa) “satın alıp” sömürgeleştirmiş, ekonomi ga-riban Kongo’nun elmas ve diğer maden kaynak-larıyla “düzene” sokulmuş.           Belçika böyle kurulmuş bir devlet...     Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğunu, o ülkenin insanlarının, el ele, gönül gönüle ne mücadeleler verdiklerini hatırlatmaya gerek var mı?“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır..”     Değil mi?     Bundan 25 yıl kadar önce, Belçika pasaportu aldığım için beni askere çağırmışlardı. Brük-sel'de, "Petit Chateau" denilen yerde sağlık kontrolundan geçmem istenmişti. Gittiğim zaman bir sürü genç asker adayı arasına karışıp bekle-miştim. Çavuşun biri gelip, "Flamanlar şu gişe-ye, Valonlar şu gişeye" diye avaz avaz bağırmış-tı. Ben ortada kalmış, "Belçikalılar nereye gidecek?" diye sormuştum. Az kalsın ilk asker daya-ğını orada yiyordum!     Gerçekte Belçika'da hiçbir zaman "Belçikalı" olmadı. Gerçekte Valonlar ve Flamanlar hiçbir zaman birbirlerine sevgi bağlarıyla bağlanmadı-lar. Birlikte yaşamadılar, hemen hiç bir şey paylaşmadılar. Ulusal kimlikleri, marşları, bayrakları hep çok önemsiz kaldı. Düşmana karşı gerçek anlamda birlikte savaşmadılar. Aynı lisanı konuşmadılar; aynı kültürleri ve hatta aynı dini eğilimleri paylaşmadılar. Aynı toprakların insanları olamadılar. Birbirlerini ezmenin mücadelesini verdiler, önce Valonlar Flamanları, sonra Fla-manlar Valonları... Ve bunu “intikam” aşaması izledi... Ortak iç ve dış politikaları, siyasi partile-ri; ortak mücadeleleri olmadı. İspanya'nın, İngil-tere'nin, Fransa'nın, Türkiye'nin teröristlerini "etnik azınlık savaşçısı" diye besleyip kucakladı-lar.      Bunca yıl Batı Avrupa ülkelerinde yaşadık, bu ülkelerin insanlarını tanıdık. Flamanıyla, Valonuyla, Brüksellisiyle "Belçikalılar" iyi kalpli, dürüst, hoşgörülü, düzgün insanlar... Aşırı sağ partilere oy veren yüz binler bile "çaresizlikten", "bezginlikten" söz ediyorlar. Onları bu noktaya getiren "bölücü federal sistem"den başka bir şey değil...
     İşte bu nedenlerle Belçika Kraliyeti'nin ve Belçika Federal Devleti'nin sonu geldi!     Ve işte bu nedenlerle, Belçika, Türkiye Cumhuriyeti  için asla bir "model" olamaz!