DHB Bank
Demir Halk Bank Belçika'yla Türkiye arasında
bir ortak parlamenter heyeti kurulmuştu ve Pehlivan o ekipteydi. Bilgi
is-tedik: "O hâlâ var. Çok siyasi bir etki-si
yok, daha çok dostluk gurubu... Bu bütün parlamentolar arasında olan ve
değişik ülkelerin parlamen-terlerini birbirlerine yaklaştırmak amacıyla
yapılan bir şey, parlamentoları bağlayan bir şey değil... Tür-kiye'nin
AB konuları gündemde olunca ilgi tekrar biraz arttı. Ge-çenlerde
Türkiye'ye gittik. Şu da bir gerçek ki, Belçikalı parlamen-terler
dış ülkelerin sorunlarıyla fazla ilgilenmiyorlar. Oysa Türk
parlamenterler farklı, yüzleri Avrupaya çevrilmiş durumda...Çok
zorlamayla yürüyor bu işler. Gerçi başka ül-kelere ilgi daha da
az..."BELÇİKA’NIN GELECEĞİ Bir de Belçika'daki
siyasetin geleceği konusu var, hepimizi ilgi-lendiren veya
ilgilendirmesi gere-ken: "Belçika'da siyasetin
geleceği biraz karışık" diyor Pehlivan ve
ek-liyor: "Belçika'yı anlayabilmek için
ta-rihine bakmak lazım. Bu duruma nasıl gelinildi? İki toplum
arasındaki anlaşmalar ve Almanca konuşan kesim... Federal sistemin
yapısı ne-dir? Şu anda da gündemde bunlar tartışılıyor ve zor konular.
Halk da anlamıyor. Flaman bölgesinin eko-nomik açıdan daha zengin
olması, sosyal haklarının daha az insan ta-rafından kullanılıyor
olması, işsiz sayısının daha az olması ve verilen vergilerin Valonlara
aktarılması... Belçika'nın kuruluş temelinde olan "dayanışma"nın ciddi
şekilde sarsıntıya uğraması... Vlaams Blok'un tu-tumu da var,
olumsuzlukların üstü-ne gidiyor. Örneğin aynı hastalığın tedavisinin
Valon bölgesinde ve Brüksel'de devlete daha pahalıya gelmesi Flamalarda
tepki yaratıyor. Trafikte de durum aynı. Meselâ Flaman bölgesindeki 100
radara karşın Valon bölgesinde 4 radar var, bunlardan toplanan paralar
ortak kasaya gidiyor... Ayrıca özerklik sorunu da var. Flaman bölgesi
kendi özerkliğini hep parayla satın almıştır. Bugüne kadar göz
yumuyorlardı ama artık "Biz kendi kendimizi idare ederiz. Sosyal
si-gortamız, vergimiz bizde kalsın" düşüncesi var. Bu durum nereye
gider bilemiyorum. Ayrılık olabilir mi? Tabii zaman içinde olabilir.
Valon siyasetçilerin izleyeceği politikaya göre bir noktadan sonra
Flamanlar "Ayrılıyoruz" diyebilirler veya daha suni bir yapıya
gidebilirler. Vergi sistemi, sosyal sigortalar sistemi ayrılmaya
geldiğinde artık Belçika yok demektir. Ancak en büyük sorun Brüksel...
Çünkü Brüksel toprak olarak Flaman toprakları ama toplumun yüzde 85'i
Fransızca konuşuyor. Brüksel olmasaydı çoktan ayrılmış olabilirlerdi.
Brüksel sorunu çözülürse iki ayrı ülke olabilir. Çekoslovakya örneği
çok veriliyor. Bir gecede ayrılabildiler, çünkü sınır sorunları yoktu.
Aslında iki vaka da birbirlerine çok benziyor. Çekler bir tarafta,
Slovaklar bir tarafta... Belçika'da da bir sınır var. Zaman içinde
ayrılık olabilir..." Pehlivan'a, Belçika'daki
Türkle-re mesajlarını sorduk: "Kendimizi artık
yabancı hissetmeyelim ve toplumumuza sahip çıkalım. En basitinden,
oturduğumuz sokağa, mahalleye, çöpüne sahip çıkabildikten sonra o
ülkeye de sahip çıkabiliriz. Çok basit görünen önemli olaylar bunlar...
Soka-ğım pis ise o sokaktan ben de sorumluyum. Türk olmam veya olmamam,
oturduğum sokağa sahip çıkmamla hiç ilgili değil. O sorumluluğu
hissetmek gerekiyor. Eğitime elbette çok önem vermek gerekiyor.
Önyargıları düşünme-den, karşı toplumda bizimle bera-ber yaşamak
isteyenlere kapıları açıp onlarla beraber olmak lazım. Nerede olursa
olsun, okumuş ve bilinçli bir toplum bir yerlere gelir. Önemli olan
yılmamak.." Ve klasik soru: Türkiye-AB
ilişkileri: "Olumlu görünüyor. Vlaams Blok
hariç, Belçika siyaseti ve hü-kümeti Türkiye'ye olumlu bakıyor. Tarih
verilsin isteniyor. Malesef Türkiye tanıtımını iyi yapamıyor veya
yapmıyor. Son bir-iki yıl için-de yapmaya çalışıyoruz ama biri-kim yok.
Lobi çalışmaları yapmak ve platformu hazırlamak gerekir. Şu anda çok
yoğun şeyler yapılıyor ama ulaşılması gereken yerlere ula-şılamıyor
gibi geliyor bana. Bekle-yip bekleyip birden çıkış yapıyoruz, karşı
tarafta ters etkisi de olabilir. Gerçi hiç yapmamaktan daha iyi
herhalde... Keşke daha önceden bunları yapmaya başlasaydık. Tür-kiye'ye
karşı ciddi bir önyargı var. Avrupa Türkiye'yi tanımıyor. Açık
olmamız lazım, eleştiriye de açık olup masa başında her şeyi tartışmaya
hazır olmak lazım. Nasıl sa-vunmak gerektiğini bilmek lazım. Eleştiriye
açık olmayınca, Türkiye hiçbir sorunun konuşulmasını iste-miyor diye
düşünüyorlardı. Yavaş yavaş bu hava değişiyor. Turistler Türkiye'yi
daha iyi tanıyorlar ama unutmamak lazım ki kararları verecek olan
turistler değil, siyasetçiler. Turistik tesislere çok fazla yatırım
yapılıyor, keşke biraz da siyasetçi-lere ve Avrupa'daki dostluk
guruplarına yatırım yapılsaydı.. Durum o zaman daha farklı olabilirdi."