Senatör Fatma Pehlivan [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Senatör Fatma Pehlivan



Senatör Fatma Pehlivan [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Senatör Fatma Pehlivan


kında... Avrupa ve Belçika da 10 yıldır fark ediyor. Bunca zaman bu göçmenler kendi hallerine bırakıl-dılar. Flaman toplumuyla biz bireysel temaslarla ilişki kurduk. Ancak toplum yoğunlaşınca bireysel te-maslar yetmiyor, toplumsal temas-lar gerekiyor. Türk ve Belçika hü-kümetleri bu temasları yapmadı" diyor.YERLEŞİK TOPLUM     "Genel tabloya bakınca, geçmi-şi bu kadar iyi bilen birisi olarak, Belçika'daki Türklerin gelişimini ve geleceğini nasıl görüyorsunuz?" sorusuna yanıt şöyle:     "3 kuşak ve 40 yıl... Negatif olaylar var ama ben genelde olumlu bakıyorum. Biz bir göçmen top-lum düzeninden yerleşik toplum haline geliyoruz ve buralı olmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla 40 yıl, göçmenlikten yerleşikliğe geçme zama-nı olarak fazla bir zaman değil. Yi-ne de şu anda siyasette insanlar var, doktorlar, avukatlar var. Ama bunlar bireysel mücadeleler, top-lumsal değil. Zamanla bu bireysel çabaların toplumsal gelişime dönü-şeceğine inanmak istiyorum. Bunu zaman gösterecek. Bu çabalarda sivil toplum oluşumlarına çok bü-yük bir görev düşüyor. Bu konuda da çok eksikliklerimiz olduğunu gö-rüyorum. Elbette gönüllü işi kolay değildir, ellerinden tutulması gere-kir ama benim gördüğüm dernekler kendi geleneklerini, kendi içlerinde yaşatıyorlar. Dernekler daha dışa açık olabilirlerse ve belli bir seviye-ye ulaşabilirlerse toplumsal gelişimi-mizi daha iyi tamamlayabiliriz. Biz bize çalıp, biz bize oynuyoruz, bu-nun kırılması lazım. Bu da nedense daha çok Brüksel ve Valon bölgele-rindeki sivil toplum kuruluşları için geçerli, Flamanlarda biraz daha farklı..."      "Neden Flamanlarda daha farklı? Yapılmış bir sosyolojik araştırma yok ama yaptığımız röportajlardan aldığımız izlenim, Flaman bölgele-rinde yaşayan Türklerin daha iyi uyum sağladıkları, dili daha iyi öğ-rendikleri ve sanki getolardan da daha kolay çıktıkları yönünde... Bu nereden kaynaklanıyor?"     "Belki Flaman siyasetçi ve ku-rumlarının sivil toplum örgütlerine daha fazla önem vermelerinden... Bir de, olumlu veya olumsuz, in-sanları etnik azınlık olarak görüyorlar. Etnik azınlık olarak görünce eğitim ve kültür yatırımı yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. Va-lon bölgesinde insanlar etnik azınlık olarak görülmüyorlar, birer birey olarak görüyorlar. Birey haline ge-tirebilmek için önce pozitif ayrımcı-lık politikası uygulamak gerekir. İnsanların örgütlenebilmesi için fırsat verilmesi lazım, kendi toplumlarını geliştirebilmeleri için ayrımcı politikalarla yollarını açmak lazım. Bu fikir bana ne kadar aykırı olsa da bunun yapılması gerektiğini an-ladım, ta ki o toplum, bulunduğu ülkenin insanlarıyla eşit hale gelene kadar... 40 yıl geriden başlatılan, dil bilmeyen, ülkeyi tanımayan, ku-rumsallaşmayı bilmeyen insanları kendi insanınla aynı seviyeye getir-mek için Flaman bölgesi yatırım yaptı. Yeterli olmasa da belirli bir bütçeyi buna ayırdı. Bu sayede de toplumun içinde bireyler kendilerini yetiştirebildirler. Bu da tabi ki el ele o toplumun temsilcileriyle, masa başında oturarak, kararlar alarak yapıldı. Bu temsilciler de kendi top-lumlarına mesaj taşımaya başladı-lar; getolardan çıkmaları için, eği-time önem vermeleri için, konut sorunlarını ele almak için vs... Bu çalışmalar Brüksel'de ve Valon Böl-gesinde yapılmadı. Sonuçta 40 yıl, toplumlar açısından bakınca uzun bir zaman değil ve gelinen nokta yine de olumlu. Artık bireysel geli-şimden toplumsal gelişime geçmek lazım." BELÇİKA’DA SENATÖR OLMAK     Pehlivan, "Belçika'da senatör olmak nasıl bir duygu?" sorusuna da şu yanıtı veriyor:     "Benim için ünvan gerçekten önemli değil. Ben senatör olduğumu toplumun içine girince hissedi-yorum. Söz sahipliğini bana devre-diyorlar. Büyük bir sorumluluk hissi bu. İlk defa itiraf ediyorum, bazen bocaladığım da oluyor çünkü çok büyük beklentiler var ve bu beklentileri çözmek mümkün değil. Bazen bireysel beklentiler de oluyor, yar-dımcı olmaya çalışıyorum ama her zaman olamıyor. Her şeye rağmen hoş bir duygu. Türk toplumu için-deyken elbette hoşuma gidiyor ama Belçikalıların içindeyken "Sa-yın senatörüm" diye hitap etmeleri de çok güzel bir duygu. Bir Belçi-kalı Türk kökenli birine bunu söy-lediğinde benim toplumuma hitap etmiş oluyor, bu da beni çok duy-gulandırıyor. Dün yaşlı bir Belçikalı tramvaydan inerken yanıma geldi ve "Sayın senatörüm, sizi gördü-ğüm için çok memnunum.  Yaptı-ğınız işleri yakından takip ediyorum ve sizi tebrik etmek istiyorum. Sizin seçmenlerinizdenim" dedi. Bu çok güzel bir duygu, çünkü o Belçikalı benim Türk kökenli olduğumu bile-rek oyunu veriyor ve kendi söz hakkını Belçikada bana vererek, kendisini bana temsil ettiriyor. Bel-çika'da yabancı kökenli adaylara verilen oylar gelişi güzel verilmiyor. Bu konuda araştırma yapıldı ve ya-bancılara giden oyların bilinçli veril-diği tespit edildi. 2003'teki seçimlerde aldığım 52 bin oyun mesajı bu: "Seni Türk kökenli olarak des-tekliyoruz, Türk toplumunun da siyasette ve toplum içinde yeri var" diyerek oy veriyorlar."      "Aslında özel bir konumum da-ha var. Türkiye'de senato yok, se-natör de yok. Dolayısıyla Belçika'-da Türk kökenli senatörüm ve sa-nıyorum dünyadaki tek Türk sena-törüm. Bunu da bana Belçikalı biri söyleyince fark ettim" diyor Pehli-van ve kendisini Türklere karşı "çok sorumlu" hissettiğini belirterek anlatıyor:     "Diğer siyasetçilerden farkım, Türklerle iç içe yaşıyorum. Sorun-larla yatıyorum, sorunlarla kalkıyorum. Belçikalı bir siyasetçi, örneğin trafik dosyasını alır ama trafik so-runlarıyla yatıp kalkmaz. Ama bi-zim ele aldığımız sorunlar eşit haklar, göçmen sorunları siyasi dünyada bitmiyor. Bu binadan çıkıp top-lumun içine girince de aynı sorunlar, televizyonu açıp haber dinle-yince de aynı sorunlar, evde de ay-nı sorunlar... Bazı siyasetçiler eve geldiklerinde siyasi kıyafetlerini çı-kartıp sorunları bir kenara atabili-yorlar. Benim de çok çeşitli konularda dosyalarım var, onları eve gelince bir kenara bırakabiliyorum. Ama benim ilgi alanımdaki sorun sokakta karşımda, hatta aynaya baktığımda karşımda...."