maya
başladık. Flamanlar, Eğitim ve Kültür Bakanlığı'yla Göçmenler Forumu
kurdular. Ardından burada alınan kararlar yasa haline geti-rildi.
O dönem federasyonlar kurulmaya başlandı. Gent'te Çağdaş Dernekler
Federasyonları'nın ilk kurucularındanız. İki dönem de bu federasyonun
başkanlığını yaptım. Bütün bu çalışmalar sırasında siya-setçilerle
temaslar oluyor ve işin içine girmeye başlıyorsunuz. Der-nek
çalışmaları sırasında, zamanla siyasi bilinç de oturuyor. Bir yerlere
ulaşabilmek için artık siyasette de söz sahibi olmak gerektiğini
anla-dık. 1995'te Sosyalist Parti'ye (SPA) üye oldum. Daha önce bana
belediye seçimleri için teklif gelmiş-ti, reddetmiştim. O zaman onların
istediği sembolik bir yabancı adaydı. Yabancı olarak partiye
girdiği-nizde, içine giriyorsunuz ama içle-rinde olmadığınızı da fark
ediyorsu-nuz. Yabancılara oy hakkı için yü-rüyüşler yaptık ve bu benim
için çok önemliydi. Bana teklifte bulundukları zaman henüz parti bu
fikri benimsemiyordu ve ben "Bizim gibi insanların içinizde olmasına
henüz hazır değilsiniz. Hazır olduğunuzda gelirim" dedim. Partinin
93'te gö-rüşü değişti ve yabancılara oy hakkı verilmesi parti
programına alındı. O zaman partiye girdim. Bir siyasi partiye girmek
önemli bir olay ben-ce... Ve önemli olan seçimlerde aday olmak değil, o
partinin gerçek bir bireyi olmak... Düşüncelerinizi ve fikirlerinizi
her zaman tartışabilmeniz lazım. Sadece yabancılarla ilgili konular
değil, her konuda ben bu partinin bireyiyim. Türklük partim için bir
artıdır ama önemli olan benim birey olarak partinin görüşü-nü ve
ideolojisini iyi savunabilmem-dir. Sadece yabancı olarak partinin
içindeyseniz silinmeniz de çok ça-buk olabilir. Bir yandan kendi
gö-rüşlerinizi kabul ettirmeniz, bir yandan da parti çalışmalarına
katkıda bulunmanız gerekir." SEÇMENE ULAŞABİLMEK
Fatma Pehlivan, 2003 seçimlerinde 52 bin
tercih oyuyla sena-tör seçildi. Bu oyların büyük çoğunluğu da
Belçikalılardan geldi. Bu oy potansiyelini Pehlivan şöyle
açıklı-yor: "Bana oy veren insanlar, benim SPA
bünyesinde çalışmaları değerlendirerek oy verdiler. Belçikalı bir
senatör olmak ama tamamen bir Belçikalı gibi düşünmemek ve seçmenlere
de bunu kabul ettirebilmek önemli. Ayrıca bu seçmene ulaşabilmek de
önemli. Ben uzun zama-na yayılmış olan sosyal çalışmalarla, bir
birikimle bu insanlara ulaş-tım. Flaman bölgesindeki sivil top-lum
örgütlerinin çok köklü çalışma-ları var. Bu örgütler siyaseti gözlerler
ve siyasete yön verirler. Ben de siyasete girmeden önce bu insanlarla
işbirliği yapıyordum. Dolayısıy-la bu insanlar benin savunduğum
fikirler olan eşitlik, çok kültürlü bir toplum, iki taraflı hoşgörü
ortamı-nın sağlanması, uyumun iki taraflı olması gerekliliği gibi
konularda gö-rüşlerim olduğunu biliyorlardı. Bu fikirleri sadece üst
düzeyde kalma-dan halka taşıyabilmek, sadece kendi halkına değil,
Flaman halkına taşıyabilmek, onların içine girebil-mek gerekiyor."
Fatma Pehliva kendisini hem Türk hem de
Flaman hissediyor. Çok düzgün bir Türkçesi var. Fla-mancayı da tam bir
Gent'li aksa-nıyla konuşuyormuş, bunu da kendisi söylüyor. Flaman ve
Türk kül-türlerini sevdiği ve her ikisini de çok iyi tanıdığı belli.
Kendinden emin, dengeli ve kendini kanıtlamış olan insanların huzurunu
yansıtı-yor. Gerçek bir Belçikalı olmuş ve Türkiye'yi çok iyi temsil
ediyor. Belçika'da yaşayan genç Türkler için çok güzel bir örnek
olduğunu düşündüğümüz Pehlivan'a bu işin sırrını
sorduk: "En önemlisi eğitim" diyerek söze
başladı Pehlivan ve ailenin önemine
değindi: "Ailenin verdiği eğitim de çok
önemli. Çok basit görünse de, komşu ilişkileri çok önemli. Biz okulda
öğrendiklerimizden belki de daha fazlasını mahallede oyun oy-nadığımız
Flaman çocuklardan öğ-rendik. Flaman kültürünü onlardan öğrendik ve
kendi Türk kimliğimizi de onlara öğrettik. O dönemdeki çocukluk
arkadaşlarım benim için hâlâ önemlidir. Bugün kaç Türk ailenin çocuğu
yandaki Belçikalı ailenin kapısını çalıp, rahatlıkla ev-lerinde oturup
oyun oynuyor? Bizim yetiştiğimiz ortam daha farklıydı. Bize karşı
hiçbir önyargıları yoktu, bizim de onlara karşı bir önyargımız yoktu,
açıktık. Karşıda-kinin de insan olduğu bilinciyle; farklı kültür ve din
geleneklerinin olmasına saygı göstererek; bu sa-yede iki kültürü
birbirinin içine ka-tarak zengin bireyler olarak yetiş-tik. Şimdi aynı
şeyi kendi çocuklarıma vermeye çalışıyorum. Örneğin ben öğretmenken çok
karşılaştığım "gavur" kelimesini biz aile içinde hiç kullanmazdık.
Gavur kelimesi çok olumsuz bir kelime ve bu ke-limeyi kullandığınız
anda zaten ka-pıları kapatıyorsunuz karşıdakine... O kişinin de sizinle
diyalog kurma-sına engel oluyorsunuz. Öğretmen-ken çocuklara anlamını
sorduğumda hiç bilemezlerdi ama olumsuz bir kelime olduğunu
biliyorlardı." Batı Avrupa'daki Türk
toplu-munun varlığının çok geç fark edildiği üzerinde de duran Fatma
Pehlivan, "Türkiye buradaki insanların varlığının son 5-10 yıldır far-