Senatör Fatma Pehlivan [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Senatör Fatma Pehlivan



Senatör Fatma Pehlivan [ Anadolu .. 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 .. ] Senatör Fatma Pehlivan


maya başladık. Flamanlar, Eğitim ve Kültür Bakanlığı'yla Göçmenler Forumu kurdular.  Ardından burada alınan kararlar yasa haline geti-rildi. O dönem federasyonlar kurulmaya başlandı. Gent'te Çağdaş Dernekler Federasyonları'nın ilk kurucularındanız. İki dönem de bu federasyonun başkanlığını yaptım. Bütün bu çalışmalar sırasında siya-setçilerle temaslar oluyor ve işin içine girmeye başlıyorsunuz. Der-nek çalışmaları sırasında, zamanla siyasi bilinç de oturuyor. Bir yerlere ulaşabilmek için artık siyasette de söz sahibi olmak gerektiğini anla-dık. 1995'te Sosyalist Parti'ye (SPA) üye oldum. Daha önce bana belediye seçimleri için teklif gelmiş-ti, reddetmiştim. O zaman onların istediği sembolik bir yabancı adaydı. Yabancı olarak partiye girdiği-nizde, içine giriyorsunuz ama içle-rinde olmadığınızı da fark ediyorsu-nuz. Yabancılara oy hakkı için yü-rüyüşler yaptık ve bu benim için çok önemliydi. Bana teklifte bulundukları zaman henüz parti bu fikri benimsemiyordu ve ben "Bizim gibi insanların içinizde olmasına henüz hazır değilsiniz. Hazır olduğunuzda gelirim" dedim. Partinin 93'te gö-rüşü değişti ve yabancılara oy hakkı verilmesi parti programına alındı. O zaman partiye girdim. Bir siyasi partiye girmek önemli bir olay ben-ce... Ve önemli olan seçimlerde aday olmak değil, o partinin gerçek bir bireyi olmak... Düşüncelerinizi ve fikirlerinizi her zaman tartışabilmeniz lazım. Sadece yabancılarla ilgili konular değil, her konuda ben bu partinin bireyiyim. Türklük partim için bir artıdır ama önemli olan benim birey olarak partinin görüşü-nü ve ideolojisini iyi savunabilmem-dir. Sadece yabancı olarak partinin içindeyseniz silinmeniz de çok ça-buk olabilir. Bir yandan kendi gö-rüşlerinizi kabul ettirmeniz, bir yandan da parti çalışmalarına katkıda bulunmanız gerekir." SEÇMENE ULAŞABİLMEK       Fatma Pehlivan, 2003 seçimlerinde 52 bin tercih oyuyla sena-tör seçildi. Bu oyların büyük çoğunluğu da Belçikalılardan geldi. Bu oy potansiyelini Pehlivan şöyle açıklı-yor:     "Bana oy veren insanlar, benim SPA bünyesinde çalışmaları değerlendirerek oy verdiler. Belçikalı bir senatör olmak ama tamamen bir Belçikalı gibi düşünmemek ve seçmenlere de bunu kabul ettirebilmek önemli. Ayrıca bu seçmene ulaşabilmek de önemli. Ben uzun zama-na yayılmış olan sosyal çalışmalarla, bir birikimle bu insanlara ulaş-tım. Flaman bölgesindeki sivil top-lum örgütlerinin çok köklü çalışma-ları var. Bu örgütler siyaseti gözlerler ve siyasete yön verirler. Ben de siyasete girmeden önce bu insanlarla işbirliği yapıyordum. Dolayısıy-la bu insanlar benin savunduğum fikirler olan eşitlik, çok kültürlü bir toplum, iki taraflı hoşgörü ortamı-nın sağlanması, uyumun iki taraflı olması gerekliliği gibi konularda gö-rüşlerim olduğunu biliyorlardı. Bu fikirleri sadece üst düzeyde kalma-dan halka taşıyabilmek, sadece kendi halkına değil, Flaman halkına taşıyabilmek, onların içine girebil-mek gerekiyor."       Fatma Pehliva kendisini hem Türk hem de Flaman hissediyor. Çok düzgün bir Türkçesi var. Fla-mancayı da tam bir Gent'li aksa-nıyla konuşuyormuş, bunu da kendisi söylüyor. Flaman ve Türk kül-türlerini sevdiği ve her ikisini de çok iyi tanıdığı belli. Kendinden emin, dengeli ve kendini kanıtlamış olan insanların huzurunu yansıtı-yor. Gerçek bir Belçikalı olmuş ve Türkiye'yi çok iyi temsil ediyor. Belçika'da yaşayan genç Türkler için çok güzel bir örnek olduğunu düşündüğümüz Pehlivan'a bu işin sırrını sorduk:      "En önemlisi eğitim" diyerek söze başladı Pehlivan ve ailenin önemine değindi:      "Ailenin verdiği eğitim de çok önemli. Çok basit görünse de, komşu ilişkileri çok önemli. Biz okulda öğrendiklerimizden belki de daha fazlasını mahallede oyun oy-nadığımız Flaman çocuklardan öğ-rendik. Flaman kültürünü onlardan öğrendik ve kendi Türk kimliğimizi de onlara öğrettik. O dönemdeki çocukluk arkadaşlarım benim için hâlâ önemlidir. Bugün kaç Türk ailenin çocuğu yandaki Belçikalı ailenin kapısını çalıp, rahatlıkla ev-lerinde oturup oyun oynuyor? Bizim yetiştiğimiz ortam daha farklıydı. Bize karşı hiçbir önyargıları yoktu, bizim de onlara karşı bir önyargımız yoktu, açıktık. Karşıda-kinin de insan olduğu bilinciyle; farklı kültür ve din geleneklerinin olmasına saygı göstererek; bu sa-yede iki kültürü birbirinin içine ka-tarak zengin bireyler olarak yetiş-tik. Şimdi aynı şeyi kendi çocuklarıma vermeye çalışıyorum. Örneğin ben öğretmenken çok karşılaştığım "gavur" kelimesini biz aile içinde hiç kullanmazdık. Gavur kelimesi çok olumsuz bir kelime ve bu ke-limeyi kullandığınız anda zaten ka-pıları kapatıyorsunuz karşıdakine... O kişinin de sizinle diyalog kurma-sına engel oluyorsunuz. Öğretmen-ken çocuklara anlamını sorduğumda hiç bilemezlerdi ama olumsuz bir kelime olduğunu biliyorlardı."      Batı Avrupa'daki Türk toplu-munun varlığının çok geç fark edildiği üzerinde de duran Fatma Pehlivan, "Türkiye buradaki insanların varlığının son 5-10 yıldır far-