Türk asıllı Belçikalı senatör Fat-ma Pehlivan seçimlerde elde ettiği
onbinlerce tercih oyuyla her sefe-rinde şaşırtıyor, sevindiriyor ve
gu-rur kaynağı oluyor. Gönüllü çalışmalara kendini adamış, Türk
toplu-muyla hep iç içe olmuş bu sosyalist politikacı Senato'da zorlu
bir müca-dele vererek hem Türkleri, hem Belçikalıları temsil
ediyor. Fatma Pehlivan'ın babası 1966'da
Belçika'ya geldi ve Gent'teki bir teksitl fabrikasında iş bulduktan
sonra eşini ve dört çocu-ğu yanına aldı. "Kız kardeşler ara-sında en
büyükleri benim, dolayısı-yla mücadeleyi veren ve yolu açan da ben
oldum" diyen Pehlivan Bel-çika'daki ilk yıllarını şöyle anlatıyor:
"Buraya geldiğimde Türkiye'de ilkokul 2.
sınıfı bitirmiştim. Belçi-ka'da 66 yılındaki ortam daha farklı ve
sıcaktı. Tek yabancı kökenli çocuklar bizdik, ayrımcılık görme-dik.
Aksine yabancı oluşumuz hoş karşılanıyordu. Çocukluğumuzu ve
gençliğimizi, Flaman komşularımız ve arkadaşlarımızla çok hoş bir
or-tamda yaşadık. Farklılığımızı hisse-diyorduk ama bunu bize olumlu
bir açıdan hissettiriyorlardı. Ailemizin bizi yetiştirme biçimi de
iyiydi. İşçi aileden geliyorum, annem ve ba-bam İstanbul'da
yaşamışlardı ve bizleri geleneklerine bağlı ama öz-gür yetiştirdiler.
Babam ev içinde Türkçe konuşulmasını isterdi. An-nem bize bildiği
hikayleri Türkçe anlatırdı. Erkek-kız ayrımı yapmı-yorlardı. Babam
tahsilimize çok önem veriyordu. O dönemde oku-ma mecburiyeti 14 yaşına
kadardı. 14'üne gelmiş gençler tekstil fabri-kalarında çalışmaya
başlardı. Ben o zamanlar eğitime devam eden na-dirlerdendim. Ortaokul
ve liseye gittim. Liseden sonra öğretmen okulunu bitirdim ve 1978'de
Gent Belediyesi'nde öğretmen olarak gö-reve başladım".SOSYAL ALANDA
ÇALIŞMALAR İlk göç dalgasında işçilerin
Bel-çika'ya yalnız geldiklerini; 1974 ve 1980 arasında aile birleşimi
ve göç yasasının çıkması ve eşlerin ve ço-cukların da katılımıyla yoğun
göçün başladığını söyleyen Pehlivan, bu dönemde eğitimli ve çift lisan
bilen gençlere ihtiyaç duyulduğunu belir-terek
anlatıyor: "Gent'te de o dönem getolaşma
başladı. Tekstil fabrikalarına ya-kın, ucuz sitelerde, banyosu,
tuvale-ti olmayan yerlerde yaşanıyordu. Bizim de ilk senelerimiz bu
koşul-larda geçti. Belediye olarak getolaşmayı önce okullarda fark
edebildi-ler. Benim de tam o sırada mezun olmam belediye açısından bir
fırsat oldu. Belediye okullarındaki göçmen çocukların eğitim
projelerinin hazırlanması gibi çeşitli projelerde ve eğitim merkezinde
çalışmaya başladım. Benim gittiğim ilkokuldan ilk mezun olan Türk
kızı ben-dim. 10 sene sonra bir bakıyorsu-nuz ki okulun yüzde 80'i Türk
ol-muş. Öğretmenler ve toplumla, farklı bir sorunla karşı karşıya
gelindi. Biz ilk gelenler olduğumuz için tercüman olarak da
kullanıldık. Do-layısıyla sorunları iyi görüyorduk ve birikim oluyordu.
Okuyan bir aile-nin çocuğu olduğum için de za-manla sorunlara farklı
açılardan bakmaya başladım. Sadece eğitmenlik yetmiyordu, gönüllü
olarak dersler vermeye başladım. Sonra Belçikalılarla beraber dernekler
ku-rarak çocuklara yönelik gezi ve ça-lışmalar düzenledik. Çocuklar,
bıra-kın Belçika kültürünü, kendi kültürlerini geliştiremiyorlardı.
Dolayısıyla kültür çalışmalarına başladık. Folk-lör ekipleri kurduk.
Çocuklarla ça-lışırken annelerin yüzde 90'ının okuma yazma
bilmediklerini gördük ve okuma yazma kurslarıyla 1981 yılında kadın
derneğinin çalışmala-rını başlattık. Gent Kadın Derneği'-ni resmi
olarak da 1984'de kurduk. Sorunu belediyeye taşıyarak annelerin
Flamanca öğrenebilme-leri için önce okuma yazma öğrenmeleri gerektiğini
anlattık. Gent Belediyesi bu önerilere hep açık oldu. Ayşe İşçi ile
beraber yaklaşık 200 ilk nesil kadına alfabe dersleri vererek işe
başladık. O dönem Hol-landa-Belçika Kadınlar Birliği vardı onlarla
iletişime girip malzeme ve bilgi aldık. Flaman dernekleriyle de
iletişim kurup dil dersleri vermelerini istedik. Bütün bunlar 80-84
yılları arasında oldu. 84 senesinde sosyal alanda çalışan, 10 genç
ba-yan arkadaşla, Gent Kadınlar Birli-ği'ni kurduk. Bir yandan çalışıp
bir yandan da gönüllü işlerine devam edince yavaş yavaş toplumun
söz-cülüğünü yapar hale gelip Belçika'-nın çeşitli yerlerine konuşmacı
ola-rak davet edilir oldum."SİYASETE GEÇİŞ
Fatma Pehlivan, yoğun ve öz-verili
çalışmalarını anlatmayı şöyle sürdürüyor:
"Flaman sivil toplum örgütleri-ne göçmenler konusunda fikir vermek
üzere davet ediliyordum. Biz-ler hakkında kararlar alınıyor ama biz
işin içinde yokuz. İlişkilerimiz Belçika'nın dışına da taşmaya
baş-ladı. Hollanda, Fransa, Almanya göçmenler dernekleriyle... 89-90
yıllarında Avrupa Parlamentosu ta-rafından göçmenler forumu
düzenlenmişti, Gent'teki sosyal ve kültü-rel alanda çalışan dernekler
adına temsilci olarak ben katılmıştım. Ay-nı dönemde, Avrupa çapındaki
Türk kadın dernekleriyle temasları-mız gelişti ve bir Türk lobisi
oluşturmaya başladık. Değişik ülkelerde entegrasyon konularındaki
çalışma-ları Flaman bölgesine taşıyıp bura-daki hükümetle çalışmalar
yaptık. Belçika'nın, malum karışık yapısı yüzünden, ben sadece Flaman
bölgesinden söz ediyorum. Hükümetle olsun, siyasi partilerle olsun lobi
ça-lışmalarımızı yarattık ve göçmenlerle ilgili alınan kararlarda etkin
ol-